TABULARA, TALANA, YALANA 

 BALTA 

 

+

 IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA

 HAYIR!..

+

Sorumlusu: Av. Hayri BALTA

+

e-posta: hayri@bilgebalta.com

Site adresi: www.bilgebalta.com

+ 

 FEVZİ GÜNENÇ

İÇİNDEKİLER:

A.

Acı Ninniler

Ağlama Küçük Annem

Arka Taş

Atatürk Devrimleri Nerede Uygulanıyor?

At Gitsin!

B.

Bağışla Beni F Klavye

Benim Güzel Gazianteplilerim

Bütün Kadınlardan Özür Diliyorum

C.

Cemevi İbadethane olamaz Ha!

Ç.

Çakır Tikeni

Çatalça Hisarbeyli Köylülerinden

D.

Dergi Çıkarmak

E.

Elleri Öpülecek Bir Mustafa

Eren Bilge'den Mektup Var

Eserleri

Eşeğe İnsan Aşısı

F.

Fevzi Günenç'i Tanıyalım

Fatih

G.

Gaziantep'in Eski Şairleri

Gidemem

Gül Ver

Günaydın

H.

Hasan Ali Yücel

Hepimiz Genciz!

K.

Kitaptan Şato

Kuşlar Uçurdum Avucumdan

L.

Lalezar

N.

Ne Eyi Ettin Gardaş, Öldün Gurtundun

O

Onlar Bozacak Biz Yapacağız

S.

Sabaha Karşı

Salih'in Ölümü ile Balta'nın Gülüşü...

Saz Kızı

Sevda Büyücüleri

Sevgiliye 14 Sone

Ş.

Şaşırtıcı Yasaklar

Şiirim

T.

Tek Kurtuluş Yolu

Y.

Yaşam Öyküsü

Yazı

Yerli Malı Bul da Kullan

Yolla Bana

Z.

Zeugma  Şiir Miir Günlerinde Aysel Gürel neden yoktu? 

 +

1. YAŞAM ÖYKÜM

1940 –

Yaşamla ilgili en güzel şeyi Ömer Seyfettin söylemiş: Ben Gönen'de doğdum... Daha güzel bir şey bulamadığım sürece de kendimle ilgili bir ukalalık etmeye de niyetli değilim.

Yaşam ve ölüm iki gizemli şey. Şaşmışımdır insanın mükemmelliğine hep. Mükemmel olmayanları da var elbet ama yine de en azından nefes alabiliyor, saçma sapan da olsa bir şeyler söyleyebiliyorlar, belki ağlıyorlar, gülüyorlar...
Ne zaman doğdum?

Toprağı bol olası anacığım, "Şıra zamanı" doğduğumu söylerdi.

Bebekliğimi, çocukluğumu gençliğimi ne zaman yaşadım? Ne zaman yaşlandım? Ne çabuk olup bitti bütün bunlar? ..

Ya ölüm? İnsanın kendi kendine bunca emek verip güzelleşmesini sağladıktan sonra birden bire yok olup gidivermesi akıl alacak şey mi?

Doğduğum yer Gaziantep. Gaziantep güzel kent demeli miyim? Bence kentler güzel değildir. Kentleri güzelleştiren insanlardır. Eğer bir kentte bıraktığınız güzel

insanlar varsa ve buluştuğunuzda kucaklaşabildiğiniz... O kent güzeldir.
Çocukluğunuzun, gençliğinizin aynı kentte geçmesi. Aynı topraktan bir kişi kızıyla yaşamınızı birleştirmeniz, mutlu olmanız, mutsuzluğu tatmanız doğal.

Koca bir otobiyografik roman yazar da, üç beş satırlık özgeçmişini yazamaz yazar kişi. Şu anda ben de o durumdayım.

Bir yandan diyorum ki, 'Aman ha, kendini övecek bir şeyler yazma! ' Bir yandan da, bu konudaki öğretimi Sevgili Hayri Balta'dan aldım,  'Nedenmiş o! ' diye karşı çıkıyorum kendime. 'Beni benden iyi kim tanır ki övmeyecekmişim...'

Şöyle desem: Öğretmenlik, taksi şoförlüğü, bakkallık, kahvecilik, gazete sahipliği, öykücülük yaptım. Ödüller aldım. Beni en çok sevindiren ödüllerim TRT Dizi Çocuk Filmi Senaryosu Ödülü ve  Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliği oldu.

Yayımlanmış on kadar kitabım var. Bunlardan biri ve ilki şiir: Ben Seni Çok Seviyorum...

Yayımlanmış son iki kitabım öykü: Gül Dokurdu Gözlerin ve Işık Olsun Yolumuza Anısı.

Gaziantep'te, Amasya'da, Erzurum Oltu'da, Ankara'da, İstanbul'da, Mersin'de yaşadım.

Milliyet Yayın Grubundan İstanbul'da emekliye ayrıldım. Hiç bir işte çalışmamanın, zamanımı sadece kendime ve yazıya ayırmanın keyfini yaşamayı Gaziantep’te sürdürüyorum.

2. ESERLERİM

Şiir: Ben Seni Çok Seviyorum (1960)

Öykü: Gül Dokurdu Gözlerin(1990), Işık Olsun Yolumuza Anısı(1991), Aman Esin Geliyor (güldürü öyküleri/1992)

Çocuk Öyküleri: Kıvırcığın Serüvenleri(1989) , Benim de Annem Olur musun? (2003) 

Çocuk Oyunları (kitap) : 1, 2, 3 ve 4 (1988)

Radyo Çocuk Oyunları: Elliyi aşkın oyunum Ankara Radyosu Çocuk Saatinde yayımlandı.

Sahne Oyunları: Akıl Dağtılırken Sen Neredeydin, Yine Yıktın Perdeyi, Kral Çıplak Ankara Devlet Tiyatroları sahnelerinde oynandı.

Yayımladığım Gazetelerim: Yavru Kuş (Haftalık Çocuk Gazetesi (1967)

Günlük Siyasi Gazetelerim: Olay (1962) Kurtuluş (1968/1973), Halkın Sesi (1973/74), Ortam (1978-1980) Eylem (1979/1980), 

Dizi Yazı: Benim “Güzel Gazianteplilerim” adlı yazı dizimde sevdiğim, tanıdığım 200 Gaziantepli'yle ilgili anılarımı yayımlamaya yerel Olay Gazetesinde başladım, Zafer Gazetesinde sürdürüyorum. Aynı gazetenin cumartesi sayılarında tam büyük sayfa halinde "Suya Sabuna Dokunarak" ana başlığı altında, siyasi olaylardan ve sanat etkinliklerinden oluşan eleştirilerimi ve görüşlerimi kaleme alıyorum. 

Dosyalarım: Yayına hazır 100'e yakın çocuk öyküleri ve roman dosyalarım var.

x

3. BENİM GÜZEL GAZİANTEPLİLERİM

Ben de Fevzi Günenç’in Güzel

Gazianteplilerinden birisiyim:12

4. Y A Z I

Zaman zaman insan bir ileri, bir geri gidiyor anılarını anlatırken. Çocukluğunuzla ilgili bir anı aklınıza geliveriyor ansızın. Araya onu sokuşturmadan edemiyorsunuz. İlk evliliğimden söz edince aklıma Ökkeş Bahri dedemin ikinci evliliği geldi.

Mariam ile yeni evlenmişti dedem. O yıllarda ben dokuz yaşlarında filan olmalıyım. Çünkü okumayı biliyorum artık. Çarşıda arabalı bir çerçiyle karşılaşıyorum. Salt kitaplar satıyor bu çerçi.

Neler yok ki tezgâhında. Hazreti Ali Kan Kalesi, Hayber Geçidi, Arab-ı Zengi, Mahmut İle Yaralı Ceylan, Elif ile Garip, bu garip’in Aşık Garip olduğunu ilk kez öğreneceğim ve şiire meyledeceğim okuyunca.

Sonra… Asuman ile Zeycan, Ferhat ile Şirin… Ferhat da yaman adamdır. Sevgilisine yaranabilmek için onun uğruna dağları delmiş, “çocuk ben”i hayran bırakmıştır kendine. Daha?.. Köroğlu, Keloğlan, Nasrettin Hoca, Bekri Mustafa… Köroğlu beni yiğitliğe, hak hukuk aramaya yönlendirecek ilki. Sonrakiler yazılarımda sürekli olarak ince ince ısıran ama acıtmayan, aksine gülümseten bir yılan dili kullanmamı sağlayacak.

Dedemgilin tek katlı evinde, halının üstüne yüzükoyun uzanırdım. Dirseklerim yerde, avuçlarım yanaklarımda, kendi dünyamı unutur, kitapların içindeki dünyalara göçerdim.

Dedem Nüfus Müdürlüğü yapıyordu o yıllarda o küçük şirin ilçede.

Aradan yıllar geçti. Yeni karısıyla muhabbetleri hiç eksilmedi, arttı. Emekli olduktan sonra bile kol kola, omuz omuza, can cana yürüdüler ele güne bakmadan Gaziantep’in kaldırımlarında. Neyse ki kimse “Moskovaya, Moskova’ya” diye bağıran olmadı onlara.

Bana bağıran olacaktı öyle, yirmi yıl sonra da… Atatürk Bulvarında, şimdiki Ses Sinemasının bitişiğinde Baki isimli Nurcu bir kitapçı vardı. Bana göre yaşlı başlı da adamdı. Kafası kendisi gibi örümcekli bir kaç arkadaşıyla volta atarlardı ara sıra İstasyon Caddesinde.

Benim de yanılıp yazılıp nişanlımla el ele yürüyeceğim tutmuş aynı caddenin kaldırımlarında bir nisan akşamında. Nereden biliriz onların geldiğini ardımız sıra.

“Moskova’ya Moskova’ya!” ünlemesiyle irkildik birinin. Dönüp baktım. Sözünü ettiğim kişiler. Ünleyen de Baki. Dayanamayıp “Amerika’ya Amerika’ya” diye ünleyerek iade ettim ben de mesajlarını.

x

5. Acı Ninnileri

 

Ninni yavrum, ninni uyu

uyu da çabucak büyü

büyü yavrum büyürsen

neler alacağım sana...

Acılar alacağım

yokluklar alacağım...

 

Büyü yavrum büyürsen

kelepçeler alacağım

saat alamadığım çocuk koluna...

 

Büyü yavrum büyürsen

işsizlikler alacağım sana

açlıklar alacağım,

horlanmışlıklar alacağım

gözaltılar alacağım...

 

Alamadıysam da bisiklet çocukluğuna

fabrikalara, çarklara yönelteceğim

büyüdüğün zaman yolunu

koparıp alsın diye çarklar kolunu.

 

Uyu yavrum uyu da

Büyü yavrum büyürsen

zindanlar alacağım sana

yurdunu sevdin diye

ulusunu sevdin diye

özgürlüğü sevdin diye

hakkını aradın diye

doğruyu söyledin diye

idamlar alacağım

yargısız infazlar alacağım

müebbetler alacağım sana...

 

savaşlara salacağım seni

vurasın diye düşman diye gösterilen çocukları

bir ana yavrusu olduğunu

düşünmeden onların da

öldüresin diye nedenini bile bilmeden

savaşlara salacağım seni

insan kasaplarının ürettiği silahlar

satılsın diye...

 

Uyu yavrum, uyu ki büyüyesin

Büyü ki bütün bunların

üstesinden gelesin

uyu uyuyabilirsen şimdi

Ninni...

x

6. Fatih


 Dün Fatih Mollahasanuşağı adlı tinerci çocuk
 Alleben Köprüsü’nün altında ölü bulundu.
 (Gazeteler)
n

Doğdun Fatih, doğduğun gün
-başında kavak yelleri esti
düğün bayram etti- baban
“Oğlum oldu! ” diye kurbanlar kesti.

Ziyafetler verdi arkadaşlarına bir meyhanede
yenildi içildi kasap havaları oynandı
helva dağıttı Fatih, baban kendinden fukaralara
kahvede ısmarlanan çayın bini bir para…

Annen dokuz ay karnında taşımıştı seni
gururla, yüksünmeden, sızlanmadan bir gün bile
doğurdu bin acıyla, yemedi yedirdi,
uyumadıuyuttu gecelerce,
hastalandığında o da hastalandı
ateşin yükseldiğinde seninle yandı
bir dirhem daha süt içirebilmek için peşinde koştu
senin için çekilen Fatih, acılar bile hoştu.

Adını Fatih koydular gururla

 

deden üfleyip okudu kulağına
kendilerinin yetmemişti takadı
senin fethetmeni istiyorlardı hayatı.

 

altın top oynadı annen babanla, hoppala sektirdiler
salıncaklar kurup salladılar seni, cibinlik yaptırdılar
yemesin diye sinekler taze yüzünü
bir de güzel, şirin, toramandın ki Fatih

sevmeye doyamazdı komşular
kucaktan kucağa taşırlardı
“tu tu tu maşallah, nazar değmesin…” diyerek
tahtalara vurup kıçlarını kaşırlardı


Okul zamanın geldiğinde sigarayı bırakıp, para artırdı
yepisyeni sim-siyah önlükler yaptırdı sana baban
ap-ak yakalar, bir de ayakkabı aldı yenice,
Dünkü önceki günkü gibi nikotin krizine girse de yine
Dert etmedi, sen vardın ya, diyecek yoktu keyfine

Eğri, _ _ _ _ düz çizgiler çizmeyi böyle,
A’yı, b’yi, c’yi hemencik öğrendin
Öğretmenin “okut bunu” diyordu babana, “çok zeki,
büyük adam olacak eğer okursa, beni dinle! ”
Fatih, annen de baban da gurur duyuyordu seninle.

Bu yıl ilköğretimi bitirecektin eğer
uymasaydın kötü arkadaş sözüne,
düşmeseydin kötü arkadaş peşine
esiri olmasaydın tinerin Fatih
ne okulu bırakacaktın ne de kahırlarından
ölmek yerine annen baban tadacaklardı neşeyi
öğrenmeseydin ondan gelecek lanet keyfi
tatmasaydın lanet olası o şeyi.

Bir gün benim de karşıma çıkmıştın
anımsıyor musun, bir gece yarısıydı,
Hayri Tütüncüler Parkı’ndan geçiyordum,
evime gidecektim aklımca,
“para ver bana! ” demiştin koska koska,
korkulur mu on üç yaşındaki çocuktan,
korktum Fatih, yüreğimi karabasanlar sardı
elinde kocaman bir bıçak vardı.

Ben hiçbir türlü silaha elini sürmemiş
bir Tanrı kuluydum o güne dek Fatih
olmasa da üstümde kör bir çakım
akıl dedi “atıl şunun üstüne, kıvır kolunu,
al elindeki bıçağı, salla iki tokat, devir yere,
iki de tekme, gebersin gitsin
yaşlandın ama ölmedin daha ne de olsa
sen de kendince bir yiğitsin! ”

Yapamadım, iyi ki yapamamışım Fatih,
nereden bilirdim peşinde
sekiz on kişilik avenen olduğunu.
Haracımı verip gitmiştim yoluma
alt üst de olmuştum bu ara ama.

Ben böyle yapmıştım ya, benim gibi yapmamış
maliyeden emekli ressam Şaban Pala
bakmamışsınız yiğidimin gözyaşına
hastanede bulmuş kendini sonunda
Atmış dört dikiş atmışlar başına.

Duydum ki başkaları benim gibi düşünmemiş Fatih
benim gibi davranmamış, uğramamışlar da
Pala’nın akibetine, itinkinden farksız görmüşler
o sefil yaşamını, hiç düşünmeden senin de bir ana
kuzusu olduğunu ve bu hallere düşmenin nedenini
vurup devirmişler Fatih, tinerin kemire kemire
cılızlaştırdığı bedenini.

Cesedin Alleben Köprüsü’nün altında bulunmuş
günler sonra, yoktu her halde avanen peşinde o sıra
yalnız yakalanmış olmalısın Fatih o gece,
gücün yetmedi her halde senden de kaba olan bir güce.

Bu yıl lise giriş sınavlarına katılacaktın sen de, Fatih
o kahrolası yaşamı seçmeseydin ve ölmeseydin
güldürecektin sen de Şanlıurfalı Galiye Aylin Tolunay gibi
düş kırıklığına uğratmayarak annenin babanın,
öğretmeninin gül yüzünü
tattırmayacaktın onlara hüzünü.

Sen gittin, “iyi ki öldü” dediler ardından,
“kurtuldu…” dediler
ama daha yaşıyor senin gibiler
senin gibilerin onlarca onu
Dilerim başka Fatihler yaşamasın
aynı yaşamı Fatih, aynı sonu.

 

x

7. Gidemem

Bir iklim istiyorum
Güçsüzleştirmesin beni
alıkoymasın
yapmak istediğim
hiçbir şeyi yapmaktan
üşütmesin


Bir iklim istiyorum
Alıkoymasın beni
yirmi dört saat yazmaktan
bütün ateşlerinde
yaksın da beni.
Kalmasın mazeretim.

Yüküm hazır
yolum yakın
gidemem içimde kalan
her şeyi söylemeden.

x

8. Kuşlar Uçurdum Avcumdan

Nasıl kıyılır bir cana
sesim çıkmıyor acımdan
alevler taştı saçımdan
 

ben uçamıyorum ama
kuşlar uçurdum avcumdan.


Daha tanımadan Yar'i
ay kuşum sen ölme bari
vermeden son nefesimi
size taşıyan sesimi
kuşlar uçurdum avcumdan.
.
Küçücük bir kuş olsaydım
göklere kanat vursaydım
ben de sığsaydım dünyaya
ben uçamadım ama anne
kuşlar uçurdum avcumdan.

Yeşil bir ağaç altını
mezarım sayarsın anne
unutmayın e mi beni...
söylesinler diye ninni
kuşlar uçurdum avcumdan.

Sus artık ağlama anne
bu minicik kanaryana...
gidip konsunlar avcuna
yoldaş olsun diye sana
kuşlar uçurdum avcumdan.

x

9. GÜL VER

“Gül veren el gül kokar”
gül ver.
Bir göze gül veremem ama
her güle bir göz veririm.

Verdim eskimiş bütün gözlerimi
güller aldım yerine
daha iyi görüyorum şimdi dünyayı

Şurada hemen, yakınlarda bir yerde
bir güle bin can verenler var
benim iki gözüm ne ki! ..

“Gül veren el gül kokar”
sen de
gül ver.

 

10. Lale/zâr

Ölü laleler bahçesindeyim
kesildi kırmızıların ağıdı
her biri bir padişaha tâc oldu
göğüslerine inci sultanların göztaşından.

Nedime kalan nedir bu sayfadan
kirli bir oğlan adı mı
çatıdan çatıya kaçarak
canını kurtaramayan pis zampara mıydı yoksa o.
bence laleler en çok onun için ağladı.

Ağla ey gül
ağla sen de
belki gül-i-zar’e kalır adın bir gün
olur nedimlerin senin de
ölür nedimlerin senin de.
 

x

11. Sabaha Karşı

Yıkıldı ocağım, kurudu derem
yaz bahar ayında sabaha karşı
keşke görmeyeydim, olaydım verem
yaz bahar ayında sabaha karşı.

Sevdamıza canım, ad koyamadım
dokunmaya tenine kıyamadım
doysun sana toprak, ben doyamadım
yaz bahar ayında sabaha karşı.

Uyan sunam ölüm zamanı değil
pınarından yudum alayım eğil
sen yok isen hiç olamam ben de bil
yaz bahar ayında sabaha karşı.

Uyudun da uyanmadın can sunam
sineme de dayanmadın can sunam
yanan benim, sen yanmadın can sunam
yaz bahar ayında sabaha karşı.

x

12. Yolla Bana

Şiirler yolla bana,
iyi gelir ayrılığa, acıya, yasa
bin kokulu elvan çiçeklerden
iyi gelir şu ara bir şiir bana.

Ak ellerinin resmi gibi
kahverengi gözlerinin feri gibi
memleketimin kırık coğrafyası gibi
şiirler yolla bana.

Hakketmediğimiz acıları
umutsuzlukları
barışı anlatan şiirler yolla...


 




Okunmamış, söylenmemiş, yazılmamış
şiirler, memleket şiirleri...
Şiirin memleketi olur mu?
Olmaz...
Öyleyse memleketsiz şiirler yolla bana.
sınır tanımasın dizeleri...

Kızıl kor rengi olsun sözcükleri
simyacıların bin yıldır gümüşe
döndüremedikleri bakırı Altın'a
dönüştüren şiirler yolla bana.

Cerenler koşuşsun içinde şiirlerinin
az sonra vurulmaya hazır, avcısına
ki onlar geyiklerine sevdalı
cereni uğruna boynuzlarını fedaya hazır
kıyasıya vuruşan geyikleri anlatan
şiirler yolla bana.

Öpüşmeye hasretlik çekenlerin
öpülmemiş sevgili avuçlarının içlerini
öpme özlemini yansıtan
şiirler yolla bana.

İyiyi güzeli doğruyu
özgürlüğü eşitliği söylüyor diye
zindanlarda çürütüldüğü
asıldığı ülkelerde
yaşamanın bedelini ödeyen gençlerin
aydınların, yazarların, şairlerin
ser encamını anlatan şiirler yolla bana.

Şiir yolla
şiirler yolla bana
iyi gelir ayrılığa acıya, yasa
bir bir kokulu elvan çiçeklerden
iyi gelir şu ara
bir şiir bana.

x

x

13. Şiirim

Şiirim modern bir şiir değil
ama küf de kokmaz dizelerim
imgelere yer veririm kimi zaman
anlaşılabilirdir genellikle
içinden nehirler akar.

Aşık şiiri değildir şiirim
saray şiiri hiç değil
ölçülü uyaklı yazmamaya özen gösteririm
ama sonelerimde ölçüyü
kimi şiirlerimde de uyağı
kokpite alırım çaktırmadan.

şiirim dürüst bir beyefendidir
kravat takmaz
süssüz hanımdır
ayak tırnaklarını cilalamaz
anaç kadındır/hep
iyi oğullar
iyi kızlar doğurur.

durgun su değildir şiirim
coşkundur Fırat gibi
hatta karadenizdir takaları sallayan
fırtınadır boradır zaman zaman

tanrı dağlarını aşıp/donmuş berring
buzlarında at koşturarak
yurt edindiği yeni dünyasını dalayan rangerlere
gönderdikleri ateş okudur
şiirim Kızılderili
dedelerimin hedefini şaşırmayan.
 


kuyumcu terazisi değildir
ama kantardır en azından
haklıdan yana olan 'kefe'si
ağır basar, yoksuldan
ezilenden, horlanandan yana olanları
şiirim
sırtında taşır.

X

14. GÜNAYDIN

 

Günaydın ile başlanır sabaha

olabilsin diye günümüz aydın

aydınlık güne çok gerek var daha

Ey ışık bari yırak olmayaydın.

 

Ey güneş doğdun ha, yine üstüme

Ne güzel beni de adamdan saydın!

Aydınlattın bezedin ışığınla

Sevgi için bin yarışa günaydın

 

"Ben" bildiğim dostlara dileklerim

bugün 20 Ekim, Ekimler benim

kardeşlikteki yarışa günaydın

aşka, dostluğa, barışa günaydın

 

Fevzi Günenç der ki, uyan ey halkım

Yıllarca uyudum, haline bakın

Haydi kendini bul, tavrını takın

çağdaşlık için yarışa GÜNAYDIN!

x

Şiir Nasıl Yazılır, Şair Nasıl Olunur?

OĞUL:

Şiirin okulu var mı baba?

Varsa göndersene beni oraya… 

BABA:

Yok oğul.

Ustaya gönderir gibi

koyamazsın çocuğunu yanına bir şairin.

Olsaydı paraya kıyar

inan gönderirdim okulsa okuluna,

ustaysa ustasına seni çocuğum.

 

Okulu yok bunun

şiiri kendi kendine öğreneceksin

kendin olacaksın okulun da, ustan da…

 

OĞUL:
Ustasız zenaat öğrenilir mi baba?

 

BABA:
Öğrenilmez oğul...
O yüzden ustalar edineceksin kendine
Şair olmak istiyorsan eğer
arayıp bulacaksın
onları birer birer…

 

OĞUL:
Nerede bulurum onları baba?
Kimdir onlar?

 

BABA:
Ömer Hayamdır örneğin biri
Mevlana’dır biri de…

 

OĞUL:
Kimmiş Ömer Hayam baba?
Ne demiş, yardımcı ol biraz bana…

 

BABA:
“Mey kaseme el koydun, yerlere vurdun Tanrım
Beni zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım!
Gül rengi şarabımı, yerlere döktün tekmil
Yoksa sen de içmeden sarhoş mu oldun Tanrım..
İşte bu Ömer Hayam.

 

OĞUL:
Ya Mevlana? ...

 

BABA:
“İster putperest, ister Mecusi ol
Kırk bin kere tövbe etsen de açıktır yol
Dergahımız umutsuzluk dergahı değildir
Bizce günahkar da bir tövbekâr da bir…”
İşte bu da Mevlana.

 

OĞUL:
Ama bunlar şiir baba

 

BABA:
Zaten oğul şiir
Şairin kendisidir.

 

Örneğin ele alalım Shakespeare’i
“Prenslerin o mermer ve tunçtan heykelleri
Senin güçlü şiirin kadar kalıcı değil
Anıtlar da yıkılır atiye kalmaz biri…
Sen ki her dizen ile kalacaksın dipdiri”

 

OĞUL:
Kafam karıştı iyice, anlayamadım
Şiir mi şair
Yoksa şair mi şiir? ..

 

BABA:
“Ay gelir ışır, hayalin irişir
Güzelim Annabel Lee
Yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Anebel Lee
Orada gecelerim, uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim, hayatlım, gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni…”
İşte bu da
Edgar Allan Poe’nun portresi.
Görmek ister misin Lamartin’i de? ..
Gör öyleyse kulak vererek kendisini şiirinde.

“Ey göl hatırında mı, bir gece en derin sessizlikte
Birden şu yeryüzünün bilmediği bir nefes ….


Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi
Sular kulak kesildi, hayran olduğum ses

Şu sözleri söyledi:
“Zaman dur artık geçme

bahtiyar saatler siz
akmaz olunuz artık! ..”

OĞUL:
Oyunu öğrendim baba
İzin ver Baudelaire diyeyim ben de
“Hatıralar annesi, sevgililer sutanı
Ey beni şadeden yar, ey tapındığım kadın
Oçak başında seviştiğimiz o anı
O canım akşamları elbette hatırlarsın
Hatıralar annesi, sevgililer sultanı! ..”

 

BABA:
Çabuk kavradın işi. Şair olursun bu gidişle
İyi çalışırsan dersine:
“Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan göklerini
Girdapları hortumu, benden sorun akşamı
Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri
İnsanı giz olanı, gördüğüm anlar oldu.”
Söyle bakalım oğul, kimi anlatır şu şiir?

(G. T. 15.9.2005)

OĞUL:
Rimbaud yu mu baba?

 

BABA:
İyi bildin oğul
“Kapılar tutulmuş neylersin
Neylersin içerde kalmışız
Yollar kesilmiş,
şehir yenilmiş neylersin
Açlıktır başlamış
Elde silah kalmamış neylersin
Neylersin karanlık da bastırmış
Sevişmezsin de neylersin…”
Sen yanıtlamadan ben söyleyeyim oğul
Bu da Eluard…

 

OĞUL:
Ne şairler gelip geçmiş meğer bu ölümlü dünyadan
Şiir benimle başlar
Benimle biter sanırdım
Benim yazdıklarımın
en güzel olduğuna inanırdım
Söylemeye utanıyorum şimdi baba
Meğer eline su dökülmez ustalar varmış yeryüzünde
Onları tanımadan nasıl şiir yazardım?

 

BABA:
ABC’yi öğrenmeden anne yazabilir misin oğul?
Baba yazabilir mi kalemin
Nasıl yazamazsan bunları
Tanımadan şiir de yazamazsın Aragon’u:

 

“Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde…”
……..
Ben bu radyumu bir pekbilent taşından çıkardım
Benim de yandı parmaklarım onun yasak ateşinde
Bulup bulup yeniden yitirdiğim cennet ülke
Gözlerin Peru’mdur benim, Golkond’um, Hindistan’ım

 

Kainat paramparça oldu bir akşam üzeri,
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa’nın
Gözleri Elsa’nın, gözleri Elsa’nın, gözleri…”
Diyebiliyor musun bunları oğul?

 

OĞUL:
Diyemiyorum baba…

 

BABA:
Diyemiyorsan da umutsuzluğa düşme.
Yeter ki diyebilimeyi iste…
Ama oturup hep aynı türküyü söyleme.
Ağustos böceği gibi…
Atışıp durma
yedilik sekizlik maniler yazan
senin gibi şairler(!)  le
İki üç kafiyeyle…

x

16. SONELERİM

FEVZİ GÜNENÇ

 

14 Sevgiliye 14 Sone: 01

Sen bir deli kısraksın şiir okur soluğun
nal seslerin umuda koşan habercilerdir
yelelerin savrulur terkisinde rüzgârın
savruldum acısıyla ben de senin sevdanın

Sen şiirin yılkısı, peşinden yetişmez ok
benden uzaklaştıkça bana koşmaktasın bak
dert etmezsin bilirim yıllar gelip geçse de
sevimcimi çalarak, hayatımı alarak.

Sen ey deli kısrağım, susuzu yüreğimin
bırak artık acıyla savrulmayı sabaha.
Söyle kaç yüz yıl bana esmeyeceksin daha

Çek git artık ayrılık, ayrılık çek git artık
bırak yakamı yeter, yoluma kuran pusu
yüreğimi ezen, sen: terk edilmek korkusu! ..

Fevzi Günenç

x 

-14 Sevgiliye 14 Sone: 02

Ölümün kaçıncı adı ayrılık
yardan mı, sıladan mı ıramak daha acı
çok yüreklere girdim, çıktım girdim de yine
anladım benzemezmiş hiç biri seninkine.

Ne güzeldi yaşamak soluğun soluğumda
ne güzeldi yürümek sahil boyu tek beden
bağırmak aya karşı, kâinata adını
seviyorum ey dünya, ben bu güzel kadını!

Yıllar önce birisi, dese inanır mıydım
yitireceksin onu, acı verecek sana
sen ey acılarıyla bana tad veren ana.

Baş koyarız sanmıştım bir ömür tek yastığa
geçen o güzel günler ne tez unutuluyor
şimdi o bir yastıkta başkasıyla uyuyor.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 03

Ateş olmak çok şey ama yanmak daha da başka
yandığını duymazsın bir kere düşme aşka
yokluğun öbür adıysa eğer dirimsizliğin
varlığın kendisidir dünyada cehennemin.


Gözlerin geceleri göğümde yıldızlardı
girdin kanıma akan azgın sakarya gibi...
hangi bıçak kesecek şimdi benim öfkemi
hangi zincir zapteder bu çıldırmış gövdemi.

Durduramaz hiç bir yel, beni çılgın sevgilim!
donduramaz ayazlar, yıkamaz seller beni
arıtmaz hiç bir musalla bu günahkar bedeni.

Leyla da ben, Elif de, Şirin de benim artık
ben kendimin Mecnun'u, Ferhat'ı, Kerem'iyim
Ben kendime zebani, ben kendime deliyim.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 04

-Dünya yazarı Yaşar Kemal’e-

İnanamıyorum ah, bütün güzel insanlar
“bindi beyaz atlara gitti” ha “uzaklara”
o yüzden mi burada kaldık insansızlarla
tutamam sevgilimi onların arasında

Gel güzelim seninle çıkalım aramaya
bulduysak bulduk bir at rengi ak olmasa da
giyelim çarıkları demir ya da meşinden
denizlere vuralım altın postun peşinden

İnan sevgili sunam, bize yaramaz bu el
Her geçen gün daha da daha da eziliriz
Gitmezsek eğer canım çarmıha geriliriz.

Uzaklarda mavi bir ülke var biliyorum
Tüm insanları aşık, tüm insanlar sevgili
Ve mutluluk içinde yaşamakta her biri.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 05

“söylesem ah söyleyebilsem derdimi
mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
göreceksin seninle dolu
desem, diyebilsem ki seviyorum seni
çılgınca asığım sana
ama demem, diyemem
çünkü aramızda dağlar, denizler
ve benim o kahrolası gururum var
bu böyle sürüp gidecek
sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
sana asla...
çünkü aramızda dağlar denizler
ve benim o kahrolası gururum var
Victor Hugo “

Söyleyebilsem bir kez, açsam sana derdimi
Ay ışırken bir gece açabilsem kalbimi
Görürdün içi yalnız senin aşkınla dolu
Duyurabilsem bir ah, duyuramam aşkımı!

Ne yapmalı ne etmeli nasıl söylemeliyim
Aşkınla yandığımı senin çıralar gibi
Sevdiğimi diyemem, duysa denizler dağlar
Kahrolası çabucak incinen gururum var.

Fısıldarım her gece yıldızlara ve aya
Sen bilemeyeceksin, öğrense bile dünya
Böyle sürüp gidecek işte bu mutsuz sevda.


Söyleyemem erise, bedenim yok da olsa
Sevdiğimi diyemem, duysa denizler dağlar
Kahrolası çabucak incinen gururum var.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 06

O kadar güzelsin ki sakın geçme ey zaman
Bilmek bile istemem hatırlatmayın aman
Hep seninle dopdolu yaşamak istiyorum
Beni sensiz bırakma, bırakma sensiz bir an!

Bana gençlik vâdeden, iksirinde özüm yok
En güzel kadınların bedeninde gözüm yok
Yaşadım her zevki ve tattım tüm safaları
Daha da fazlasını istemeye yüzüm yok.

Kim sunabilir bana o sonsuz mutluluğu
Belki ahu bakışlı, iri gözlü bir ceylan
Belki beyaz ve uzun boyunlu güzel kuğu

Ya sen ne oluyorsun bu alemde sevgilim
Sana eş olduğunu söylersem şişer dilim.
Geçsin dersem zamana seve seve ölürüm.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 07

Çok geceler geçirdim uykusuz senin için
bir kerecik rüyama girmedin bilmem niçin
biliyorsun sevdiğimi seni leyla’dan öte
eridim günden güne tükendim için için.

Bari kerem eyle de, göğsünde uyut bir gün
bari selam eyle de kalbinde unut bir gün
dünya globalleşti, a-b’ye giriyoruz
artık ne olur çizme araya hudut bir gün

Çelikten mi yüreğin, mermerden mi, taştan mı
bin kez taşıdım kayayı Olimpus tepesine
tanrı mıyım sevgilim bir daha mı, baştan mı?

Çöktü Berlin duvarı, yıkılmadı inadım
şiirin yüreğine yazdıysa nasıl mecnun
yüreğine yazılır belki benim de adım.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 08

Şükür olsun sesimi sesine katan yele
Şükür olsun sabıra, direncime de hele
Varlığımda yoksam da yokluğumda varım ya
Şükür olsun ölümü sana getiren sele!

Sen nereden bilirsin varlık nedir yokluk ne
Sen nereden bilirsin birlik nedir çokluk ne
Bilsen bilsen bilirsin dünya nimetlerini
Öğrenemezsin asla, açlık neder, tokluk ne

Ne bilirsin hazzını değse elim eline
Ne anlarsın rüyada nirvanaya ermeyi
Bin bir lisan öğrensem, dilim ermez diline

Uğruna saçlarım ey, canan tek tek yoluna
Sen diline, dinine, kurban olduğum elif
fedadır tüm dişlerim, küldür canım yoluna

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 09

Sarı saçları vardı, buğday başaklarınca
o sarı saçlarını sana verdim annemin
maviş gözleri vardı engin denizler gibi
o mavi gözlerini sana verdim annemin.

Göğe doğru uzardı anneciğimin boyu
onun selvi boyunu getirip sana verdim
koruyan gülüşleri vardı dudaklarına
ekledim onları da anam olmandı derdim.

Şimdi sen o güzelim sap sarı saçlarınla
simdi sen o güzelim masmavi gözlerinle
şimdi sen o güzelim selvi boyunla O’sun

Niye yaptım bunları, erkekler sevdikleri
kadınlar da isterler benzesin annelerine
haydi sen de anneme benze sonra sev beni.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 10

Gözlerinizde yaşıyorum ah bir bilseniz
o yalnız benim olan ülkenizde
sizinle diniyor yüreğimdeki sancı
bir kez da bana gülebilseniz ah!

Biliyorum gülmeye, her an hazır bir aşkla
sizin de içinizde çiçekler açmaktadır
cesaret edebilsem, edebilseniz siz de
anlarsınız yüreklerimiz ateşler yakmaktadır.

Şimdi herkesi dünyası ışıklı
yalnız benim ülkemde karanlık hüküm sürer
yalnız biz hüzünlere batıyoruz sizinle.

Birer birer yıkalım engelleri
gururu, inançları, tabuyu, töreleri
birlikte yürüyelim sonsuza doğru.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 11

Durmadan deli gibi soneler yazacağım
soneler dindiriyor acılarımı ondan
niçin ama sevip de sevilmemeli insan
bırakılınca bile bırakmamaya söz vermişken...

Her insan sevilecek günü gelince elbet
bir isüre buruk mutlu, günlerle avunacak
derken düşüşü gibi bir meyvanın ağaçtan
acılarla dopdolu, yapayalnız kalacak.

Bunca sevda yaşandı acunda yüzyıllarca
söyleyin hangisinde mutlu bir son yaşandı
sevgililer kavuşsa yoksa aşk olmaz mıydı? ..

Elemlerin elemi sensin anladım ey aşk
mutluluk adına hep sana tapındım oysa
o aşktan kalan tek şey yüreğimdeki yara.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 12

Yine gördüm de seni uyandı eski yaram
meğer sevgin içimde ne dek doluymuş balam
gözlerine bakarak yine hüzünle doldum
bir gün olsun seni sen anlamak istemedin...

Gelmeni istemek çok, istemem gelme ama
Yetar artık dayanmam senin bunca acına
saramazsın yaramı istesen bile artık
değil yara içimde gel benliğimde ara.

Ne gel bana ne görün gözlerime istemem
Seni gördükçe yaşar bir yandan ama canım
bir yandan da anlamam, niçin neden böyledir:

Seni gördükçe her an can verir hasta gönül
biraz daha yaklaşır, daha yaklaşır ölüm
Ve geldi çattı işte benim kurtuluş günüm.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 13

Unutuluş adına bur sone istiyorum
bütün anılarımı yine diriltsin ama
onunula yaşadığım acı, tatlı her şeyi
ezse de yüreğimi ansıtsın cenderede.

Anısıtsın gözlerimin onu ilk görüşünü
ilk göz göze gelişi, o ilk baygın bakışı
yüreğimi eriten ilk çapkın gülüşünü
beni kanatlandıran ilk tatlı aşk sözünü...

el ele gezdiğimiz çingene çadırları
şeker dağıttığımız yalınayak bebeler
gökte uçuşan kuşlar tanıktı aşkımıza.

Nasıl unutur insan tüm bu güzellikleri
nasıl sever bir kadın erkeğinden daha çok
kendini sarmalayan o zalim kara yeri.

Fevzi Günenç

x

-14 Sevgiliye 14 Sone: 14

Dalıma sığınışın alt üst ederken beni
yokluğunla daha da yıkılıyorum ey yar
yıllar yılı arayıp bulduğum zaman seni
şeytanın kucagında buluyorum kedimi.

Niçin bu tedirginlik, bana bir erinç getir
nedir bu kaçışların, nedir bu kovalama
hiç kimse aç değildir, ekmeğe, aşa suya
benim kadar hiç kimse sana muhtaç değildir.

Ve bıkkın değildir hiç, bir eş sevgilisinden
hiç kimse kaçmamıştır senden kaçtığım kadar
sende hem hayat veren,hem karartan bir şey var

Bu mudur artı eksi kutuplar buluşması
seni sevdikçe arttım, sevildikçe azaldım
eğer aşksa bunun adı olmaz olsun böylesi.

Fevzi Günenç

x

AT GİTSİN

 

At, bunu da at

“eskisi olmayanın yenisi olmaz” deme

senden eski bir şey kalmasın evde

at gitsin

başka bir dünyaya götüremeyeceksin nasıl olsa…

 

Ev ev taşımıştın sırtında

onları koyabilmek için fazla odalar tutmuştun

hiçbir işe yaramıyor hiç biri de bak işte

giderken götüremeyeceksin artık son evine

öyleyse at gitsin,

sen at

başkaları atacağına.

Oh be… 

FEV, 7.8.2007

x

FEVZİ GÜNENÇ’İ TANIYALIM:

Sitemiz yazarlarından Fevzi Günenç; 24 Kasım 2007 Öğretmenler Gününde Gaziantep Öğretmenler Sendikası tarafından “Yılın Öğretmeni” seçilmiştir. Hak ettiği bu ödül için Sitemiz yazarını kutluyorum.

12 Mart’ta, 12 Eylül’de gazetesini satarak veya kapatarak “Bir hafta içinde memleketten ayrılıp gitmezse” öldürüleceğinin ihtar edilmesi üzerine Gaziantep’ten kaçıp gitmemiş olsaydı bu gün Gaziantep’te büyük bir kültür gazetesinin sahibi olacaktı.

Bu gün Gaziantep’te bir tane olsun fikir gazetesi yoktur. Düzene aykırı düşünce ve görüşler ileri süren yazarlar da kimi okuyucuların baskısı üzerine bir hafta, en çok da bir ay içinde kovulur.

Fevzi Günenç, yıllardır İstanbul ve Mersin’de çeşitli gazetelerde işçilik yaptıktan sonra bu gün bir emekli maaşı ile Gaziantep’te yaşamaya çalışmaktadır. Aldığı emekli aylığı ev kirasını zor karşılamaktadır. Ancak yazdığı kitapların ve yarışmalarda aldığı ödül karşılığı paralarla geçimini sürdürmeye çalışmaktadır.

Aşağıda okuyacağınız tanıtım yazısında görüleceği gibi Fevzi’nin kendisi otomatik bir yazı makinesidir. Yalnız gündüzleri uyanıkken değil; geceleri uyurken de yazmaktadır. Uyurken yazdıklarını da gündüz yazı makinesinden ve bilgisayardan geçirmektedir.

Tam bir edebiyat adamıdır. Her türden yazılmış onlarca, belki de, yüzlerce yapıtı vardır. Öyle sanıyorum ki en büyük üzüntüsü yalnız elleri ile değil ayakları ile de yazamamış olmasıdır.

Bir özelliği daha var ki çok ilginçtir. Karşında sessiz ve sakin dinlerken sanki bütün konuşmaların onun hafızasına ses alma makinesine kaydolur gibi kaydolmaktadır. Hafızasına kaydolanlar ise yeri ve günü geldiğinde de; ya bir öyküye ya da bir romana, ya da bir oyuna dönüşmektedir.

Yazar, yazar… Uyurken, uyanıkken ve de seninle konuşurken bile yazar…

Ne mutlu bana ki böyle bir yazar dostum var.

Av. Bilge Balta, 26.11.2007

  x

SEVGİ GİRİŞKEN, FEVZİ GÜNENÇ’İ ANLATIYOR:

 

Eylül, 1938’de  Gaziantep’te doğan Öğretmen, gazeteci yazar Fevzi Günenç, “İlkokul öğretmenliğiyle başlayan iş yaşamımı,çeşitli mesleklerle sürdürdüm. Ama hiç birisinden de öğretmenlikten aldığım tadı alamadım,” diye başlıyor yaşam hikâyesini anlatmaya.

Bugün benim de öğretmenlik görevini sürdürdüğüm Gazi Mustafa Kemal İlköğretim Okulu’nda öğrenime başlıyor Günenç.

O yıllarda “ilkokul” olarak anılıyordu ilköğretim okulları. Sendikamızın yılın öğretmeni seçtiği 69 yaşındaki bu gazeteci-yazar Öğretmen, o yıllarda kendisine emeği geçen öğreticilerinin hiç birini unutamıyor.

Her birinin ayrı sevgisi var yüreğinin bir köşesinde. Sınıf Öğretmeni Emine Hanım’ı sevecen bir anne olarak anımsıyor.

İkinci Sınıf Öğretmeni Halil Bey ne tatlı bir amcadır. Sadece istiklal Marşını değil, bir çok şarkıyı da dillendirir kemanıyla. Ona eşlik etmek ne hoş, ne uzun bir düştür!..

Üçüncü sınıfın Genç Öğretmeni Nurettin Bey ile Beşinci sınıfın Güzin Öğretmeni erişilemeyecek kadar güzel insanlardır.

Ya Başöğretmen Şâkir Sabri Yener?.. Babadan da öte bir şeydir o…

Bu büyük Başöğretmenle ilgili, hiç unutamadığı ilginç bir anısı var Günenç’in.

Şakir Sabri Yener, haftada bir gün dördüncü sınıfın Dilbilgisi derslerine gelir. Nasılsa ilk geldiği gün, derse ilk kaldırdığı 219 Fevzi Günenç olur.

Günenç, Başöğretmenin sorduğu soruları bilemez. Ama o Başöğretmen öyle güzel bir Başöğretmendir ki, sınıfın önünde bu küçük yüreği mahcup etmez.

“İsim ne demek, biliyorsun değil mi Fevzi?”

Ses yok.

“Biliyorsun. Biliyorsun da heyecandan unuttun. İsim varlıklara verilen addır, değil mi Fevzi?”

“E-e-evet Başöğretmenim.”

“Kaç türlü isim var Fevzi?”

Ses yok.

“İki türlü isim vardır değil mi?”

“Hııı, iki türlü…”

“Nedir bunlar?”

Ses yok.

Sorusunu yanıtlamayı sürdürür Başöğretmen Şâkir Sabri Yener.

“Bir: Cins isimler; iki: özel isimler. Değil mi Fevzi?”

“Evet Başöğretmenim…”

“Aferin. PEKİYİ veriyorum sana.”

Bu büyük ders çok ezmiştir Fevzi Günenç’i. O günden sonra Dil Bilgisi derslerine sım-sıkı sarılmıştır. Edindiği bilgileri geliştire geliştire, yıllar sonra ilkokulun dört ayrı sınıfı için dört ayrı Dil Bilgisi kitabı yazacak konuma gelmiştir.

Böyle güzel öğretmenlerin elinde büyür de öğretmenlikten başka meslek görür mü bir çocuğun gözü?

Onun hayat çizelgesine bakacak olursak, yaşamı boyunca, gözünün öğretmenlikten başka bir şeyi görmediğini de görürüz.

Daha Orta okulu bitirdiği yıl, Milli Eğitime Başvurup Vekil Öğretmenlik istemiştir. İsteğine kavuşmuş, Gaziantep’in en güzel okullarından birinde, Hürriyet İlkokulunda öğretmenlik yapmıştır.

1949 Yılı, onun öğreniminin miladı olmuştur. O yıl, sınıf yetersizliğinden Gazi Mustafa kemal İlkokulu’nunda beşinci sınıf kaldırılmıştır. Beşinci sınıfa geçen öğrencilerden bir bölümü o yıl yeni açılan Akyol ilkolununa gönderilmiştir. İkinci bölümü Kozanlı’daki Sakarya İlkokulu’na.

Bir üçüncü bölüm var ki, o bölümde sadece bir kişi vardır. Adı Fevzi Günenç’tir bu çocuğun. O da Suburcu’daki babasının kitapçı dükkanına çekilip alınacaktır.

Öğrenciliğini yapmak içinde ukde olarak kalan Akyol İlkokulu, evlerinin yazlığından görünecek kadar yakındadır Fevzi’nin. İkinci öğretmenliğini öğrencisi olamadığı bu okulda yapacaktır arkadaşımız.

“Kutsal iş” dediği öğretmenlik görevine Akyol İlkokulunda başladığı gün. bir sürpriz beklemektedir onu.

Daha sınıfa girer girmez öğrencileri üzerine saldırır Genç öğretmenin. Çünkü o sınıftaki “mini minnacık birinciler”in hepsi de kendi sokağının, kendi mahallesinin çocuklarıdır.

Bu miniklerin, ona koşarken attıkları çığlıklar, “Öğretmenim, öğretmenim!” değil; “Fevzi Abi, Fevzi Abi!” çığlıkları olacaktır.

Onu hepsi de mahalleden tanıyorlar çünkü…

Çünkü o, yaz tatillerinde bu miniklere hep “Tatil Okulu, adı altında “Sokak Okulu” açmıştır.

Daha okula bile başlamamış olan o yumurcaklara,  evlerinin kapısı önünde; Atatürk’ü, toplama-çıkartma yapmayı, sözcükler heceletmeyi, eğri, doğru çizgiler çizmeyi, tiyatroculuk oyunu oynamayı öğretmiştir onlara.

 “Ata, bu at!”

“Suna, topu tut!

“Topu at, Ata!

“Al Suna, al, bu top!”

Günenç bildiği her şeyi öğretmiştir de, daha o yıllarda “Uyu uyu yat uyu” öğretmeyi es geçmiştir. Çünkü çocukların uyumaya başlamalarını istememiştir o yaşta.

Bir de “Baba bana bal al”ı öğretmek içinden gelmemiştir, bu genç öğretmenin. Babalarının onlara hiçbir zaman bal alamayacağını çok iyi bilmektedir de onun için…

Onlar yiyemeyecekleri balın özlemini duymasınlar, diye… Babalar çocuklarına bal alamayışlarının acısını duymasınlar, diye…

Hayatta en çok istediği şey edebiyat öğretmeni olmaktı Günenç’in. Bu amaçla liseye yazılmak istedi. Ne var ki ailenin büyük oğluydu.

Babasının gazeteci, kitapçı dükkânı vardır. Oraya bir çırak gereklidir. Bu da, babaya göre, Fevzi’den başkası olamazdı.

O yüzden baba ile oğul arasında sürekli bir okuma, okutmama savaşı verilmiştir yıllarca. Fevzi, bir gün anacığına yalvarır.

“Anne, ne olur, babama söyle beni orta okula yazdırsın.”

Anne de ister oğulcuğu okusun. Ama babaya söyleyecek zamanlamayı yanlış seçer. Tutar bir Pazar günü bağ evinde söyler bunu. Bu öneriye sinirlenen baba yerden kaptığı katı bir toprak keseğini kapıp annenin başına fırlatacaktır.

Annenin başından kanlar akmaya başladığında Fevzi, “Hayır hayır baba! Dokunma ona! Okumak istemiyorum ben!” diye ağlayarak anneye koşacak, dudaklarını onun kanlar akan başına gömecektir.

Baba buna üzülecek, çıraklığa da devam etmek şartıyla onu sanat okuluna yazdıracaktır. Ne var ki artık 18 yaşına gelmiştir. Okul çağı geçmiştir.

Fevzi, babayı mahkemeye verir, “büyük yazdırmış,” diye yaşını küçültür. Okula ancak öyle devam edebilir. Bu yüzden kimi yerde doğum tarihi 1938 olarak geçerken, kimi yerde de doğumu 1940 olarak anılmaktadır..

Bundan sonra okullara yazdırma sildirme dönemleri başlayacaktır.

Fevzi bir okula kaydını yaptıracak, baba sildirecek, Fevzi gelecek yıl bir başka okula kaydını yaptıracak, baba yine sildirecektir.

Böyle böyle Gaziantep’teki bütün Orta dereceli okulların öğrencisi olacaktır Fevzi Günenç. Sanat Enstitüsü, Ticaret Lisesi. Gaziantep Lisesi, Öğretmen Okulu…

Bunca uzun okul maratonuna rağmen o yine de öğretmen olmayı başaracaktır.

İstanbul Çatalca’nın Hisarbeyli Köyünde, Gaziantep Oğuzeli İlçesinin Gebe Köyünde, Merkez Ahmet Çelebi Okullarında öğretmenlik yaptıktan sonra yaşam rüzgârı Fevzi Günenç’i bir gazete matbaasına sürükler.

Bu kez “koca öğrencilerim” diye düşündüğü okurlarına gazete yoluyla iyiyi, güzeli, doğruyu öğretmek üzere yola koyulacaktır.

Fevzi Günenç’le işte bu yıllarda tanıştık. Eşim onun çıkarttığı bu gazetelerden birinde: Ortam’da, avukatlığının yanı sıra Genel Yayın Müdürlüğü yaptı.

Kolay iş değildir günlük gazete çıkartmak. O yıllarda, kurşun harfleri tek tek yan yana getirerek kelimeler oluşturuluyordu. Kelimeler yan yana getirerek cümleler; cümleler yan yana getirilerek yazılar oluşturuluyordu.

Bu işin nasıl yapıldığını hayal etmek bile, işin zorluğu hakkında fikir verir size.

Eşimle birlikte sık sık uğradığımız, bugün bu toplantıyı yaptığımız Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bulunduğu Tüfekçi Yusuf İş Hanı’nın üç kat aşağısındaki bodrumdaydı o zamanlar Ortam Gazetesi. Günenç’i, elinde kumpas denilen alete harfleri dizerek başyazısını hazırlarken çok gördüm orada. Parmakları simsiyah olurdu hep ama alnı ap-ak kaldı.

Günenç’in işinin en zor yanı dünyaya farklı bakışıydı. O, işçilerin, sendikacıların yanında oldu hep. Gazetesi ilerici, aydın, Kemalist, Cumhuriyetçi insanların gazetesiydi. O gün bugündür hiç ödün vermeden sürdürdü mücadelesini.

Eğer bir gazete sahibi, gazetenin isminin altına: “Günlük Siyasî Tarafsız Gazete” yerine “Günlük, Siyasi, Halktan Yana Taraflı Gazete” diye yazarsa, diş bileyenleri de çok olur onun. Böyle olunca da Günenç’in her sağ ihtilalde ve ihtilal denemesinde bir gazetesini yitirmesi doğaldır.

Arkadaşımız hangi dönemde hangi işi yaparsa yapsın, çocukları eğitmeyi savsaklamadı. 1950 Yılında Doğan Kardeş Dergisinde başlayan çocuk edebiyatı serüveni, 1966’da, Öğretmenlik yaptığı dönemde Yavrukuş Çocuk Gazetesini çıkartarak sürdü.

Sonraki yıllarda da hem erişkinlere hem de çocuklarımıza iyiyi, güzeli, doğruyu öğretme uğraşını hep yazarak sürdürdü.

Onun okurları, büyükler için yazdığı kitaplarında bile dünyaya hep çocuğun penceresinden baktığını görürler. Çünkü arkadaşımız en yalansız, en doğru, en arı duru bakış açısının, çocuğun bakış açısı olduğunu bilir. Dünya’da sadece çocuklar ile çocuk ruhunu yitirmeyenlerin“Kral çıplak” diyebileceğinin bilincindedir.   

Günenç, Gaziantep’te yayınladığı gazeteler kapatılınca, bu kez büyük kent gurbetlerinde başlar basın işçiliğine. Dikkat ettiyseniz “bu kez” dedim. Çünkü, o patronken de bir basın işçisiydi.

Ankara’da Barış, Vatan, Günaydın, Ulus, İstanbul’da Dünya, Meydan, Milliyet Çocuk Dergisinde çalışan Günenç, Milliyet Yayın Grubundan emekliye ayrıldıktan sonra kendini tamamen çocuk edebiyatına verecektir.

Durmadan çocuk oyunları, çocuk öyküleri, çocuk romanları yazdı O… Oyunları Devlet Tiyatrosu sahnelerinde oynandı. 50’yi aşkın radyo oyunu radyolarda seslendirildi.

TRT Dizi Çocuk Filmi Senaryosu ile Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliği başta olmak üzere çeşitli ödüller aldı.

İlgi Duyanlar, öğretmen yazar Fevzi Günenç’in, eserleriyle ilgili bilgeleri, standımızda sergilenen kitaplarındaki açıklamalardan öğrenebilirler.

Yazdıklarıyla halkın öğretmeni olmayı sürdüren Fevzi Günenç’i Anadolu Eğitim Sendikası adına “Gaziantep’te Yılın Öğretmeni” seçmiş olmaktan onur duyuyoruz.

Arkadaşlarım ve kendi adıma onu yürekten kutlarken, ellerine, beynine, yüreğine sağlık diyor, başarılarının sürmesini diliyorum.

FEVZİ GÜNENÇ’İN KİTAPLARI:

ERİŞKİNLER İÇİN:

Şiir:

Ben Seni Çok Seviyorum (1961)

Ben Seni Sevince 2006

Gülü Yakmak (2007) 

Öykü:

Gül Dokurdu Gözlerin / Öyküler (1989, Edebiyat Gazetesi Yayınları)

Işık Olsun Yolumuza Anısı / Öyküler (1990, Edebiyat Gazetesi Yayınları)

Aman Esin Geliyor (Güldürü Öyküleri, (1991, Edebiyat Gazetesi Yayınları))

Sevda Büyücüleri: 1991 Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliğini kazanan 'Hep Ağlattın Öyle Onu' adlı öyküyü de içeren kitabı (2007)

OYUN:

Anahtarcı

Kanto Jübile

Von Sadriştayn’ın Karısı ile Oğlu (Ömer Seyfettin Öyküsünden Uyarlama)

Simurg

Leyla ile Mecnun Evlenseydi (Komedi)

29x40 (Sonradan Romanlaştırdı/1981 Mili Eğitim Bakanlığı Oyun Yarışması Ödülü/Ödül, Jüri üyesi First Lady’nin “oyunda sosyalizm propogandası yapılıyor” gerekçesiyle yarışma iptal edildi.)

Düşünceleri Okuyan Makine

Bir Liraya Gün Işığı (Yayımlanmadı)

ROMAN:

Küçük Devrim (Yıl 1957 Ekimin Yirmidokuzu)

Canavar Melek (Bir İdamlığın Yaşamı)

Yeşil Yurtta İnecek Var (Orman Bakanlığı Ödülü)

SENARYO:

Annem Annem

Mayıs Şarkıları

Şişme Bebek Sevgilim

Bir Daha Dünyaya Gelseydim

Merik

VB

Benim Güzel Gazianteplilerim

Suburcu

Gaziantepli Şairler Güldestesi

ÇOCUKLAR İÇİN YAZDIKLARI:

Ders Kitapları:

Güzel Türkçem, Dil Bilgimiz 2, 3, 4 ile 5. Sınıf Kitapları. Ders Araçları Merkezi.

ÇOCUK ŞİİRLERİ:

Uzay Bisikleti

Karga Karga Gak Dedi (Çocuk Şiirleri/2007)

Güneş Senin Annen Var mı? (Çocuk Şiirleri/2007)

Noktalama İşaretlerinin Şiir Yarışması

ÇOCUK ÖYKÜLERİ:

Dayımın Tilkileri (1966/Gaziantep’te kendi yayını)

Cenk ile Ebru’nun Serüvenleri / Öyküler (10 Kitap, Öğün Yayınları, 1982)

Kıvırcığın Serüvenleri (Öykü/Bilgi Başarı Yayınları)

Benim de Annem Olur musun? (Tudem Ödülü/Tutem Yayınları)

SEVGİ YUMAĞI/ Bizim Çocuk Kalbimiz (İlköğretim Birinci sınıftan son sınıfa kadır iki kardeşin derleyip anı defterine yazdıkları Sevgi şiirleri Sevgi Yazıları, özel gün kutlamaları.)

Noktalama İşaretleri Ülkesinde (MORPA Yayınları)

Yumuşak G’nin Tatlı Düşleri (MORPA Yayınları)

Çorap Canavarı (MORPA Yayınları)

Karga Uçar da Tavuk Uçmaz mı? (Çocuk Öyküleri/2007)

Minik Serçe Elma Ye (Çocuk Öyküleri /2007)

Nasrettincik ile Karakaçancık Uzay’da

ÇOCUK OYUNLARI:

Ali Babanın Bir Çiftliği Var, (1974)

1. Kitap, 2. Kitap, 3. Kitap, 4. Kitap (Kısa Tiyatro Oyunları/Özyürek Yayınları)

KISA FİLM SENARYOSU:

Sinema Aşkı

Zeugmalı Kaplumbağa

YAYINA HAZIR OLUP YAYINLANMAYAN KİTAPLARINDAN BAZILARI:

ÇOCUK OYUNLARI:

Akıl Dağıtılırken Sen Neredeydin (Oyun/Ankara Devlet Tiyatrosu/Kitap olarak Yayımlanmadı)

Karagözüm Yıktın Yine Perdeyi (Oyun/Ankara Devlet Tiyatrosu Altındağ Sahnesi/Kitap olarak Yayımlanmadı)

Ben Bir Kral Olsaydım (TOBAV Ödülü/ Ankara Devlet Tiyatrosu/Kitap olarak Yayımlanmadı)

Keloğlan Beş Kuruşunu Ne yaptın? (Yayımlanmadı)

Mırnav Sultan

Eşek Ormanlar Kralı (Yayımlanmadı)

Papacumun Kralı/Hangi Kızım Beni En Çok Seviyor? (Müzikal Güldürü)

Pıldırpıldırcık

Falaka (Müzikal Güldürü)

Hayvanlara İş Bulma Kurumu

Akıllı Eşek/ Keşke Öküz Olsaydı

Başkarakol

Anneler Gününü Nasıl Kutladık? (Güldürü)

Bu Oyunu İzleyenlerle Birlikte Oynuyoruz

ÇOCUK ROMANLARI:

Kör Buzağı Akşın Hanımla Elma Kız

Leylek Hava Yolları

KIVIRCIK DEDEKTİF ÇOCUK ROMANI DİZİSİ:

  1. Evimizdeki Hayvanat Bahçesi

  2. Biriciğim /Bir Köpeğim Bile Yok/ TRT Dizi Çocuk Filmi Senaryosu Ödülü

  3. Kıvırcık Cambaz

  4. Tatlı Tazım Neredesin?

  5.  Karamın Kurtulacak mı?

  6. Dünyanın En Güzel Papağanı

  7. Cinli Bahçenin Gizi

  8. Altın Kedi

  9. Yedi Yaramaz Civciv

10.  Bisikletli Onbirler

RADYO ÇOCUK OYUNLARI

İyi Yürekli Dev (Ülkü Tamer Çevirisi Oscar Wilde öyküsünden uyarlama)

Mavi Kuyruklu Tilki

Tilki Tilko Âşık

Karga İle Tilki

Tilkinin Babası

Tilkinin Annesi

Tilkinin Amcası

Tilkinin Dayısı

Tilki’nin Dedesi

Tilki’nin Ninesi (Öykü: Leylâ Şahin)

Tilki’nin Oğlu

Tiki’nin Kızı

Tilki Ormanlar Kralı

Tilki Tilko Dünya Gezgini

KTilki Tavuk Çobanı

Tiki Kümes Bekçisi

Tilki Tilko Sahte Horoz

Tilkilerin Tavuk Avlama Belgesi

Tilkinin Doktorluğu

Tilki, Horozcuğa Kız istiyor

Tilki Tilko Şair

Tilko, Tavuklara Seranat Yapıyor

Masal Bilmeyen Çocuk

İyiliğin Bedeli

Vs. vs…

ANA OKULLARI İÇİN OYUNLARI:

Gülüş (Lewis Carroll’un “Alice Harikalar Ülkesi”nden esinlenerek)

Kardan Adam Neredesin? (Leylâ Şahin Öyküsünden oyunlaştırıldı)

Dünyanın Bütün Çiçekleri (Ceyhun Atuf Kansu şiirinden oyunlaştırıldı)

Dişler Kraliçesi

En Güzel Evcil Çiçek Kim

Kır Çiçeklerinin Prensesi

En Yararlı Parmak Hangisi?

Gizem En Çok Hangi Hayvanı Seviyor

En Güzel Re