TABULARA, TALANA, YALANA
BALTA

+
IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA
HAYIR!..
+
Sorumlusu: Av. Hayri BALTA
+
e-posta: hayri@bilgebalta.com
Site adresi: www.bilgebalta.com
+
FEVZİ GÜNENÇ
İÇİNDEKİLER:
|
A. Acı Ninniler Ağlama Küçük Annem Arka Taş Atatürk Devrimleri Nerede Uygulanıyor? At Gitsin! B. Bağışla Beni F Klavye Benim Güzel Gazianteplilerim Bütün Kadınlardan Özür Diliyorum C. Cemevi İbadethane olamaz Ha! Ç. Çakır Tikeni Çatalça Hisarbeyli Köylülerinden D. Dergi Çıkarmak E. Elleri Öpülecek Bir Mustafa Eren Bilge'den Mektup Var Eserleri Eşeğe İnsan Aşısı F. Fevzi Günenç'i Tanıyalım Fatih G. Gaziantep'in Eski Şairleri Gidemem Gül Ver Günaydın |
H. Hasan Ali Yücel Hepimiz Genciz! K. Kitaptan Şato Kuşlar Uçurdum Avucumdan L. Lalezar N. Ne Eyi Ettin Gardaş, Öldün Gurtundun O Onlar Bozacak Biz Yapacağız S. Sabaha Karşı Salih'in Ölümü ile Balta'nın Gülüşü... Saz Kızı Sevda Büyücüleri Sevgiliye 14 Sone Ş. Şaşırtıcı Yasaklar Şiirim T. Tek Kurtuluş Yolu Y. Yaşam Öyküsü Yazı Yerli Malı Bul da Kullan Yolla Bana Z. Zeugma Şiir Miir Günlerinde Aysel Gürel neden yoktu? |
+
1. YAŞAM ÖYKÜM
1940 –
Yaşamla ilgili en güzel şeyi Ömer Seyfettin söylemiş: Ben Gönen'de doğdum... Daha güzel bir şey bulamadığım sürece de kendimle ilgili bir ukalalık etmeye de niyetli değilim.
Yaşam ve ölüm iki gizemli şey. Şaşmışımdır
insanın mükemmelliğine hep. Mükemmel olmayanları da var elbet ama yine de en
azından nefes alabiliyor, saçma sapan da olsa bir şeyler söyleyebiliyorlar,
belki ağlıyorlar, gülüyorlar...
Ne zaman doğdum?
Toprağı bol olası anacığım, "Şıra zamanı" doğduğumu söylerdi.
Bebekliğimi, çocukluğumu gençliğimi ne zaman yaşadım? Ne zaman yaşlandım? Ne çabuk olup bitti bütün bunlar? ..
Ya ölüm? İnsanın kendi kendine bunca emek verip güzelleşmesini sağladıktan sonra birden bire yok olup gidivermesi akıl alacak şey mi?
Doğduğum yer Gaziantep. Gaziantep güzel kent demeli miyim? Bence kentler güzel değildir. Kentleri güzelleştiren insanlardır. Eğer bir kentte bıraktığınız güzel
insanlar varsa ve buluştuğunuzda
kucaklaşabildiğiniz... O kent güzeldir.
Çocukluğunuzun, gençliğinizin aynı kentte geçmesi. Aynı topraktan bir kişi
kızıyla yaşamınızı birleştirmeniz, mutlu olmanız, mutsuzluğu tatmanız doğal.
Koca bir otobiyografik roman yazar da, üç beş satırlık özgeçmişini yazamaz yazar kişi. Şu anda ben de o durumdayım.
Bir yandan diyorum ki, 'Aman ha, kendini övecek bir şeyler yazma! ' Bir yandan da, bu konudaki öğretimi Sevgili Hayri Balta'dan aldım, 'Nedenmiş o! ' diye karşı çıkıyorum kendime. 'Beni benden iyi kim tanır ki övmeyecekmişim...'
Şöyle desem: Öğretmenlik, taksi şoförlüğü, bakkallık, kahvecilik, gazete sahipliği, öykücülük yaptım. Ödüller aldım. Beni en çok sevindiren ödüllerim TRT Dizi Çocuk Filmi Senaryosu Ödülü ve Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliği oldu.
Yayımlanmış on kadar kitabım var. Bunlardan biri ve ilki şiir: Ben Seni Çok Seviyorum...
Yayımlanmış son iki kitabım öykü: Gül Dokurdu Gözlerin ve Işık Olsun Yolumuza Anısı.
Gaziantep'te, Amasya'da, Erzurum Oltu'da, Ankara'da, İstanbul'da, Mersin'de yaşadım.
Milliyet Yayın Grubundan İstanbul'da emekliye ayrıldım. Hiç bir işte çalışmamanın, zamanımı sadece kendime ve yazıya ayırmanın keyfini yaşamayı Gaziantep’te sürdürüyorum.
2. ESERLERİM
Şiir: Ben Seni Çok Seviyorum (1960)
Öykü: Gül Dokurdu Gözlerin(1990), Işık Olsun Yolumuza Anısı(1991), Aman Esin Geliyor (güldürü öyküleri/1992)
Çocuk Öyküleri: Kıvırcığın Serüvenleri(1989) , Benim de Annem Olur musun? (2003)
Çocuk Oyunları (kitap) : 1, 2, 3 ve 4 (1988)
Radyo Çocuk Oyunları: Elliyi aşkın oyunum Ankara Radyosu Çocuk Saatinde yayımlandı.
Sahne Oyunları: Akıl Dağtılırken Sen Neredeydin, Yine Yıktın Perdeyi, Kral Çıplak Ankara Devlet Tiyatroları sahnelerinde oynandı.
Yayımladığım Gazetelerim: Yavru Kuş (Haftalık Çocuk Gazetesi (1967)
Günlük Siyasi Gazetelerim: Olay (1962) Kurtuluş (1968/1973), Halkın Sesi (1973/74), Ortam (1978-1980) Eylem (1979/1980),
Dizi Yazı: Benim “Güzel Gazianteplilerim” adlı yazı dizimde sevdiğim, tanıdığım 200 Gaziantepli'yle ilgili anılarımı yayımlamaya yerel Olay Gazetesinde başladım, Zafer Gazetesinde sürdürüyorum. Aynı gazetenin cumartesi sayılarında tam büyük sayfa halinde "Suya Sabuna Dokunarak" ana başlığı altında, siyasi olaylardan ve sanat etkinliklerinden oluşan eleştirilerimi ve görüşlerimi kaleme alıyorum.
Dosyalarım: Yayına hazır 100'e yakın çocuk öyküleri ve roman dosyalarım var.
x
3. BENİM GÜZEL GAZİANTEPLİLERİM
Ben de Fevzi Günenç’in Güzel
Gazianteplilerinden birisiyim:12
+
4. Y A Z I
Zaman zaman insan bir ileri, bir geri gidiyor anılarını anlatırken. Çocukluğunuzla ilgili bir anı aklınıza geliveriyor ansızın. Araya onu sokuşturmadan edemiyorsunuz. İlk evliliğimden söz edince aklıma Ökkeş Bahri dedemin ikinci evliliği geldi.
Mariam ile yeni evlenmişti dedem. O yıllarda ben dokuz yaşlarında filan olmalıyım. Çünkü okumayı biliyorum artık. Çarşıda arabalı bir çerçiyle karşılaşıyorum. Salt kitaplar satıyor bu çerçi.
Neler yok ki tezgâhında. Hazreti Ali Kan Kalesi, Hayber Geçidi, Arab-ı Zengi, Mahmut İle Yaralı Ceylan, Elif ile Garip, bu garip’in Aşık Garip olduğunu ilk kez öğreneceğim ve şiire meyledeceğim okuyunca.
Sonra… Asuman ile Zeycan, Ferhat ile Şirin… Ferhat da yaman adamdır. Sevgilisine yaranabilmek için onun uğruna dağları delmiş, “çocuk ben”i hayran bırakmıştır kendine. Daha?.. Köroğlu, Keloğlan, Nasrettin Hoca, Bekri Mustafa… Köroğlu beni yiğitliğe, hak hukuk aramaya yönlendirecek ilki. Sonrakiler yazılarımda sürekli olarak ince ince ısıran ama acıtmayan, aksine gülümseten bir yılan dili kullanmamı sağlayacak.
Dedemgilin tek katlı evinde, halının üstüne yüzükoyun uzanırdım. Dirseklerim yerde, avuçlarım yanaklarımda, kendi dünyamı unutur, kitapların içindeki dünyalara göçerdim.
Dedem Nüfus Müdürlüğü yapıyordu o yıllarda o küçük şirin ilçede.
Aradan yıllar geçti. Yeni karısıyla muhabbetleri hiç eksilmedi, arttı. Emekli olduktan sonra bile kol kola, omuz omuza, can cana yürüdüler ele güne bakmadan Gaziantep’in kaldırımlarında. Neyse ki kimse “Moskovaya, Moskova’ya” diye bağıran olmadı onlara.
Bana bağıran olacaktı öyle, yirmi yıl sonra da… Atatürk Bulvarında, şimdiki Ses Sinemasının bitişiğinde Baki isimli Nurcu bir kitapçı vardı. Bana göre yaşlı başlı da adamdı. Kafası kendisi gibi örümcekli bir kaç arkadaşıyla volta atarlardı ara sıra İstasyon Caddesinde.
Benim de yanılıp yazılıp nişanlımla el ele yürüyeceğim tutmuş aynı caddenin kaldırımlarında bir nisan akşamında. Nereden biliriz onların geldiğini ardımız sıra.
“Moskova’ya Moskova’ya!” ünlemesiyle irkildik birinin. Dönüp baktım. Sözünü ettiğim kişiler. Ünleyen de Baki. Dayanamayıp “Amerika’ya Amerika’ya” diye ünleyerek iade ettim ben de mesajlarını.
x
|
5. Acı Ninnileri
Ninni yavrum, ninni uyu uyu da çabucak büyü büyü yavrum büyürsen neler alacağım sana... Acılar alacağım yokluklar alacağım...
Büyü yavrum büyürsen kelepçeler alacağım saat alamadığım çocuk koluna...
Büyü yavrum büyürsen işsizlikler alacağım sana açlıklar alacağım, horlanmışlıklar alacağım gözaltılar alacağım...
Alamadıysam da bisiklet çocukluğuna fabrikalara, çarklara yönelteceğim büyüdüğün zaman yolunu koparıp alsın diye çarklar kolunu.
Uyu yavrum uyu da Büyü yavrum büyürsen zindanlar alacağım sana yurdunu sevdin diye ulusunu sevdin diye özgürlüğü sevdin diye hakkını aradın diye doğruyu söyledin diye idamlar alacağım yargısız infazlar alacağım müebbetler alacağım sana...
savaşlara salacağım seni vurasın diye düşman diye gösterilen çocukları bir ana yavrusu olduğunu düşünmeden onların da öldüresin diye nedenini bile bilmeden savaşlara salacağım seni insan kasaplarının ürettiği silahlar satılsın diye...
Uyu yavrum, uyu ki büyüyesin Büyü ki bütün bunların üstesinden gelesin uyu uyuyabilirsen şimdi Ninni... x 6. Fatih
deden üfleyip okudu kulağına
altın top oynadı annen babanla, hoppala
sektirdiler |
sevmeye doyamazdı komşular
|
x
|
7. Gidemem x
8.
Kuşlar Uçurdum Avcumdan |
ben
uçamıyorum ama
|
x
|
9. GÜL VER
|
10. Lale/zâr |
x
|
11. Sabaha Karşı x
12. Yolla Bana Ak ellerinin resmi gibi Hakketmediğimiz acıları |
|
x
x
|
13. Şiirim |
X 14. GÜNAYDIN
Günaydın ile başlanır sabaha olabilsin diye günümüz aydın aydınlık güne çok gerek var daha Ey ışık bari yırak olmayaydın.
Ey güneş doğdun ha, yine üstüme Ne güzel beni de adamdan saydın! Aydınlattın bezedin ışığınla Sevgi için bin yarışa günaydın
"Ben" bildiğim dostlara dileklerim bugün 20 Ekim, Ekimler benim kardeşlikteki yarışa günaydın aşka, dostluğa, barışa günaydın
Fevzi Günenç der ki, uyan ey halkım Yıllarca uyudum, haline bakın Haydi kendini bul, tavrını takın çağdaşlık için yarışa GÜNAYDIN! |
x
|
Şiir Nasıl Yazılır, Şair Nasıl Olunur? OĞUL: Şiirin okulu var mı baba? Varsa göndersene beni oraya… BABA: Yok oğul. Ustaya gönderir gibi koyamazsın çocuğunu yanına bir şairin. Olsaydı paraya kıyar inan gönderirdim okulsa okuluna, ustaysa ustasına seni çocuğum.
Okulu yok bunun şiiri kendi kendine öğreneceksin kendin olacaksın okulun da, ustan da…
OĞUL:
BABA:
OĞUL:
BABA:
OĞUL:
BABA:
OĞUL:
BABA:
OĞUL:
BABA:
Örneğin ele alalım Shakespeare’i
OĞUL:
BABA:
“Ey göl hatırında mı, bir gece en derin
sessizlikte |
Şu sözleri söyledi:
bahtiyar saatler siz
OĞUL:
BABA: (G. T. 15.9.2005)
OĞUL:
BABA:
OĞUL:
BABA:
“Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Kainat paramparça oldu bir akşam üzeri,
OĞUL:
BABA: |
x
16. SONELERİM
FEVZİ GÜNENÇ
|
14 Sevgiliye 14 Sone: 01 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 02 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 03 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 04 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 05 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 06 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 07 |
Çelikten mi yüreğin,
mermerden mi, taştan mı x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 08 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 09 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 10 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 11 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 12 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 13 x
-14 Sevgiliye 14 Sone: 14 |
x
AT GİTSİN
At, bunu da at
“eskisi olmayanın yenisi olmaz” deme
senden eski bir şey kalmasın evde
at gitsin
başka bir dünyaya götüremeyeceksin nasıl olsa…
Ev ev taşımıştın sırtında
onları koyabilmek için fazla odalar tutmuştun
hiçbir işe yaramıyor hiç biri de bak işte
giderken götüremeyeceksin artık son evine
öyleyse at gitsin,
sen at
başkaları atacağına.
Oh be…
FEV, 7.8.2007
x
FEVZİ GÜNENÇ’İ TANIYALIM:
Sitemiz yazarlarından Fevzi Günenç; 24 Kasım 2007 Öğretmenler Gününde Gaziantep Öğretmenler Sendikası tarafından “Yılın Öğretmeni” seçilmiştir. Hak ettiği bu ödül için Sitemiz yazarını kutluyorum.
12 Mart’ta, 12 Eylül’de gazetesini satarak veya kapatarak “Bir hafta içinde memleketten ayrılıp gitmezse” öldürüleceğinin ihtar edilmesi üzerine Gaziantep’ten kaçıp gitmemiş olsaydı bu gün Gaziantep’te büyük bir kültür gazetesinin sahibi olacaktı.
Bu gün Gaziantep’te bir tane olsun fikir gazetesi yoktur. Düzene aykırı düşünce ve görüşler ileri süren yazarlar da kimi okuyucuların baskısı üzerine bir hafta, en çok da bir ay içinde kovulur.
Fevzi Günenç, yıllardır İstanbul ve Mersin’de çeşitli gazetelerde işçilik yaptıktan sonra bu gün bir emekli maaşı ile Gaziantep’te yaşamaya çalışmaktadır. Aldığı emekli aylığı ev kirasını zor karşılamaktadır. Ancak yazdığı kitapların ve yarışmalarda aldığı ödül karşılığı paralarla geçimini sürdürmeye çalışmaktadır.
Aşağıda okuyacağınız tanıtım yazısında görüleceği gibi Fevzi’nin kendisi otomatik bir yazı makinesidir. Yalnız gündüzleri uyanıkken değil; geceleri uyurken de yazmaktadır. Uyurken yazdıklarını da gündüz yazı makinesinden ve bilgisayardan geçirmektedir.
Tam bir edebiyat adamıdır. Her türden yazılmış onlarca, belki de, yüzlerce yapıtı vardır. Öyle sanıyorum ki en büyük üzüntüsü yalnız elleri ile değil ayakları ile de yazamamış olmasıdır.
Bir özelliği daha var ki çok ilginçtir. Karşında sessiz ve sakin dinlerken sanki bütün konuşmaların onun hafızasına ses alma makinesine kaydolur gibi kaydolmaktadır. Hafızasına kaydolanlar ise yeri ve günü geldiğinde de; ya bir öyküye ya da bir romana, ya da bir oyuna dönüşmektedir.
Yazar, yazar… Uyurken, uyanıkken ve de seninle konuşurken bile yazar…
Ne mutlu bana ki böyle bir yazar dostum var.
Av. Bilge Balta, 26.11.2007
x
SEVGİ GİRİŞKEN, FEVZİ GÜNENÇ’İ ANLATIYOR:
Eylül, 1938’de Gaziantep’te doğan Öğretmen, gazeteci yazar Fevzi Günenç, “İlkokul öğretmenliğiyle başlayan iş yaşamımı,çeşitli mesleklerle sürdürdüm. Ama hiç birisinden de öğretmenlikten aldığım tadı alamadım,” diye başlıyor yaşam hikâyesini anlatmaya.
Bugün benim de öğretmenlik görevini sürdürdüğüm Gazi Mustafa Kemal İlköğretim Okulu’nda öğrenime başlıyor Günenç.
O yıllarda “ilkokul” olarak anılıyordu ilköğretim okulları. Sendikamızın yılın öğretmeni seçtiği 69 yaşındaki bu gazeteci-yazar Öğretmen, o yıllarda kendisine emeği geçen öğreticilerinin hiç birini unutamıyor.
Her birinin ayrı sevgisi var yüreğinin bir köşesinde. Sınıf Öğretmeni Emine Hanım’ı sevecen bir anne olarak anımsıyor.
İkinci Sınıf Öğretmeni Halil Bey ne tatlı bir amcadır. Sadece istiklal Marşını değil, bir çok şarkıyı da dillendirir kemanıyla. Ona eşlik etmek ne hoş, ne uzun bir düştür!..
Üçüncü sınıfın Genç Öğretmeni Nurettin Bey ile Beşinci sınıfın Güzin Öğretmeni erişilemeyecek kadar güzel insanlardır.
Ya Başöğretmen Şâkir Sabri Yener?.. Babadan da öte bir şeydir o…
Bu büyük Başöğretmenle ilgili, hiç unutamadığı ilginç bir anısı var Günenç’in.
Şakir Sabri Yener, haftada bir gün dördüncü sınıfın Dilbilgisi derslerine gelir. Nasılsa ilk geldiği gün, derse ilk kaldırdığı 219 Fevzi Günenç olur.
Günenç, Başöğretmenin sorduğu soruları bilemez. Ama o Başöğretmen öyle güzel bir Başöğretmendir ki, sınıfın önünde bu küçük yüreği mahcup etmez.
“İsim ne demek, biliyorsun değil mi Fevzi?”
Ses yok.
“Biliyorsun. Biliyorsun da heyecandan unuttun. İsim varlıklara verilen addır, değil mi Fevzi?”
“E-e-evet Başöğretmenim.”
“Kaç türlü isim var Fevzi?”
Ses yok.
“İki türlü isim vardır değil mi?”
“Hııı, iki türlü…”
“Nedir bunlar?”
Ses yok.
Sorusunu yanıtlamayı sürdürür Başöğretmen Şâkir Sabri Yener.
“Bir: Cins isimler; iki: özel isimler. Değil mi Fevzi?”
“Evet Başöğretmenim…”
“Aferin. PEKİYİ veriyorum sana.”
Bu büyük ders çok ezmiştir Fevzi Günenç’i. O günden sonra Dil Bilgisi derslerine sım-sıkı sarılmıştır. Edindiği bilgileri geliştire geliştire, yıllar sonra ilkokulun dört ayrı sınıfı için dört ayrı Dil Bilgisi kitabı yazacak konuma gelmiştir.
Böyle güzel öğretmenlerin elinde büyür de öğretmenlikten başka meslek görür mü bir çocuğun gözü?
Onun hayat çizelgesine bakacak olursak, yaşamı boyunca, gözünün öğretmenlikten başka bir şeyi görmediğini de görürüz.
Daha Orta okulu bitirdiği yıl, Milli Eğitime Başvurup Vekil Öğretmenlik istemiştir. İsteğine kavuşmuş, Gaziantep’in en güzel okullarından birinde, Hürriyet İlkokulunda öğretmenlik yapmıştır.
1949 Yılı, onun öğreniminin miladı olmuştur. O yıl, sınıf yetersizliğinden Gazi Mustafa kemal İlkokulu’nunda beşinci sınıf kaldırılmıştır. Beşinci sınıfa geçen öğrencilerden bir bölümü o yıl yeni açılan Akyol ilkolununa gönderilmiştir. İkinci bölümü Kozanlı’daki Sakarya İlkokulu’na.
Bir üçüncü bölüm var ki, o bölümde sadece bir kişi vardır. Adı Fevzi Günenç’tir bu çocuğun. O da Suburcu’daki babasının kitapçı dükkanına çekilip alınacaktır.
Öğrenciliğini yapmak içinde ukde olarak kalan Akyol İlkokulu, evlerinin yazlığından görünecek kadar yakındadır Fevzi’nin. İkinci öğretmenliğini öğrencisi olamadığı bu okulda yapacaktır arkadaşımız.
“Kutsal iş” dediği öğretmenlik görevine Akyol İlkokulunda başladığı gün. bir sürpriz beklemektedir onu.
Daha sınıfa girer girmez öğrencileri üzerine saldırır Genç öğretmenin. Çünkü o sınıftaki “mini minnacık birinciler”in hepsi de kendi sokağının, kendi mahallesinin çocuklarıdır.
Bu miniklerin, ona koşarken attıkları çığlıklar, “Öğretmenim, öğretmenim!” değil; “Fevzi Abi, Fevzi Abi!” çığlıkları olacaktır.
Onu hepsi de mahalleden tanıyorlar çünkü…
Çünkü o, yaz tatillerinde bu miniklere hep “Tatil Okulu, adı altında “Sokak Okulu” açmıştır.
Daha okula bile başlamamış olan o yumurcaklara, evlerinin kapısı önünde; Atatürk’ü, toplama-çıkartma yapmayı, sözcükler heceletmeyi, eğri, doğru çizgiler çizmeyi, tiyatroculuk oyunu oynamayı öğretmiştir onlara.
“Ata, bu at!”
“Suna, topu tut!
“Topu at, Ata!
“Al Suna, al, bu top!”
Günenç bildiği her şeyi öğretmiştir de, daha o yıllarda “Uyu uyu yat uyu” öğretmeyi es geçmiştir. Çünkü çocukların uyumaya başlamalarını istememiştir o yaşta.
Bir de “Baba bana bal al”ı öğretmek içinden gelmemiştir, bu genç öğretmenin. Babalarının onlara hiçbir zaman bal alamayacağını çok iyi bilmektedir de onun için…
Onlar yiyemeyecekleri balın özlemini duymasınlar, diye… Babalar çocuklarına bal alamayışlarının acısını duymasınlar, diye…
Hayatta en çok istediği şey edebiyat öğretmeni olmaktı Günenç’in. Bu amaçla liseye yazılmak istedi. Ne var ki ailenin büyük oğluydu.
Babasının gazeteci, kitapçı dükkânı vardır. Oraya bir çırak gereklidir. Bu da, babaya göre, Fevzi’den başkası olamazdı.
O yüzden baba ile oğul arasında sürekli bir okuma, okutmama savaşı verilmiştir yıllarca. Fevzi, bir gün anacığına yalvarır.
“Anne, ne olur, babama söyle beni orta okula yazdırsın.”
Anne de ister oğulcuğu okusun. Ama babaya söyleyecek zamanlamayı yanlış seçer. Tutar bir Pazar günü bağ evinde söyler bunu. Bu öneriye sinirlenen baba yerden kaptığı katı bir toprak keseğini kapıp annenin başına fırlatacaktır.
Annenin başından kanlar akmaya başladığında Fevzi, “Hayır hayır baba! Dokunma ona! Okumak istemiyorum ben!” diye ağlayarak anneye koşacak, dudaklarını onun kanlar akan başına gömecektir.
Baba buna üzülecek, çıraklığa da devam etmek şartıyla onu sanat okuluna yazdıracaktır. Ne var ki artık 18 yaşına gelmiştir. Okul çağı geçmiştir.
Fevzi, babayı mahkemeye verir, “büyük yazdırmış,” diye yaşını küçültür. Okula ancak öyle devam edebilir. Bu yüzden kimi yerde doğum tarihi 1938 olarak geçerken, kimi yerde de doğumu 1940 olarak anılmaktadır..
Bundan sonra okullara yazdırma sildirme dönemleri başlayacaktır.
Fevzi bir okula kaydını yaptıracak, baba sildirecek, Fevzi gelecek yıl bir başka okula kaydını yaptıracak, baba yine sildirecektir.
Böyle böyle Gaziantep’teki bütün Orta dereceli okulların öğrencisi olacaktır Fevzi Günenç. Sanat Enstitüsü, Ticaret Lisesi. Gaziantep Lisesi, Öğretmen Okulu…
Bunca uzun okul maratonuna rağmen o yine de öğretmen olmayı başaracaktır.
İstanbul Çatalca’nın Hisarbeyli Köyünde, Gaziantep Oğuzeli İlçesinin Gebe Köyünde, Merkez Ahmet Çelebi Okullarında öğretmenlik yaptıktan sonra yaşam rüzgârı Fevzi Günenç’i bir gazete matbaasına sürükler.
Bu kez “koca öğrencilerim” diye düşündüğü okurlarına gazete yoluyla iyiyi, güzeli, doğruyu öğretmek üzere yola koyulacaktır.
Fevzi Günenç’le işte bu yıllarda tanıştık. Eşim onun çıkarttığı bu gazetelerden birinde: Ortam’da, avukatlığının yanı sıra Genel Yayın Müdürlüğü yaptı.
Kolay iş değildir günlük gazete çıkartmak. O yıllarda, kurşun harfleri tek tek yan yana getirerek kelimeler oluşturuluyordu. Kelimeler yan yana getirerek cümleler; cümleler yan yana getirilerek yazılar oluşturuluyordu.
Bu işin nasıl yapıldığını hayal etmek bile, işin zorluğu hakkında fikir verir size.
Eşimle birlikte sık sık uğradığımız, bugün bu toplantıyı yaptığımız Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bulunduğu Tüfekçi Yusuf İş Hanı’nın üç kat aşağısındaki bodrumdaydı o zamanlar Ortam Gazetesi. Günenç’i, elinde kumpas denilen alete harfleri dizerek başyazısını hazırlarken çok gördüm orada. Parmakları simsiyah olurdu hep ama alnı ap-ak kaldı.
Günenç’in işinin en zor yanı dünyaya farklı bakışıydı. O, işçilerin, sendikacıların yanında oldu hep. Gazetesi ilerici, aydın, Kemalist, Cumhuriyetçi insanların gazetesiydi. O gün bugündür hiç ödün vermeden sürdürdü mücadelesini.
Eğer bir gazete sahibi, gazetenin isminin altına: “Günlük Siyasî Tarafsız Gazete” yerine “Günlük, Siyasi, Halktan Yana Taraflı Gazete” diye yazarsa, diş bileyenleri de çok olur onun. Böyle olunca da Günenç’in her sağ ihtilalde ve ihtilal denemesinde bir gazetesini yitirmesi doğaldır.
Arkadaşımız hangi dönemde hangi işi yaparsa yapsın, çocukları eğitmeyi savsaklamadı. 1950 Yılında Doğan Kardeş Dergisinde başlayan çocuk edebiyatı serüveni, 1966’da, Öğretmenlik yaptığı dönemde Yavrukuş Çocuk Gazetesini çıkartarak sürdü.
Sonraki yıllarda da hem erişkinlere hem de çocuklarımıza iyiyi, güzeli, doğruyu öğretme uğraşını hep yazarak sürdürdü.
Onun okurları, büyükler için yazdığı kitaplarında bile dünyaya hep çocuğun penceresinden baktığını görürler. Çünkü arkadaşımız en yalansız, en doğru, en arı duru bakış açısının, çocuğun bakış açısı olduğunu bilir. Dünya’da sadece çocuklar ile çocuk ruhunu yitirmeyenlerin“Kral çıplak” diyebileceğinin bilincindedir.
Günenç, Gaziantep’te yayınladığı gazeteler kapatılınca, bu kez büyük kent gurbetlerinde başlar basın işçiliğine. Dikkat ettiyseniz “bu kez” dedim. Çünkü, o patronken de bir basın işçisiydi.
Ankara’da Barış, Vatan, Günaydın, Ulus, İstanbul’da Dünya, Meydan, Milliyet Çocuk Dergisinde çalışan Günenç, Milliyet Yayın Grubundan emekliye ayrıldıktan sonra kendini tamamen çocuk edebiyatına verecektir.
Durmadan çocuk oyunları, çocuk öyküleri, çocuk romanları yazdı O… Oyunları Devlet Tiyatrosu sahnelerinde oynandı. 50’yi aşkın radyo oyunu radyolarda seslendirildi.
TRT Dizi Çocuk Filmi Senaryosu ile Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliği başta olmak üzere çeşitli ödüller aldı.
İlgi Duyanlar, öğretmen yazar Fevzi Günenç’in, eserleriyle ilgili bilgeleri, standımızda sergilenen kitaplarındaki açıklamalardan öğrenebilirler.
Yazdıklarıyla halkın öğretmeni olmayı sürdüren Fevzi Günenç’i Anadolu Eğitim Sendikası adına “Gaziantep’te Yılın Öğretmeni” seçmiş olmaktan onur duyuyoruz.
Arkadaşlarım ve kendi adıma onu yürekten kutlarken, ellerine, beynine, yüreğine sağlık diyor, başarılarının sürmesini diliyorum.
FEVZİ GÜNENÇ’İN KİTAPLARI:
ERİŞKİNLER İÇİN:
Şiir:
Ben Seni Çok Seviyorum (1961)
Ben Seni Sevince 2006
Gülü Yakmak (2007)
Öykü:
Gül Dokurdu Gözlerin / Öyküler (1989, Edebiyat Gazetesi Yayınları)
Işık Olsun Yolumuza Anısı / Öyküler (1990, Edebiyat Gazetesi Yayınları)
Aman Esin Geliyor (Güldürü Öyküleri, (1991, Edebiyat Gazetesi Yayınları))
Sevda Büyücüleri: 1991 Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliğini kazanan 'Hep Ağlattın Öyle Onu' adlı öyküyü de içeren kitabı (2007)
OYUN:
Anahtarcı
Kanto Jübile
Von Sadriştayn’ın Karısı ile Oğlu (Ömer Seyfettin Öyküsünden Uyarlama)
Simurg
Leyla ile Mecnun Evlenseydi (Komedi)
29x40 (Sonradan Romanlaştırdı/1981 Mili Eğitim Bakanlığı Oyun Yarışması Ödülü/Ödül, Jüri üyesi First Lady’nin “oyunda sosyalizm propogandası yapılıyor” gerekçesiyle yarışma iptal edildi.)
Düşünceleri Okuyan Makine
Bir Liraya Gün Işığı (Yayımlanmadı)
ROMAN:
Küçük Devrim (Yıl 1957 Ekimin Yirmidokuzu)
Canavar Melek (Bir İdamlığın Yaşamı)
Yeşil Yurtta İnecek Var (Orman Bakanlığı Ödülü)
SENARYO:
Annem Annem
Mayıs Şarkıları
Şişme Bebek Sevgilim
Bir Daha Dünyaya Gelseydim
Merik
VB
Benim Güzel Gazianteplilerim
Suburcu
Gaziantepli Şairler Güldestesi
ÇOCUKLAR İÇİN YAZDIKLARI:
Ders Kitapları:
Güzel Türkçem, Dil Bilgimiz 2, 3, 4 ile 5. Sınıf Kitapları. Ders Araçları Merkezi.
ÇOCUK ŞİİRLERİ:
Uzay Bisikleti
Karga Karga Gak Dedi (Çocuk Şiirleri/2007)
Güneş Senin Annen Var mı? (Çocuk Şiirleri/2007)
Noktalama İşaretlerinin Şiir Yarışması
ÇOCUK ÖYKÜLERİ:
Dayımın Tilkileri (1966/Gaziantep’te kendi yayını)
Cenk ile Ebru’nun Serüvenleri / Öyküler (10 Kitap, Öğün Yayınları, 1982)
Kıvırcığın Serüvenleri (Öykü/Bilgi Başarı Yayınları)
Benim de Annem Olur musun? (Tudem Ödülü/Tutem Yayınları)
SEVGİ YUMAĞI/ Bizim Çocuk Kalbimiz (İlköğretim Birinci sınıftan son sınıfa kadır iki kardeşin derleyip anı defterine yazdıkları Sevgi şiirleri Sevgi Yazıları, özel gün kutlamaları.)
Noktalama İşaretleri Ülkesinde (MORPA Yayınları)
Yumuşak G’nin Tatlı Düşleri (MORPA Yayınları)
Çorap Canavarı (MORPA Yayınları)
Karga Uçar da Tavuk Uçmaz mı? (Çocuk Öyküleri/2007)
Minik Serçe Elma Ye (Çocuk Öyküleri /2007)
Nasrettincik ile Karakaçancık Uzay’da
ÇOCUK OYUNLARI:
Ali Babanın Bir Çiftliği Var, (1974)
1. Kitap, 2. Kitap, 3. Kitap, 4. Kitap (Kısa Tiyatro Oyunları/Özyürek Yayınları)
KISA FİLM SENARYOSU:
Sinema Aşkı
Zeugmalı Kaplumbağa
YAYINA HAZIR OLUP YAYINLANMAYAN KİTAPLARINDAN BAZILARI:
ÇOCUK OYUNLARI:
Akıl Dağıtılırken Sen Neredeydin (Oyun/Ankara Devlet Tiyatrosu/Kitap olarak Yayımlanmadı)
Karagözüm Yıktın Yine Perdeyi (Oyun/Ankara Devlet Tiyatrosu Altındağ Sahnesi/Kitap olarak Yayımlanmadı)
Ben Bir Kral Olsaydım (TOBAV Ödülü/ Ankara Devlet Tiyatrosu/Kitap olarak Yayımlanmadı)
Keloğlan Beş Kuruşunu Ne yaptın? (Yayımlanmadı)
Mırnav Sultan
Eşek Ormanlar Kralı (Yayımlanmadı)
Papacumun Kralı/Hangi Kızım Beni En Çok Seviyor? (Müzikal Güldürü)
Pıldırpıldırcık
Falaka (Müzikal Güldürü)
Hayvanlara İş Bulma Kurumu
Akıllı Eşek/ Keşke Öküz Olsaydı
Başkarakol
Anneler Gününü Nasıl Kutladık? (Güldürü)
Bu Oyunu İzleyenlerle Birlikte Oynuyoruz
ÇOCUK ROMANLARI:
Kör Buzağı Akşın Hanımla Elma Kız
Leylek Hava Yolları
KIVIRCIK DEDEKTİF ÇOCUK ROMANI DİZİSİ:
1. Evimizdeki Hayvanat Bahçesi
2. Biriciğim /Bir Köpeğim Bile Yok/ TRT Dizi Çocuk Filmi Senaryosu Ödülü
3. Kıvırcık Cambaz
4. Tatlı Tazım Neredesin?
5. Karamın Kurtulacak mı?
6. Dünyanın En Güzel Papağanı
7. Cinli Bahçenin Gizi
8. Altın Kedi
9. Yedi Yaramaz Civciv
10. Bisikletli Onbirler
RADYO ÇOCUK OYUNLARI
İyi Yürekli Dev (Ülkü Tamer Çevirisi Oscar Wilde öyküsünden uyarlama)
Mavi Kuyruklu Tilki
Tilki Tilko Âşık
Karga İle Tilki
Tilkinin Babası
Tilkinin Annesi
Tilkinin Amcası
Tilkinin Dayısı
Tilki’nin Dedesi
Tilki’nin Ninesi (Öykü: Leylâ Şahin)
Tilki’nin Oğlu
Tiki’nin Kızı
Tilki Ormanlar Kralı
Tilki Tilko Dünya Gezgini
KTilki Tavuk Çobanı
Tiki Kümes Bekçisi
Tilki Tilko Sahte Horoz
Tilkilerin Tavuk Avlama Belgesi
Tilkinin Doktorluğu
Tilki, Horozcuğa Kız istiyor
Tilki Tilko Şair
Tilko, Tavuklara Seranat Yapıyor
Masal Bilmeyen Çocuk
İyiliğin Bedeli
Vs. vs…
ANA OKULLARI İÇİN OYUNLARI:
Gülüş (Lewis Carroll’un “Alice Harikalar Ülkesi”nden esinlenerek)
Kardan Adam Neredesin? (Leylâ Şahin Öyküsünden oyunlaştırıldı)
Dünyanın Bütün Çiçekleri (Ceyhun Atuf Kansu şiirinden oyunlaştırıldı)
Dişler Kraliçesi
En Güzel Evcil Çiçek Kim
Kır Çiçeklerinin Prensesi
En Yararlı Parmak Hangisi?
Gizem En Çok Hangi Hayvanı Seviyor
En Güzel Re