TABULARA, TALANA, YALANA 

 BALTA 

 

+

 IRKÇILIÐA, SÖMÜRÜYE, ÞERÝATA

 HAYIR!..

+

Sorumlusu: Av. Hayri BALTA

+

e-posta: hayri@bilgebalta.com

Site adresi: www.bilgebalta.com

+ 

TANSEL SEMÝR

(GENÇ FÝLOZOF

ÝÇÝNDEKÝLER:

A.

Abis Canlýsý

Alevilik Nedir?

Alevilik ve Toplumsallaþma

Allah’sýz Yaþayamam

Allah Yok Toplum Var

Alt Yapý ve Üst Yapý üzerine notlar

D.

Demokrasi ve Bilinç

Demokrasi ve Laiklik

Din'in Sosyolojik, Psikolojik ve Felsefi Geliþimi

Düþünen Ýnsan Kimdir?

Düþünemeyenler Öleceklerini Bilmezler

Düþünmenin Temel Ýlkeleri

E.

Eðer Ölürsem Dostlar

Emek ve Emekçi Sorunu

Eþitlik, Adalet ve Özgürlük

Evrimin Çocuðu: Ýnsan

Evlilik, Sevgi ve Bilinç

G.

Gerçekler ve Dogmalar

Gülmenin Psikolojisi,

K

Kamusal Alan Türkiye'nin sýnýrlarýdýr.

Kendi Kendinizi Kandýrmak Zorundasýnýz

Kitap Biriktirmeliyim

Kurban ve Acýdan Haz Almak

L.

Laikliðin Tek Dayanaðý Ýnsandýr

M.

Marx Öldü Yaþasýn Darwin

Ö.

Özdeyiþler

S.

Sevginin Temel Ýlkeleri

T.

Tanrýben

Ü

Üretimin Temel Ýlkeleri

+ 

GERÇEKLER VE DOGMALAR  

 

 Düþünen insanlarýn dogmalarý eleþtirmeleri kimilerini incitebilir. Peki, kimler incinir bu aydýnlýk sözlerden? Kimlerin çýkarýna dokunur bu sözler.

Bir çocuk doðduðunda ona olmayan, kanýtlanmayan olaylar anlatýlýr. Çocuk bu olaylarý, dogmalarý gerçekten varmýþ gibi algýlayýp hayatýný bu yönde sürdürür.     

Kimler, bu olmayan, kanýtlanmayan, deneye tabi tutulmayan dogmalara inanýr? Dogmalardan çýkar bekleyen herkes. Çýkarcýlar neden dogmalara yönelir?

Ýnsanoðlu evreni veya doðayý kavrayabilecek düþünce yapýsýný, evrimsel süreç içerisinde doruða ulaþtýrabilmiþ deðildir.

Bilim insanlarý beynin on bin yýlda bir mikron deðiþtiðini söylemektedir. Bu süre, daha birkaç bin yýl önce maðaradan çýkmýþ insanoðlunun evrimsel deðiþiminin ne denli uzun yýllar alabileceðini bize göstermektedir.  Buna ek olarak insanoðlunun evreni veya doðayý algýlamasýnýn, uzun yýllar alabileceðini düþünmek yerinde olur sanýrým.

Evreni veya doðayý algýlayamamanýn sonucu olarak insanoðlu, kendini yalnýz ve çaresiz hissedebilmektedir.

Sezgileþme (empati) yeteneði geliþmemiþ olanlar, karþýsýndaki nesneleri kendine yabancýlaþtýrýr. Örneðin güneþi algýlayamayanlar veya sezmeyenler onu tanrýlaþtýrmak koþuluyla kendine yabancýlaþtýrýr.

Ayný olay iki insan arasýnda da olabilir. Birbirini tanýmayan iki insan karþýsýndakini kendine yaðý (düþman) görebilir.

Sezgileþme yeteneði olanlar evreni kavramaya çalýþýrken, bu yetenekten yoksun olanlar evrene yabancýlaþmakla birlikte kendine de yabancýlaþmýþ olur.

Kendine yabancýlaþanlar beniçinci (benmerkezci) bir yaþam sürerler.

Bu yaþam kiþiyi gerçeklerden soyutlar ve çýkara yöneltir. Çýkarlar hem evreni kavrayamamanýn sonucu oluþan yalnýzlýðý unutturur, hem de kiþinin düþünme eyleminin önüne geçer.

Kýsaca þöyle diyebiliriz: Kiþi düþünmemek için her türlü çýkara baþvurmaktadýr. Düþünme eylemine geçmemek ya da yalnýzlýða düþmemek için kiþi kendine çýkar alanlarý oluþturmaya baþlar. Çýkar alaný düþünemeyenler için bir haz kaynaðýdýr.

Bu yaþam alanýný kaybetmemek için, çýkar alanýna sýký sýkýya sarýlýrlar. Daha çok dogmalara inanýr, daha çok kendi kendilerini kandýrýrlar. Yalanlarý haykýranlarý da ya yok ederler ya da gözdaðýyla sindirirler.

Sonra birileri çýkýp þöyle der; “Ýnananlarýn duygularýný incitiyorsunuz.”

Ýnananlar gerçekten inciniyor mu? Ýncinen gerçekten insanýn duygularý mý, yoksa çýkarlarý mý?

Düþünemeyenin duygusu olur mu? Duygu ne demektir? Dogmalara inananlarýn, bireyci çýkarlarýný savunanlarýn duygularý gerçekten var mý? Bu sorular yanýt bekliyor?

Dünyada milyonlarca aç insan yaþam savaþý veriyor. Bir yandan zenginler kasalarýný doldururken, bir yandan yoksul çocuklarýn derileri kemikleþiyor, kalbi küçülüyor.

Savaþlar çýkýyor, insanlar ölüyor. Eksik beslenme, saðlýk sorunlarý, eðitimsizlik dünyanýn her yerini sarmýþ durumda. Oysa bunlardan dolayý kimsenin duygusu incinmiyor.

Ýnandýklarý dogmalar söz konusu olduðunda duygularý incinenlerin duygusu olabilir mi? Düþünemeyenler, sezgileþemeyenler baþkasýnýn acýsýný duyabilir mi? Bence hayýr; duyduklarý tek þey kendi yarar ve çýkarlarýdýr.

Düþünemeyenlerin hiçbir isteði yoktur.  Düþünmemek için her türlü oyalanmada bulunurlar. Dogmalarýn kökeni düþünememektir; üretememektir, paylaþamamaktýr, sevememektir.

Çýkarcýlar gerçeklerden korkarlar. Gerçekler onlarý incitir. Neden mi? Çýkar alanlarý, kargaþa alanlarý yok olduðu için; cennetleri elden gideceði, düþünüp acý çekecekleri için…

Gerçeklerden, doðrulardan incinenler düþünmek, üretmek, paylaþmak, sevmek istemeyenlerdir. Düþünebilen insan gerçeklere ulaþmak için çabalar ve hiçbir zaman gerçeklerden incinmez. 

Düþünebilen insan okuyup bilgilenir ve var olan olumsuzluklarý yok etmek için çalýþýr.

Toplumun mutlu olmasý için elinden geleni yapar.  

Oysa düþünmeyenler/çýkarcýlar asla düþünen insanlarý kabul etmezler.

Düþünemeyenler kendileri dýþýnda herkesin acý çekmesini isterler. Bu acý onlarýn yaþam kaynaðýdýr.

Birey toplum için vardýr.

Kendi çýkarýný toplumun çýkarýndan üstün görenler her zaman gerçeklerden incineceklerdir; ta ki toplum düþünen bireylerden oluþuncaya dek… 

Tansel Semir, 11.12.2007 http://tanselsemir.blogspot.com/

x 

ALLAH'SIZ YAÞAYAMAM

 

Ýnsanlar yalnýz yaþayamaz. Yalnýzlýk; düþünmeyen, üretmeyen, paylaþmayan, sevmeyenlerle ilgili bir olgudur. Oysa dünyada altý buçuk milyar, insana benzeyen insanýmsý; düþünmeden, üretmeden, paylaþmadan birbirlerini sevmeden yalnýz yaþamaktadýr.

Yaþamak bilinç ile olur. Bilinci oluþmamýþ olanlar, nesneleri iyelenmek (sahiplenmek) yolu ile kendine yabancýlaþarak yalnýzlaþmýþ olurlar.

Bilinci oluþmadýðý için düþünmeyen insanlarýn yaþam amacý, iye (sahip) olduðu nesnelerle (araç deðerlerle) birlikte yaþamaktýr. Bu iye olduðu nesneler ile birlikte yaþamak isteyenler iyelendikçe (sahiplendikçe) yalnýzlaþýrlar. Çýkarcýlar nesneleri iyelenerek (sahiplenerek) toplumu yok ederek bireyci çýkarlarý ile baþ baþa kalmak istemektedirler.

Bu dünyaya neden geldik?

Nereden geldik nereye gidiyoruz?

Her þeyin bir yaratýcýsý mý var?

Evren sonsuz mu sonlu mu?

Bu sorularý kendi kendine soranlar, sonuç olarak bir tanrýya ulaþýyorsa bu kiþiler yalnýz ve aciz kiþilerdir. Yalnýzlýðý ve acizliði; evreni veya doðayý veya kendini algýlayamamasýndan kaynaklanmakla birlikte iye olduðu nesneleri de yitirmek kaygýsýndan doðan çaresizliðin de bir sonucudur.

Allah var mýdýr?

Allah ne zamandýr var?

Allah'ý kim yarattý?

Allah olmazsa ne olur?

Allah ile yaþamak mý zorundayýz?

Allah bizim neyimiz?

Onurlu bir insan onurlu bir yaþam sürmek ister. Düþünmek, üretmek, paylaþmak, sevmek ister. Kimsenin kimseyi sömürmediði, herkesin eþit olduðu mutlu bir toplumda yaþamak ister.

Bilimle; evreni, doðayý ve kendini özümsemek isteyen insan, deney ile gerçekleri bulmaya çalýþýr. Ýþin içinden çýkamayýnca "Allah yarattý" demez…

Allahlý veya Allahsýz kavramlarýný kýsaca irdeleyelim:

Tanrý tanýmazlarýn (ateist) Allah'a inanlara tepki olarak Allah'a inandýklarýný söylememiz yerinde olur. Kuþkusuz bilinçli bir seçim deðildir bu... Bilinçsiz bir seçim olduðunu ise þöyle anlayabiliriz: Olmayan bir tanrýyý tanýmamak veya ona karþý olmak bilinçli bir eylem deðildir.

Sonuç olarak bu kiþiler ileriki yaþlarýnda yine tanrýya inanacaklardýr. Bilinçsiz bir tepki ile tanrýyý tanýmayanlar çýkarlarý doðrultusunda ve bu tepki ortadan kalktýðýnda yeniden tanrýya inanacaklardýr. 70'li yýllarýn ateist görünenlerinin; bugün, herkesten çok tanrýya inanmýþ görünmeleri buna bir kanýttýr.

Çevremize bakýyoruz, yaþamýný çöp toplayarak geçiren veya sakat doðan biri bile aðzýnda Allah sözcüðünü düþürmüyor. Peki, neden bu denli aciz olduðumuz halde bile bir tanrýya sarýlma gereði duyuyoruz.

Bir arkadaþýmýz veya bir düþmanýmýz yaþamýmýzý kötüye sürüklediðinde ona karþý bir düþmanlýk veya kin besleriz. Oysa inandýðýmýz bir Allah, bir insaný her türlü olumsuzluða sürüklediði halde - örneðin bir yoksul, sokakta yaþamak zorunda kalan veya tecavüze uðrayan biri vb.  Allah’a asla kýzmaz ve ona kin beslemez; ya da onun olmadýðý düþüncesine kapýlmaz.

Allah her zaman yanýmýzdadýr; para isterken, ev alýrken, iþe girerken, yazlýkta otururken, yemek yerken, cinsel iliþkiye girerken…

Her yerde Allah'a þükür ederiz. Ondan yardým dileriz. Yoksul da olsak varsýl da olsak o hiç yanýmýzdan ayrýlmaz. Dilimizden düþürmeyiz onu.

Allah'ý aðzýndan düþürmeyen bir Profesöre þunu yazdým: "Bu denli aciz misiniz, Allah olmadan yaþayamaz mýsýnýz? Bu denli mi kendinizi çaresiz ve yalnýz duyuyorsunuz. Kendinizi, Allah olmadan denetleyemiyor musunuz? Allah olmasa yaþamaz mýsýnýz?.."

Evet; para, ev, yazlýk, araba, ün, mevkii peþinde koþanlar yalnýz ve çaresizdirler. O denli yalnýz ve çaresizdirler ki bir evle bir arabayla bir yazlýkla mutlu olmaya çalýþýrlar.

Bir yoksulun yýllarca yemeðinden kýsýp topladýðý para ile bir araba almasý ve onunla mutlu olmaya çalýþmasý ne denli acý bir þey. Mutluluðunu arabadan çýkan egzoza baðlayan bir kiþinin insan olabilmesi mümkün müdür? Bu denli yalnýz, çaresiz, acýnaklý bir duruma düþen birinin Allah'a sarýlmasý belki de doðal karþýlanmalýdýr.

Tanrýnýn olmadýðýný söylediðimde birçok kiþi bana þöyle derdi: "Ona inanma, buna inanma peki kime inanacaðýz."

Düþünemeyenler kendi bilincine varamadýðýndan güdüleriyle yaþarlar. Bu güdüleri kendileri belirleyemediðinden bir gücün kendilerini yönettiði fikrine kapýlýrlar ve bu yüzden kedilerine deðil güdülerini yönettiði sandýðý güce yani tanrýya inanýrlar. Oysa bilinci geliþmiþ birey kendine yani us'a inanýr.

Bir aðaç bir kuþ, bir dað özlemi çekmeyen birinin, kendisini baþkalarý karþýsýnda büyük gösterecek nesneleri iyelenmesi ve bu nesnelere tapmasý, kendini aþaðýlamasý kendi kendini yok etmesi demektir.

Kendini yok edip ve kendini aþaðýlayan biri artýk nesneleþmiþ (maddeye tapmak) tanrýlaþmýþ demektir. Bu tanrýlaþmanýn arkasýnda sömürme ve bu sömürüden haz alma isteði yatmaktadýr.

Baþkalarýnýn acýsýndan zevk/haz alma peþinde koþanlar kuþkusuz dilinden Allah'ý düþürmeyecektir.

X

KURBAN VE ACIDAN HAZ ALMAK

http://tanselsemir.blogspot.com/

Baþkasýnýn acýsýndan zevk/haz alan tek canlý her halde insana benzeyen bu canlýlar olmalýdýr.

Gelenek ve göreneðini haz/zevk üstüne kurmuþ olan bu canlý, insanlaþma yolundan vazgeçmiþ ve yaþamýný bir baþkasýnýn acýsý üzerine kurmuþtur.

Kurban kesme geleneði de bunlardan biridir.

Kurban kesme geleneði; düþünemeyenlerin, çýkarcýlarýn, üretemeyenlerin; acýdan haz/zevk alanlarýn eylemidir. Neden acýdan haz/zevk alýrlar? Düþünemeyenler acý duyar mý? Bir baþkasýnýn acýsýný kendi acýsý olarak görür mü?

Düþünemeyenler görmez, duymaz, iþitmez ve de asla acý duymazlar. Bir baþkasýnýn acýsý düþünemeyenler için bir mutluluk kaynaðýdýr.

Çocukken hatýrlýyorum: biri yere düþtüðünde herkes gülerdi, ben ise sanki kendim düþmüþ gibi acý duyar ve üzülürdüm ve bu olaya gülenleri de bir türlü anlayamazdým.

Düþünebilen bir insan baþkasýnýn acýsýný duyar; kendini onun yerine koyar. Oysa düþünemeyenlerin böyle bir yetenekleri olmadýðýndan baþkalarýnýn acýsýný mutlulukla karþýlarlar. Çünkü yaþamalarý baþkalarýnýn acý çekmesine baðlýdýr.

Bir hayvan, bir insan(!) eliyle neden öldürülür. Kendisini bir hayvanýn yerine koyamayan birine insan denebilir mi?

Ýnsan nedir?

Ýnsan düþünebilen, empati kurabilen bir canlýdýr. Bu canlý acý duyar ve acýyý yok etmek için çalýþýr. Oysa düþünemeyenler acýdan haz/zevk alýrlar. Acýdan zevk alanlar acýyla yaþamak isterler. Acý þiddete, þiddet teröre dönüþmedikçe düþünemeyenler rahat etmezler. Onun içindir ki kurban kesme geleneðini yaþatýrlar.

Kurban kesmek, bir hayvaný boðazlamak, bir canlýnýn yaþamýna son vermek ve bunlardan haz/zevk almak düþünemeyenlerin temel özelliðidir. Bu kiþiler baþkasýnýn veya bir canlýnýn yaþamýna son vererek mutlu olurlar. Bir canlýnýn acý çekmesi düþünemeyenlerin mutluluðu demektir. Herkesin mutlu olduðu bir ortamda düþünemeyenler yaþayamaz. Zevkin olmadýðý ortamlar düþünmeyenler için mutsuzluk ortamlarýdýr.

Kurban kesme geleneðinin kökeninde düþünemeyenlerin acýdan zevk almasý vardýr. Düþünmeyenlerin beyni sýnýrsýz gereksinimleri karþýlayamayýnca zevk veya þiddet duygusuzluklarý doruða çýkar. Sahip olma dürtüsüne yenik düþmemek için þiddete ve hazza yönelmek, düþünemeyenlerin doðal hareketidir. Hazdan (acýdan zevk almak) ve þiddetten soyutlanan kiþiler yaþayamaz veya kendi kendine zarar vermeye baþlar.

Acý, þiddet ve terör toplumun düþmaný olduðu halde düþünemeyenlerin dostudur. Toplumu oluþturan bireyler mutlu olmak için yaþar; oysa topluluðu oluþturan bireyciler baþkalarýnýn acý çekmesiyle mutlu olurlar. Kurban keserek de bir hayvanýn acýsýyla hem mutlu olur hem de hazlarýný tatmin ederler.

Canlýyý boðazlayanlar kendilerini rahatlamýþ ve mutlu olmuþ hissederler. Kurban kesme geleneðinin dinle olan baðlantýsý bu olayýn yalnýzca bir bahanesi olarak kalmaktadýr.

Ýnsan tanýmadýðý kiþiyi veya canlýyý tanýmak için her türlü insani yolu dener. Tanýmak ve bu yolda emek harcamak insan için bir onurdur. Oysa düþünmeyenler tanýmadýðýný düþman olarak görür. Onu tanýmak istemez. Çünkü savaþmak veya yarýþmak için bir düþmana gereksinimi vardýr. Bu yüzden düþünemeyenler düþmansýz yaþayamazlar. Kurban keserken de boðazladýðý canlý onun için bir düþmandýr. Bu düþmaný öldürerek -yaþamýna son vererek- bir yarýþ kazanmýþ olur ve bu durumdan zevk alýr. Bu zevk, yarýþý önde tamamlamýþ hissi verir. Þizofrenik bir yaklaþýmla kendi yarattýðý düþmaný yine kendisi öldürür. Bu öldürme, katletme, boðazlama yapýlýrken hissedilenden çok hissedilmeyenler önemlidir. Bu katliamda insan olma, düþünme, sevme, yaþamý paylaþma, onur, emek gibi kavramlar hissedilmemektedir. Hissetmek/duymak düþünemeyenler için tanýmsýz kavramlardýr.

Ýnsanoðlu duyacak, görecek, hissedecek sinirsel yapýya henüz evrimsel anlamda iye olamamýþtýr. Kendini, toplumu, canlýlarý, doðayý, evreni sevecek bir canlý yüz binlerce yýl sonra evrimleþerek oluþacaktýr. Ýþte o zaman insanoðlu onuruyla yaþayacaktýr.

X

EMEK ve EMEKÇÝ SORUNU

http://tanselsemir.blogspot.com/

 

Emekçi kimdir? Her çalýþan, üretime katýlan emekçi midir? Emekçinin görevleri ve yapmasý gerekenler nelerdir? Emekçinin bilinçli olmasýnýn gerekliliði var mýdýr?

En baþta þunu söyleyelim: Emek düþünen insanýn bir eylemidir. Bu eylem bilincin bir sonucudur; düþünebilen, merak eden, sorgulayan, bilgilenen, paylaþabilen, sevebilenlerin eylemidir ancak üretim. Düþünemeyenlerin üretimi bilinçsiz; düþünenlerin üretimi ise bilinçli bir eylemdir.

Günümüzde emek ve emekçi sorunu geniþ boyutlara ulaþmýþtýr. Bu sorunun kaynaðý üretim ve bilinç birlikteliðinin olamamasýndan kaynaklanmaktadýr.  Emeðine, bilinç ile baðlý olmayan emekçi sermayenin kölesi olmaya tutsaktýr.

Emek, emekçiden çýkmýþ sömürücünün mutluluðu olmuþtur. Bu mutluluðun kaynaðý, emekçilerin bilinçsiz ürettiði emeðin kendisidir. Emeði sömürücüye bir ödül olarak veren emekçi, kendini sömürüye açýk hale getirip, düzenin devamlýlýðýný saðlarken, ayný sürede bütün onurunu ve kiþiliðini de bir daha kazanmamak üzere beþ kuruþa satmaktadýr.

Emekçi, emeðinin çok azýný, ancak bir köpeðe verilen ekmek gibi, açlýða tutsak edilerek almaktadýr. Bu açlýða ve sömürüye karþý hiç bir bilinçsel davranýþ koymayan emekçi, sömürüyü kendi elleriyle yaþatmaktadýr. Kendini aþaðýlýk ve zavallý gören, düþünceye ve bilgiye karþý hiç bir yakýnlýk duymayan emekçinin, verilen az ücretle varsýllýk düþleri kurmasý sömürü düzeninin baþlýca nedenlerindendir.

Emekçi varsýllýk düþleri kurarken, sermaye iyeleri bu düþleri çok kolay paraya ve mutluluða çevirebilmektedir. Ýþte bu yüzdendir ki varsýlý yaratan yine bilinçsiz emekçinin kurduðu düþlerdir.

Þu ise çok þaþýrtýcýdýr: Emekçi, varsýl ettiði sermaye iyelerinin zenginliðini "Allah verdi ona!" diyerek savunmasý us’a aykýrý bir durumdur. Emekçi, varsýla parayý veren Allah’ýn, kendisi olduðunun ayrýmýnda deðildir.

Sermaye iyelerinin görevi sömürmek olduðu halde, emekçinin görevi de bu sömürüyü yaþatmak olmuþtur. Bu nedenden dolayý emekçi dediðimiz kiþiler, kendi emeðini bir kenara itip ve bu emeði hiçe sayarak, bir gün o sömürücünün veya varsýlýn yerinde olmak istemektedir. Kýsacasý emekçi, sermaye iyelerinin yerinde olmak istemekte ve o da bir gün bilinçsiz emekçileri sömürmenin düþlerini kurmaktadýr.

Emekçinin mutsuzluðunun kaynaðý sömürücüler olduðu halde, emekçi bu mutsuzluðun kaynaðýnýn kendi bilinçsizliði olduðunu bilmemektedir. Bu denli açlýðýn, sömürünün, aþaðýlanmanýn ortasýnda bilinçli ve emeðine saygý duyan bir emekçi, nasýl olur da bunlara katlanabilir. Emekçinin insan olmak gibi bir derdi olmadýðý gibi varsýl olma ve emek sömürme düþleriyle de tutuþmaktadýr. Emekçiler kendi mutluluðunu, kendi içinde taþýdýðýnýn ayrýmýnda deðildir. Emekçi bilinçli, bilgili ve onurlu olmak zorundadýr. Bu özelliklerden yoksun olanlar ezilmeye, aþaðýlanmaya, sömürüye her süre tutsak olurlar.

Emekçi; kendisinin “tanrý” olmadýðýný kabullendikçe baþka tanrýlarýn kölesi olmaktan kurtulamayacaktýr. Eðer bir gün varsýl olup sermaye iyelerinin yerinde olma düþleriyle yaþarsa emekçi, adý emekçiden öte, sömüren insanlarýn “fýrsatý bulamamýþý” olarak kalacaktýr. Fýrsatý bulsa, insanlarý sömürmeyi hiç çekinmeden gerçekleþtirecektir. Bu yüzdendir ki devrim hiç bir süre bu tür bilinçsiz emekçilerin ürünü olamayacaktýr. Devrim; emekçinin ezilmiþliðinden deðil; bilinçli, bilgili ve onurlu olmasýndan doðar. Eðer bilinçsiz emekçiler devrim yapabiliyorsa bu devrim yýkýlmaya tutsaktýr. Yapýlan bu devrim yapay bir devrimdir. Devrim; düþünen, insan olma ve insan gibi yaþama çabasýndan baþka düþü olmayan emekçilerin omuzlarýnda yükselip, bir daha geriye dönmeyecek biçimde gerçekleþebilir. Ezilmiþliðinden dolayý devrimi savunanlar, devrimin hemen ardýndan bir sömürücü adayý olacaktýr.

Bilinçli, bilgili, düþünen emekçi sýnýfý doðduðu an sömürü tarihe karýþacak ve herkesin üretime katýlýp, ürettiðini paylaþan bir toplum yaratýlacaktýr. Yoksa mülkiyet, para ve yalan peþinde koþan emekçi ancak milyarlarca insanýn mutsuzluðunun kaynaðý olacaktýr.

Karl Marx bilinci kabul etmemekle insaný ve kendini aþaðýlamaktadýr; insanoðlunun evrimini görememekle büyük bir yanýlgýya düþmektedir. Bu yanýlgýyý ise ancak bilinçli insan görebilecektir.

Son olarak söyleyeceðimiz, sömürünün kaynaðý sermaye iyelerinde deðil; yalan, mülkiyet ve para peþinde koþan emekçinin, emeðini ve kendini, aþaðýlamasýndandýr.

Sömürüsüz bir dünya için; yalan, mülkiyet ve para peþinde deðil, insan olma onurunu taþýyan, bilinçli, düþünen insanlarýn yeþertilmesi umuduyla…

Devrim, düþüncenin; düþünce, evrimin ürünüdür.

Tansel Semir, 18.12.2007

X

DEMOKRASÝ ve LAÝKLÝK

http://tanselsemir.blogspot.com/

 

Demokrasi ve laiklik ayrý ayrý iþlenmesi ve irdelenmesi gereken konular gibi gözükebilir; ancak bu yazýnýn amacý bu iki kavramýn “öz“ itibariyle bir oluðunu göstermektir.

Demokrasi nedir; Laiklik nedir?

“Demokrasi” sözcüðü bilindiði gibi yunan kökenli olup “Halk Yönetimi” anlamýna gelmektedir; ''demos'' halk, ''kratos'' da yönetim demektir. Bir de bunun karþýtý olan Teokrasi sözcüðü vardýr. Teokrasi sözcüðü de yunan kökenli olup “Tanrý Yönetimi” anlamýna gelmektedir.  

Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor?

Halkýn egemenliði, halk yönetimi ne demektir? Ve halk kimdir?

Halk; toplum demektir. Toplum; yaþamýný, akýl ve düþünce ile yönlendiren, özgürce karar verebilen, kimseye baðlý olmayan, tinsel her türlü yalandan kurtulmuþ, eþit paylaþýmdan yana olan bireylerin oluþturduðu insanlar kümesidir. Söz ettiðimiz demokrasi, yani halkýn egemenliði bu insanlarýn, yani bireylerin özgürce karar verebilme yeteneðidir. Bu yeteneðin özünde us ve bilinç olmak zorundadýr. Demokrasi us/bilinç; us/bilinç demokrasi demektir. Baþkalarýnýn bireyler adýna düþünmesi veya eyleme geçmesi de demokrasi yani us dýþýdýr.

Demokrasi deyince aklýmýza us gelmelidir. Us’un yerine tanrýyý koyan bireyler demokratik deðil teokratik bir yaþam sürerler; ve bu kiþiler özgür karar veremedikleri gibi us’un yerine tanrýyý koyarak kendilerini de ortadan kaldýrýrlar. Us, insanýn benliðini oluþturan biricik öðedir. Kendisi düþünmeyen, kendisi karar vermeyen bireyler, toplumu oluþturamadýðý gibi demokrasiyi de yaþatamazlar.

Demokrasi insan evriminin bir sonucu olarak karþýmýza çýkacaktýr. Us, insanoðlunun evrim süreci ile birlikte geliþen bir olgu olduðu için ve bilinç de bu usun geliþimi sonucunda oluþacaðýndan demokrasi evrimsel süreç ile toplum içerisinde oluþacak ve geliþecektir.

Demokrasi çoðunluðun istekleri deðil; us ile bilincin istekleridir. Us yerine tanrýyý koyan bireylerin oluþturduðu topluluk, demokrasiyi deðil teokrasiyi yaþatmaktadýrlar. Teokrasiyi yaþatanlarýn toplumsal istekleri yoktur; tam tersine bireyci istekleri vardýr.

Toplumsal deðiþimler içerisinde kendini gösteren yönetim biçimlerinden biri de ‘seçim sistemi’dir. “Seçim sistemi” ile bireyler -us’u bir kenara atarak- bütün onurunu, kiþiliðini kendi gibilere býrakmak koþuluyla, kendi sorumluluklarýndan kurtulmaktadýrlar.

Seçim; us’tan yoksun olanlarýn ortak çýkarlar altýna bir tanrý yaratma giriþimidir. Demokrasi ve seçim arasýnda hiçbir us’sal baðlantý yoktur. Demokrasiyi yaþatmak gerekir; bu da seçim sistemi ile deðil, laikliðin yaþatýlmasýyla olur.

Laiklik yaþatýlmalý ve kurallarý aynen uygulanmalýdýr. Laiklik gelecek neslin yaþam kapýsýdýr. Bu kapýyý sonuna dek açmalýyýz.

Laikliði tanýmlamaya çalýþýrsak;

Laikliðin baþlangýç noktasý bireydir. Nedir birey ve birey olmanýn nitelikleri?

Birey olmak kiþinin en baþta kendi varlýðýný duyumsamasý ve kendisini özümsemesine baðlýdýr. Nereden geldim, nereye gidiyorum gibi sorularý yanýtlayabilecek bilgiye iye olmalýdýr birey. Demek ki; birey, en baþta yaþamý sorgulayan, kendini ve evreni özümsemeye yönelik adýmlar atan, bilgiyi ve bilimi kendine kýlavuz edinen kiþi demektir.

Bu sorgulama, özümseme ve kýlavuzluk; evrenin sonsuzluðundan atomun en küçük parçasýna dek geniþ bir alaný kapsamalýdýr. Evreni ve doðayý incelemek, doðanýn iþleyiþini anlamak ve bunlarý yorumlamak gerekir. Ýnsan olmanýn özünde bunlar yatmaktadýr.

Birey olmak toplumun bir parçasý olmaktan geçer. Çýkarlar, bireyci deðil toplumsal olmalýdýr. Ýye olma isteði beyinde yok edilmelidir. Yalanýn, hýrsýzlýðýn, sömürünün, yoksulluðun, kýsaca her olumsuzluðun kaynaðý “iye olma” isteðinde yatmaktadýr.

Laikliðin en büyük önemi, kiþinin her türlü dinsel ve tinsel yalanlarý beyinde yok etmekten geçmektedir. Birey, tanrýnýn yerine kendini, yani us’u koymalýdýr. Laikliðin en büyük özelliði, -demokraside olduðu gibi- us’u öngörmesidir.

Laiklik dinsizlik midir?

Evet, laiklik us dýþý her olguyu kabul etmediði gibi din’i de kabul etmemektedir. Din, us dýþý olduðu için laiklik dýþýdýr da. Dinler yalan üzerine, sömürü üzerine, kendi kendini kandýrma üzerine kuruludur.

Dinde birey yok, bireyci/çýkarcý vardýr. Oysa laiklik bireyciliði kabul etmez.

Din, eþitsizlik üzerine kuruludur. Oysa laiklik eþitsizliði kabul etmez; laiklik eþitlik üzerine kurulur.

Kýsaca; birey laikliði, bireylerden oluþan toplum ise demokrasiyi yaþatacaktýr.

Us’un amacý doðruyu bulmaktýr. “Deðiþen doðruyu” bulmaktýr. Doðru –deðiþmekle birlikte- tektir. Bilimdeki doðrunun saðý, solu, dinlisi, dinsizi olmaz. Deðiþen doðrularý bilimden alýp bireyin özüne indirecek bir demokrasi, laiklik anlayýþý geliþtirmek gerekir. Teknolojinin geliþimi ile araçsal iletiþimin arttýðý bir dönemde bu geliþmeyi süreç belirleyecektir.

Türkiye’de laiklik öyle bir konuma gelmiþtir ki herkes bu konuda ödün vermektedir. Beyninde; öteki dünya, rahat yaþam, varsýl olma, iye olma gibi bireyci istekleri barýndýranlar laik ve demokrat olamadýðý gibi, yaþadýðý ülkeyi de karanlýða sürükleyeceklerdir. Bu da Türkiye’nin daha da yoksullaþmasý, sömürülmesi, mutsuzlaþmasý, parçalanmasý demektir. Her geçen gün mutsuz ve umutsuz bir Türkiye karþýmýza çýkmaktadýr.

Laiklik; mutluluðun ortakça eþit biçimde paylaþýlmasý olduðu gibi, bir ülkenin parçalanmamasý, yoksullaþmamasý, kargaþaya sürüklenmemesinin de güvencesidir.  Bu yüzden yoksulluktan, parçalanmadan, kargaþadan kendilerine pay kapmaya çalýþanlar laikliðe düþman olacaklardýr. Türkiye’de kaç kiþi var, yaþamýný paylaþýma, eþitliðe, ülkenin mutluluðuna adayan. Ne yazýk ki Türkiye’nin % 99’u kendi çýkarlarýný toplumun çýkarlarýndan üstün görüyor. Yani Türkiye’nin % 99’u toplum düþmaný, insan düþmanýdýr. Toplumun her türlü mutluluðu kiþilerin her türlü çýkarýndan üstün gelmektedir.

Mustafa Kemal’in kafasýný Türkiye taþýyamadý. Mustafa Kemal’leri yaþatamadý, yaþatmadý. Dünyanýn en büyük ülkesi haline gelme gücüne iye olan Türkiye, bu gün dünyanýn en gerisinde kalan bir ülke haline getirildi.

Böylesi bir ülkede “demokrasi” ve “laiklik” olamaz. Demokrasi ve Laikliðin insana gereksinimi vardýr. Ýnsan olmayý gerektirecek ne bir küme, ne bir parti ne de bir ortam vardýr. Bütün bunlarý bilinçli insan yaratacaktýr.

Tek yol doðanýn evriminde yatmaktadýr. Evrim, insaný yarattýðýnda toplum gerçek mutluluða eriþecektir.

Tansel Semir, 21.12.2007

x

TANRIBEN

 

Yazýklýlar; düþünerek, üreterek, paylaþarak, severek yaþayamadýklarýndan yalnýz ve çaresizlik içinde bir þeylere tutunarak veya kimlik peþinde koþarak yalnýzlýklarýný bastýrmaya çalýþýrlar. Evrenin gizlerini anlamayan, bilinç yoksunu yazýklýlar, önünde bulduðu veya iþine geldiði olgulara baðlanarak “ben” olma duygusundan kendini soyutlamaktadýrlar.

Peki, ne olmak istiyor yazýklý insanoðlu.

Yazýklýlar beyinlerinde oluþan deðiþimlere karþýlýk kendilerini deðiþimlerden soyutlarlar. Baðlandýklarý deðiþmemezlik kendilerini “ben” duygusundan soyutlamakta ve kendilerini nesneleþtirmektedirler.

Kendileri olamayanlar bir baþkasý olarak yaþarlar. Bir baþkasý olarak yaþayanlar kendilerini tüm sorumluluklarýndan soyutlarlar. Düþünmesi gerekirken düþünmez, üretmesi gerekirken üretmez, paylaþmasý gerekirken paylaþmaz, sevmesi gerekirken sevmezler. Bütün bunlarý hep baþkalarýnýn sorumluluðuna yüklerler. Ben merkezci bir tutumla, hep kendileri için düþünülmesini, üretilmesini, paylaþýlmasýný, sevilmesini isterler.

Evren gizlerle doludur ve bu sonsuz evrenin gizlerini ise insanoðlu, yani bilinç çözecektir. Bu gizleri çözemeyenlerin bu gizleri bir tanrýya baðlamasý aslýnda kendileri olamadýklarýndan ve sahiplendiði nesnelerin yitirilmesi telaþýndan kaynaklanmaktadýr.

Tanrýyý arayanlara bir önerim var: Tanrýyý bulana veya görene veya iþitene dek kendinizi tanrý ilan edin. Tanrýyý bulduðunuzda, gördüðünüzde, iþittiðinizde o zaman “tamam ben tanrý deðilim ve gördüðüm bir tanrý gerçekten de” dersiniz. Boþu boþuna yýllarca tanrýnýn peþinden boþuna koþmamýþ olursunuz. Bu gibi bir iyi niyeti tanrý (kendiniz) iyi karþýlar sanýrým.

Nesneleri iyelenenlerin (araba, ev, arsa, yazlýk, yat/kat) bilinçleri oluþmadýðý için kendileri olmalarý olanaksýzdýr. Bu olanaksýzlýk beraberinde yalnýzlýðý, çaresizliði ve acizliði getirmektedir. Beyinde tasarlanan tanrýyý (nesneleri, araç deðerleri) kaybetmek istemeyenler kendilerini hiçbir süre duyamayacak, hissedemeyecek, göremeyecektir. Kendini göremeyen, duyamayan, hissedemeyenler toplumun acýsýný da duyamayacak, göremeyecek ve hissedemeyecektir.  

Tansel Semir, http://tanselsemir.blogspot.com/

X 

KÝTAP BÝRÝKTÝRMELÝYÝM

 

Sabah kalktým.

Bugün Pazar.

Dün gece bir kitabý daha bitirdim.
 

Yeni kitaplar almam gerek.

Þu misafir odasýnda bulunan gümüþlük var ya…

Onun içindeki kap kaçaðý çýkarýp kitaplýk yapmalýyým.

 

Daha çok kitap alýp daha çok okumalýyým.

Daha çok okumam, daha çok bilgilenmem gerek.

 

Evreni, doðayý, ülkemi, insanlarý ve en önemlisi kendimi anlamam için.

Daha çok okumam, daha çok bilgilenmem gerek.

 

Bugün gidip sahaflarý dolaþayým.

Yememden içmemden kýstýðým para ile kitap alayým.

 

Felsefe, tarih, fizik, matematik, kimya, sosyoloji vb. vb.

Her þeyi okumalýyým.

 

Bir þey deðil her þey olmalýyým.

Her þey olursam "ben" olurum.

 

"Ben" olursam ülkeme ve kendime sorumluluðum artar.

"Ben" olursam insanlarý severim.

"Ben" olursam ülkemi severim.

"Ben" olursam mutlu olurum.

Evet… Evet… Kitap biriktirmeliyim.

 

Kitap biriktirdikçe evreni, doðayý, insanlarý daha çok sevmeliyim.

Daha çok düþünüp, daha çok üretmeli, daha çok paylaþmalýyým.

 

"Bilim aþký"ný daha çok yeþertmeliyim.

Okuyan insan, okumayanlarýn aynasýdýr.

Okuyan insan, kötülüklerin cellâdýdýr.

Okuyan insan, yalaný su yüzüne çýkarandýr.

Okuyan insan, eþitliði yaþatandýr.

 

Onun için okumayan insan, okuyaný sevmez.

Okumayan insan, okuyaný yanýna yaklaþtýrmaz.

 

Okuyan insan, yalnýzlaþtýkça çoðalýr.

 

Yalnýzlaþtýkça kitap biriktirmeliyim.

Kitap biriktirdikçe çoðalmalýyým.

Barýnacak bir ev, çalýþacak bir iþ yeter bana.

Ben kitap biriktirmeliyim.

 

Benim amacým bilgi olmalý.

Bilgilendikçe tanrýlaþmalýyým.

Tanrýlaþtýkça insanlaþmalýyým.

Okuduðumu algýlamalýyým.

Algýladýðýmý yaþayabilmeliyim.

 

Okudukça ülkemi daha çok sevmeliyim.

Okudukça kötünün korkulu rüyasý olmalýyým.

 

Güzel günler için, barýþ için ilk önce savaþým vermeliyim.

Ama en baþta kendimi sevmeliyim.

 

Tansel Semir

8 Ocak 2008

x

DÝN’ÝN SOSYOLOJÝK, PSÝKOLOJÝK VE FELSEFÝ GELÝÞÝMÝ

http://tanselsemir.blogspot.com/

 

Yüzyýllardýr insanlýðýn yaþamýna eþlik etmiþ olan din, insanoðlu için ne anlam taþýyor? Din ile bilim neden birbirine karþýttýr? Din’i yaratan olgular nelerdir? Yazýmýzda bu sorularý yanýtlamaya çalýþacaðýz.

Ýnsanoðlunun önünde iki ayrý yaþam vardýr: Bunlardan biri, kiþinin düþünme eyleminde bulunarak yaþamasý, öteki ise kiþinin kendi yaþamýný düþleyerek yaþamasýdýr.

Ne anlama geliyor bunlar? Hep birlikte özümsemeye çalýþalým.

Öteki yazýlarýmda da dile getirdiðim gibi; insan biyolojik ve organik bir canlýdýr. Bu canlý, düþünme yeteneðini, sinirlerin etkileþimi ile gerçekleþtirmektedir. Ancak, bilinç için sinirlerin belli bir etkileþim noktasýnýn ötesine geçmesi gerekir. Bu da evrimsel süreç içerisinde geliþen ve ilerleyen bir durumdur.

Ýnsanoðlunun bugün geldiði evrimsel süreçte; evreni, doðayý, yaþamý ve kendini algýlamasý yeterli deðildir. Ýnsanoðlu bugün hayvanlar ile bilinçli insan arasýnda sýkýþmýþ bir evrim süreci içerisindedir.

Ýki canlý arasýna sýkýþmýþ ve “katiller çaðý”ný yaþatan Homoeconomicus veya insanýmsý, araç deðerler uðruna dünyayý her türlü olumsuzluða sürükleyebilmektedir. Bu da yaþamý ve doðayý katletmek demektir.

“Araç deðerler” nelerdir? Araç deðerler; yarar, çýkar, her türlü maddi ve hükmedici gereksinmeler (para, ev, arsa, yazlýk, araba, ün, mevkii, kadýn/erkek, kimlik), kýskançlýk, kin ve rekabettir. Oysa bilinçli insan bu geçici nesnelerin peþinden koþmaz; bilinçli insan “yüksek deðerler”in peþinden koþar.

Nedir “yüksek deðerler”? Yüksek deðerler; düþünmek, üretmek, paylaþmak, sevmek, sorgulamak, merak etmek ve bilgi edinmektir. Bilinçli insan bu deðerlerin peþinden koþarak insanlaþma çabasý içerisine girmektedir.

Düþünme yeteneðinden yoksun olanlar neden araç deðerlerin peþinde koþmaktadýrlar? Din ile Araç deðerler arasýndaki baðlantý nedir? Araç deðerler peþinde koþanlar gerçekten din’e inanýr, yoksa araç deðerlere mi?

Bu sorunun yanýtýný vermeden önce düþünme yeteneðinden yoksun olanlarýn yaþamsal süreçlerini irdelemeye çalýþalým.

Ýnsanoðlu erkek ve diþi bireylerin çiftleþmesinden meydana gelen bir canlýdýr. Bu çiftleþme sýrasýnda oluþan zigot mayoz bölünme ile bölünerek çoðalýr.

Anne ve babadan gelen genler yeni bireyi oluþturur. Bu genler, oluþan canlýnýn karakterini belirler. Özellikle düþüncenin oluþumunu saðlayan beynin yapýsý, bu genler ile biçimlenir. Ýnsanoðlunun sinir yapýsý doðduðu andan yok oluþ anýna dek ayný kalýr. Yani “düþünme yeteneði” ile doðmayan biri sonradan düþünemez. “Düþünme yeteneði” olan birisinin ise düþünme eylemine geçtikten sonra düþünme yeteneðini kaybetmesi olanaksýzdýr. Kýsaca insan, doðarken ne ise yok olurken de odur.

Ýnsanoðlu doðacaðý veya yaþayacaðý ortamý önceden belirleyemez. Ýnsanoðlu doðduðu ortamda geçmiþten gelen gelenek ve göreneklerin etkisi altýnda büyür. Bu durum düþüncenin geliþimi açýsýndan olumsuzluk taþýsa da doðal bir sürecin uzantýsýdýr. Gelecek olmadan geçmiþ de olmayacaðýndan, doðan çocuk da kuþkusuz gelenek ve göreneklerinin engelleme ve kýsýtlamalarýyla karþýlaþacaktýr. Düþünme yeteneðinden yoksun olanlar gelenek ve görenekleri doðal karþýlar ve bunun devamýný saðlamaya çalýþýr. Oysa düþünme yeteneði olanlar büyüdükçe ve dünyayý algýlamaya baþladýkça gelenek ve göreneklerin baskýsýndan kurtulmaya çalýþýr ve kendi kendine sorular sormaya ve yaþamý sorgulamaya baþlar. Bu sorularýn boyutu, kiþinin düþünme yeteneðinin sýnýrlarýna baðlýdýr.

Düþünen bireyin geçmiþin gelenek ve görenekleri karþýsýnda kendi kendiyle konuþmasý, kendine sorular sormasý ve gittikçe içselleþmesi artar. Gelenek ve göreneklerin yanlýþlýðýný ayýrt etmeye baþlayan kiþi kendini çeliþkiler yumaðýnda bulur. Neyin doðru neyin yanlýþ olduðu konusunda beyni bir karmaþanýn ortasýna düþmüþ gibi çýrpýnmaya baþlar. Kuþkusuz henüz çocuk olan bu kiþi büyüdükçe ve kendine sorduðu sorulara yanýt alamaya baþladýkça karmaþadan kurtulmaya ve kendisi olma yolunda emekleyerek düþünce yapýsýný oluþturmaya baþlar. Bu noktada, gelenek ve görenekleri “düþünen insan”ýn kabul etmediðini gören düþünemeyenler korku ile “düþünen insan”ý gelenek ve göreneklere yönlendirmeye çalýþýr. Bunun için önceden tasarlanmýþ ve kendilerinin de benimsediði din kullanýlýr. Din; tasarlanmýþ en büyük gelenek ve görenektir.

Düþünemeyenler korku duymazlar.

Korku düþünebilen insana özgü duygudur. Düþünme yeteneði geliþmiþ kiþi korku duyar. Korku duymasýdýr zaten kiþiyi düþünme eylemine götüren. Düþünemeyenler, din uygulayýcýlarý az da olsa bunu bildiklerinden, düþünen insanlarý sindirmek için düþünebilen insaný korku ile sindirmeye çalýþýrlar. Kendileri korkmadýklarý için din ile her türlü yalaný ve kötü eylemleri gerçekleþtirebilmektedirler.

Neden gelenek ve görenekleri yaþatmak isterler?

Düþünemeyenler düþünme eylemine geçmemek için, bulunduðu ortamý deðiþimlerden soyutlarlar. Her türlü deðiþim düþünemeyenlerin beyninde hasara yol açar. Bu hasar, yaþadýðý hazlarýn yitimidir. Hazlarýn yitmemesi için düþünemeyenler her türlü deðiþime karþý çýkarlar. Deðiþim, düþünemeyenlerde bir tedirginlik bir sýkýntý yaratýr. Bu tedirginlik ve sýkýntý, iye olduðu nesnelerin ve bu nesnelerden aldýðý hazzý yitirme düþ’ünün bir sonucudur. Gelenek ve görenekler iye olunan nesneleri, bir biçimde güvence altýna alýr. Bu yüzden gelenek ve göreneklerin yok olmasý ayný zamanda iye olunan nesnelerin ve bu nesnelerde alýnan hazýn da yok olmasý demektir.

Neden nesnelere iye olmak istiyorlar?

Ýye (sahip) olmak güçsüz ve aciz olan beynin bir biçimde güçlü ve sýkýntýsýz bir ortamýn içine sürüklemektedir. Nesnelere iye olmak, ayný zamanda bu yolla alýnan hazzý da arttýrmaktadýr. Kýsaca; bireyciler, araç deðerleri benimseyerek ve onlara iye olarak hem düþünme eyleminden kendilerini kurtarmýþ olmakta hem de iye olma ile hazlarýný tatmin etmektedirler.

Neden tatmin olmak istiyorlar? Çok mu acý çekmektedirler?

Bireyci çýkarcýlar yaþamý hiçe sayarlar. Onlar için yaþam, öldükten sonra devam ediyorsa bu, yaþam dolu bir yaþamdýr. Eðer öldükten sonra yaþam devam etmiyorsa bu yaþam boþ bir yaþamdýr.

Doðanýn doðal hareketleri karþýsýnda aciz olan bireyciler yok olma düþüncesini beyninden atmak için bir ilaca gereksinim duyarlar. Bu ilaç tatmin olma ilacýdýr. Tatmin olmanýn yolu ise iye olmada, yani araç deðerleri elde etmek ve bunlara tapmaktan geçmektedir.

Araç deðerleri elde ettikçe ve bu deðerlere taptýkça ve iye olunan nesneler arttýkça kiþinin öteki dünya düþü de artmaktadýr. Kendi kendini kandýrma eylemi ile bir biçimde doðayý kendince yorumlayan bireyciler, yok olma düþüncesi karþýsýnca tedirginlik duymaktadýrlar. 

“Yok olmak” ne demektir.

Bireyci çýkarcýlar doðmadan önceki hayatlarýný asla arzulamazlar. Bilirler ki doðumdan önce yoktular. Oysa dünyanýn hazlarýný tadan bireyci çýkarcýlar, öldükten sonra doðumdan önceki gibi yok olacaklarýný kabullenmezler. Yaþamýn bir deðiþim olduðunu algýlayamayanlar, ben merkezci bir bakýþla yaþamý kendi küçük çýkar dünyasýnýn çevresinde döndürmektedirler. “Ne düþlüyorsam doðrudur” mantýðý ile kendi kendini kandýran ve kendini oyalayanlar bu dünyadaki yaþamý düþünmeden, üretmeden geçirmek istemektedirler.

“Ne düþlüyorsam doðrudur!”

Gerçekleri kabullenemeyenler, kendi kendilerini kandýrarak yaþamýný sürdürürler. Düþünme yeteneðinin geliþmemesi sonucu oluþan bu durum, evrimin belirli aþamalarýnda yüzyýllarca kendini gösterecektir. Ta ki “insan evrimi” bilinç noktasýna eriþinceye dek…

Bilinci oluþmamýþ kiþiler kendilerini ve yaþamý algýlayamazlar. Hazlarý doðrultusunda yaþamdan kendilerini soyutlayarak; düþ ve umutlarý ile yaþarlar. “Ne denli düþlerim güçlü olursa o denli düþlerim gerçekleþir” mantýðý ile yaþayanlar dünyadaki olumsuzluðun kaynaðýdýrlar.

Bilinci oluþamamýþ kiþiler acý çekmezler. Acý çekmedikleri gibi baþkalarýnýn acý çekmesini isterler ve bundan da mutluluk duyarlar. Bu durumun kaynaðý beynin yapýsý ile ilgilidir. Beyin düþünme yeteneði kazanmammýþsa kiþi, güdüleriyle yaþamaya baþlar. Güdünün temelinde haz almak vardýr. Haz ise ancak baþkalarýnýn acý çekmesiyle olur.

Din, bütün bunlarý organize hale getirmek için, yine bu kiþiler tarafýndan tasarlanmýþ bir olgudur. Haz alma isteði, din ile kutsallaþtýrýlmak ve böylece masum hale getirilmek istenmektedir.

Dünyada 6,5 milyar insan soyu evrimsel bir döngünün içerisinde; doða ve kendiyle etkileþim halinde evrimleþmektedir. Bu evrimi kavramamýz için milyarlarca yýllýk evrimsel süreci bilmemiz ve özümsememiz gereklidir. Bu süreci bildiðimiz ve özümsediðimizde insanoðlun bilinç evrimi sürecinin henüz baþýnda olduðunu göreceðiz.

Bilim ve Din arasýndaki iliþki nedir?

Ýnsanoðlunun bilimsel üretimi olan araç ve gereçler toplumsal yaþamý deðiþtirebilir. Bu deðiþim evrimsel bir deðiþim deðil; evrimsel sürecin bir sonucudur.

Ýnsanoðlunun bu araç ve gereçlere iye olmasý veya bu gereçleri kullanmasý her zaman geliþmiþliðin, çaðdaþlaþmanýn, bilinçli bir yaþam sürmenin göstergesi olamaz.

Geliþmiþlik bireyin bilinç düzeyine baðlýdýr.

Ormanda yaþayan ve yaþamýný doðal yiyeceklerle karþýlayan biri, bilinçli bir insan olabildiði gibi; geliþmiþ araç ve gereçleri kullanarak çaðdaþ görünümlü bir kentte yaþayýp, bilinçsiz biri de olunabilir. Burada söz konusu olan araç ve gereçlerin kullanýmý deðil, bu araç ve gereçlerin kimin için kullanýlacaðýdýr. Bilinçli bir üretim ve paylaþýmýn olmadýðý yerde araç ve gereçlerin niceliði ve niteliði hiçbir önem taþýmaz.

Bilim ve din arasýnda ters bir orantý vardýr. Bilim, bilineni ve bilinenin deðiþimini insanlara sunar; oysa din, bilinmeyeni ve bilinmeyenin deðiþmemezliðini insanlara sunar.

Bilinenler artýkça bilinmeyenler azalýr; bilimin ilerlemesi ile din, bilimin içinde ya erir ya da deðiþime uðrar. Din’in temel bir özelliði vardýr: “Din her soruya yanýt verir” (T. Mengüþoðlu). Bu yanýt kanýtlanmýþ bir bilgi deðildir. Dini var eden de budur: Kanýtlanmayanýn veya yalanýn üzerine kurulu olmasýdýr.

Bilim, bilinçli insanýn ürünü olduðu gibi; din, bilinçsizliðin ürünüdür. Her soruya yanýt veren bir olguya bilinçli bir insan tutsak olabilir mi? Sonsuzluðun içerisinde her olguya yanýt aramak düþünememenin bir sonucudur. Bilim kanýtlananý, yani bilgiyi insana sunarken bireyci çýkarlara deðil toplumsal çýkarlara yanýt verir. Oysa din, toplumsal çýkarlara deðil, bireyci çýkarlara hizmet etmektedir.

Ýnsanoðlu bir zamanlar kendilerini birilerinin yönetmesi gerektiðine inanmýþlardýr. Bu duruma düþmelerinin nedeni bilinç yetisinin yeterli olmamasýdýr.

Bilinç yetisi geliþmemiþ olanlar güdüleriyle yaþamlarýný sürdürürler. Güdüleriyle yaþayanlar bilinçli de olmadýklarýndan kendilerini veya doðadaki tüm yaþamý birisinin yönlendirdiði duyusuna kapýlýrlar. Bu birisi genelde tanrý olmaktadýr.

Tanrý, bilinçsiz insanoðlunun güdüleriyle eþleþerek bilincin yerini almaktadýr. Bundan sonra kiþi, kendisi olamamakta ve kendi yaþamýný güdüleriyle yaþamaya tutsak etmektedir. Güdünün ardýnda ise hiç de masum olmayan olgular yatmaktadýr.

Güdünün ardýnda yatan gerçekler nelerdir?

Din demek güdüyle yaþayan insanoðlunun bilinçsiz yaþamý demektir.

Güdü, insan evriminin birikmiþ tortusudur. Bu tortu içinde haz, þiddet ve kargaþa yatmaktadýr. Bilinç düzeyine eriþmemiþ olan insanoðlunun yaþam alaný bu üç olgunun var olmasýna baðlýdýr. Bu baðlýlýk din ile birlikte sisteme oturtulmuþ ve bir rekabet ve bir yarýþ alaný haline getirilmiþtir.

Güdü ile yaþayanlar rekabeti doðal karþýlarlar. Kendilerini göremediklerinden veya özümseyemediklerinden her zaman yaþamýný baþkalarýyla bir yarýþtaymýþ gibi geçirirler. Kendi yetersizliklerini veya kendi benliklerini duymadýklarýndan baþkalarýnýn acýsýný da duyamazlar. Baþkalarýnýn acýsýný duyamadýklarýndan güçlünün güçsüzü ezdiði bir ortamý doðal bulurlar.

Güdüleriyle yaþayanlar her zaman birilerinin önünde olmak isterler. Bu yüzden toplumsal eþitliðe karþý çýkarlar. Eþitlik, bu kiþiler için düþlenmesi bile korkunç bir þeydir. Eþitliðin olduðu yerde güdüleriyle yaþayanlar yaþayamazlar. Eþitlik; bilinci geliþmiþ, düþünebilen insanýn yaþam alanýdýr.

Eþitliðin olmadýðý yerde rekabet vardýr. Bu rekabet kiþiyi doðanýn gerçeklerinden soyutlar ve düþünmenin ona verdiði tedirginlikten kurtarýr.

Düþünmenin ne denli ürkütücü (güdüleriyle yaþayanlar için) bir þey olduðunu az da olsa bilenler beyinlerini her saniye uyutma veya oyalama yoluna giderler.

Bilinç yetisi geliþmiþ kiþiler düþünme eyleminde bulunmadýklarýnda yaþayamadýklarý gibi; bilinç yetisi geliþmemiþ ve güdüleriyle yaþayanlar da düþündükleri an yaþayamazlar. Düþünme eylemini gerçekleþtiren beyin eðer düþünce üretecek yapýda deðil ise kiþi düþünemez.

Din, düþünmemek için kiþilerin geliþtirdiði bir kontrol mekanizmasýdýr. Bu mekanizma gerçek dünyayý kiþiden soyutlayarak güdüsel yaþamý ön plana çýkarýr.

Ölümün veya yok oluþun karþýsýna dikilmiþ olan din kavramý, kiþilerin kendi kendini kandýrmasýyla yaþamaktadýr. Kendi kendini kandýrma olayý bilinçsizliðin ve düþünememenin bir sonucudur.

Evreni, doðayý, yaþamý ve kendini algýlayamamak beynin evrimsel süreç içerisinde geldiði bir aþamadýr. Bu aþamada insanoðlu, bilinçsizlikten bilince doðru yol alacaktýr.

Dinin yerini toplumsal mutluluk alacak ve insanoðlu yaþamýný gerçeklerle birlikte sürdürecektir.

Tansel Semir

x

DÜÞÜNÜR ÝNSAN KÝMDÝR

 

“Düþünür”, yani “insan” kime denir?

Düþünürün/insanýn öz-ellikleri nelerdir?

 

“Düþünmek” ile baþlar insanýn öyküsü.

Bu öykü acý ve ayný zamanda sonsuzluðun;

Yalnýzlýðýn ve çoðunluðun da öyküsüdür.

 

Düþünür; ölümü, yalnýzlýðý göze alan bireydir.

Bu bireyin tek amacý vardýr; o da mutluluðudur toplumun.

Düþünürün düþünmekten baþka öncelikli iþi yoktur, olmamalýdýr.

Hem para peþinde koþmak hem de düþünmek;

Düþünmek deðildir.

Para kazanayým, ev, kat, yat alayým demek,

Düþünürün deðil, düþünemeyenlerin eylemidir.

 

Düþünmek sevmek ile baþlar;

Dünyayý, evreni, insaný özümsemekle devam eder.

Düþüncenin özüne varmakla kökleþir insan.

 

Düþünceyi ancak düþünürün kendisi algýlayabilir.

Orhan Pamuk; “düþünce özgürlüðü”nden söz ediyor.

Düþünemeyenin düþünce özgürlüðü olabilir mi?!

Düþünemeyenler Pamuk gibi paraya sarýlýr.

Beþ on kuruþa iþte böyle satýlýr.

 

Düþünmek baþkalaþmaktýr.

Düþünmek okumaktýr.

Felsefe, tarih, sosyoloji, coðrafya;

Fizik, kimya, biyoloji, antropoloji;

Vb. vb. bilmektir.

Bilmeyi istemektir düþünmek.

 

Düþünen insanýn toplumsal isteði vardýr,

Düþünmeyenlerin ise yok.

Toplumsal isteði olmayanlar, araç deðerler peþinden koþar,

Ve bu güzel dünyada yaþadýðýný sanar.

Oysa yalnýz ve aciz ve çaresizdirler.

Tanrýlaþtýrýr kuþkusuz birini,

Kendinden çýkarýr kendini,

Tapar araç deðerlere, yok eder kendini.

 

Düþünür toplumdur; toplum, düþünür.

Düþünemeyenler topluluktur.

Topluluk demek; acý demek, kan demek,

Ancak düþünür acý çeker, korku duyar.

Düþünmeyenler, korkmaz ve acý çekmez.

Çünkü düþünemeyenler;

Duymaz, görmez, hissetmez ve sevmez.

 

Düþünür bir galaksinin;

Baþka galaksiyi yok etmesine benzer.

Yok’tan gelip yok’a gider.

 

Düþünür doðumdan baþlar düþünmeye;

Ve yok olana dek girer bu sevince. 

 

Tansel Semir, 24 Ocak 2008

x

ÜRETÝMÝN TEMEL ÝLKELERÝ

 

Üretim nedir?

Üretim bir süreçtir. Bu sürecin bütün aþamalarýnda insan bilincinin yer almasý gerekir. Üretimin, baþlangýcýndan paylaþýlmasýna dek süren bütün aþamalarýnda, üretim-bilinç birlikteliði olmak zorundadýr. Bilincin olmadýðý herhangi bir üretim aþamasý; eþitsizliði, sömürüyü, köleliði vb. getirecektir.

Bilinç nedir?

Sever Tanilli, 'bilinc'i þöyle tanýmlar: "Bilinç, bireyin tek baþýna düþünme yetisidir. Baþkasý benim yerime düþünüp karar verebiliyorsa bilinçsizim demektir.
Ýnsan, tek baþýna düþünebilmek için, baþka bilinçlerden gelen bütün bir kültürle beslenmeli ve biçimlenmelidir." der ve ekler: "bilinçler arasýnda ayrýlýk vardýr.

Bilinçler arasýnda ayrýlýk yoktur; ancak bilinçsizler arasýnda ayrýlýk vardýr.

Bilinç, düþünme yetisi ise, bilinçler arasýnda ayrýlýk olamaz. Çünkü düþünme yetisi olanlar doðruyu arar ve doðru da -deðiþmekle birlikte- tektir.

Ýnsanoðlu zihninde iki olgu üretir; bu, yalan ve düþünce olgusudur. Düþünemeyenler yalan üretirken, düþünebilenler, -bilinç yetisi olanlar- düþünce üretir.

Yalan üretmek ne demektir?

Yalan, düþünme yetisine iye olmayanlarýn, acizliðini ve çaresizliðini öreten bir perdedir. Bu perde, araç deðerleri -düþsel olarak- güvence altýna almaktadýr.

Herkes üretebilir mi?

Ýnsan beyni, evreni veya doðayý veya yaþamý kavrayamayýnca yalanlara yönelir ve birlikteliðinde kiþi, yaþamýnda kendi kendini kandýrarak, düþünmeden yaþamýný düþleyerek yaþar.

Kendi kendini kandýrmak için de durmadan bir þeyler üretir. Ürettiði yalnýzca yalandýr. Yalan üreterek, beynini düþünmeden alýkoyar. Bu, kiþi için doðal bir olaydýr. Yapacak bir þey yoktur; doða ona, böyle bir sinirsel yapý vermiþtir ve öyle de yaþamasý gerekir.

            Sözü edilen bu kiþiler hiçbir süre üretemezler. Çünkü üretim, toplumsal bir eylemdir ve bireyciler kendi çýkarlarý için yaþadýklarýndan toplumsal üretime katýlamazlar. Bireyciler kendi çýkarlarý doðrultusunda yalanlar üretir ve bu yalanlarla yaþarlar.

Düþünen insan acý çeker; çünkü toplumun acýsýný duyar düþünen insan. Ýþte, üretimi yapacak birey, bu "düþünen" ve birlikteliðinde toplum özlemi çeken bireydir.

Aþýrý isteklerin olduðu bir topluluklarda, aþýrý ölçüde kölelerin olmasý, aþýrý istekte bulunmayan (henüz oluþmamýþ olan) toplumlarda da bulunacaðý anlamýna gelmez. Herkesin aþýrý derecede araç deðerlere iye olmaya çalýþtýðý bir toplulukta kuþkusuz eþitsizlik ve bununla beraber bir köle iþçi sýnýfý da olacaktýr. Düþünmekten, sorgulamaktan, toplumun mutluluðu için çalýþmaktan baþka isteði olmayanlarýn oluþturduðu bir toplumda kuþkusuz köle iþçi sýnýfý da olmayacaktýr.

Sýnýflar, bilinç yetisine iye olmayanlarýn, düþünmeyenlerin oluþturduðu bir olguludur. Bilinç her sorunu çözecektir. Yüz binlerce yýl sonra kuþkusuz!

Varsýl ve yoksul topluluklarýn, eþit bir topluma ve birlikteliðinde mutlu bir yaþama geçmesi için -yüz binlerce yýl sürecek olan- bilinç evriminin tamamlanmasý gerekmektedir. Bu süreç tamamlanmadýkça yoksul-varsýl ayrýmý her süre olacaktýr.

Gerçek üretim ve paylaþým bu sürecin sonunda, insanoðlunun bilince ermesiyle oluþacaktýr. Bu süreci kýsaltacak her insani çaba yine doðanýn, bilincin ürünü olacaktýr.

Geçmiþte olmuþ ve gelecekte olan her eylem evrimsel bir döngünün ürünüdür ve bunlarýn yaþanmasýný saðlayacak olan tek itici güç, doðanýn kendisi olacaktýr.

            Varsýl-yoksul ayrýmýnýn olduðu ve -üretim olsa dahi- bilinç sorunu yaþayanlarýn bulunduðu bir toplulukta yapýlan üretim hiçbir anlam taþýmaz. Düþlerinde yalan üretenler hiçbir süre toplum için üretemeyeceklerdir.

Düþünen insanlar deðiþimi özümseyerek bir arada insan gibi yaþayacaklardýr. Üretim, iþte bu ortamda yaþayan -bilinçli insanýn- eylemi olacaktýr.

Üretimin temelinde bunlar yatmaktadýr Üretim dediðimde bunlar akla gelmelidir.

Tansel Semir, 1.2.2008 http://tanselsemir.blogspot.com/

x

KAMUSAL ALAN TÜRKÝYE’NÝN SINIRLARDIR

 

Son günlerde, laikliðin tanýmýný deðiþtirerek anayasada yapýlan deðiþiklikleri kendi laiklik tanýmlamalarýna oturtmaya çalýþýyorlar. Oysa laiklik, gericilerin tanýmladýðý gibi deðildir? Peki, nedir laiklik?

Laiklik din dýþýlýk demektir. Din’in boþ ve bilimsel temele dayanmayan hükümlerini topluma dayatýlmamasý ve o toplumu bilimsel temeller üzerine oturtmak demektir laiklik.

1940’lada -Atatürk’ün ölmesiyle birlikte- gerici akýmlar –sol da dahil olmak üzere- kendini göstermeye baþladý. Ýlk önce imam okullarý açýldý ve sonra bu okullara kýzlarýn da girmesi (kadýn imam olmaz) saðlandý. Bilim/us dýþý olgular yaþamýmýza daha çok girmeye baþladý.  

Batýnýn –çaðdaþ görünen- yaþam tarzý ile Araplarýn dine dayalý yaþam tarzý; düþünen, üreten, paylaþan, seven bir Türkiye’yi yok etmeye baþladý. Ordu darbeler yaptýkça Atatürk devrimlerini geri getirmemekle birlikte gericilik iyice yaþam alaný buldu.

 Türkiye’de. Aslýnda gericilerin, batýdan alýnan ve çaðdaþ olarak bize sunulan yaþam tarzý karþýsýnda yapacaklarý bir þey de yoktur. Atatürk, çaðdaþlýðýn sýnýrlarýný yeterince çizemeden ayrýldý aramýzdan. Bu çizgileri bugün, bize, batý çizerken öteki yandan -buna karþýlýk- dinici kesim Türkiye’ye kendi çizgilerini çizmek istemektedirler.

Batý yaþam tarzýna uygun yaþayanlar düþünmeyi, üretmeyi, paylaþmayý, eþitliði, okumayý, sevmeyi bir kenara býrakarak araç deðerler peþinde koþmaya kalkýnca gerici akým da kendilerine dinsel bir alan oluþturmaya baþladý.

Türban için çok konuþuldu. Birileri “kadýnlarýn baþýný deðil erkeðin gözünü baðlayýn” dedi. Birileri “dinde örtünme yoktur” dedi. Birileri “türban özgürlüktür ve yasaklar kalkmalý” dedi. Oysa gerçekler göz ardý edildi. Laik kesim kendini savunmakta yeterli olamadý.

Kimse çýkýp da doðru dürüst “Laik devlette dini hükümler geçerli deðildir” diyemedi. Laik toplumda bireylerin istekleri de laik olmak zorundadýr. Yani, laik bir devlette, birey laik olur ve bu laik bireyler laik devleti oluþturur. Devlet demek birey demektir. Bireyin olmadýðý bir yerde devlet olabilir mi?

Din hükümleri eðer özgürlük ise, dinde var olan ve toplumu teröre sürükleyen bütün hükümler özgürlük sayýlacaktýr. Örneðin “Müþrikleri nerede bulursanýz öldürün” (K. 9/5) hükmü de özgürlük sayýlacaktýr.

“Laik devlette” din’de var olan bütün hükümlerin hiçbir geçerliliði yoktur. Ancak, teokratik bir devlette (nasýl devlet olacaksa) bu hükümler geçerli olabilir ki Türkiye’de bu yola ilerlemektedir.

Din hükümleri, laik devletin kamusal alanýnda geçersizdir. Laik devletin kamusal alan o devletin sýnýrlarýdýr. Yani kamusal alan misak-ý milli sýnýrlarý ile çizilen alandýr.

Nasýl PKK ülkemizin sýnýrlarýný bölmeye çalýþýyorsa, din de bu bölünmeyi –daha büyük boyutlarda- gerçekleþtirmek istemektedir. Yani, dinci kesim din hükümleri ile Türkiye’yi 70 milyona ayýrmak istemektedir ki PKK’dan daha tehlikelidir.

Laiklik, din hükümleriyle yaþamak isteyenleri güvence altýna almaz; laiklik bireyin bilimsel düþünmesidir. Laik bireyin din ile ilgili hiçbir düþü veya eylemi olamaz, olmamalýdýr.

Tanrý ve öteki dünya da dahil olmak üzere bireyin dinsel ve tinsel olgudan uzak durmasýdýr laiklik. Laiklik bu dünyanýn kendisidir. Dünya akýl /bilim dýþý olgularý kafasýnda geçirenler laik olmadýklarý gibi laik devletin de güvencesi olamazlar.

Bundan sonra yapýlmasý gereken ikinci bir kurtuluþ savaþý olacaktýr ki bu da bir bakýma kendimize karþý olacaktýr. Türkiye Cumhuriyeti din hükümleri üzerine kurulmamýþtýr; kim ki bu hükümleri topluma dayatýrsa, o, bu ülkenin bölücüsü, yýkýcýsý, parçalayýcýsý olacaktýr.

Tanrsel Semir, 8.2.2008

x

MARX ÖLDÜ YAÞASIN DARWÝN

 

   Marx kuþkusuz ölmedi, aksine yüzyýllar sonra dirilecektir.  Ancak bugün için Marx evrimsel düþünceye karþýt bir yol izlemiþtir. Nedir bu karþýtlýk?

   Kuþkusuz biz -süreç olarak- bilgi ve düþünce açýsýndan Marx'tan çok ileride olmamýz gerekir. Bu ilerilik bilincimizi daha geniþ boyutlara ulaþmasý ile gerçekleþebilir. Yoksa düþünmeyen için süre önemli deðildir. Neyse…

   Karl Marx (1818 – 1883),  ve Charles Darwin (1809 –  1882),  ayný dönemlerde yaþamýþtýr.

Marx sosyo-ekonomik olgularla uðraþýrken Darwin biyolojik olgularý incelemek için dünyayý geziyordu. Biz bugün Marx ve Darwin'i karþýlaþtýrdýðýmýzda iki düþünürün arasýnda çeþitli ayrýmlar ortaya çýktýðýný göreceðiz.

Marx: "Yaþamý belirleyen bilinç deðil, bilinci belirleyen yaþamdýr" der. Darwin düþüncesi ve ondan sonra edinilen bilgiler bize: "Ýnsan, evrimsel sürecin bir parçasýdýr ve bilinci oluþturan da evrim sürecidir ve bu süreç yüz binlerce yýl içerisinde gerçekleþmektedir" der.

   Peki, Marx hangi bilinçten söz etmiþtir?

   Þu iki noktayý birbirinden iyi ayýrmalýyýz. Bir insana "yetenek" kazandýrýlabilir –ki bu da kiþinin yetilerine baðlýdýr-, ancak "bilinç" kazandýrýlamaz. Bir insana yemek yeme, tuvalete gitme, resim yapma, bilgisayar kullanma, yazý yazma, top oynama, vb. öðretilebilir; ancak bilinç öðretilemez. Çünkü bu sayýlanlar bilinç deðildir. Peki, bilinç nedir?

   Bilinç, kiþinin düþünme yetisine doðuþtan iye olmasýdýr. Bilinç yetisine iye olan biri -belirli bilgi edinme ile- kimseye gerek kalmadan doðrularý bulabilme gücüne iyedir. Oysa Marx'ýn söz ettiði bilinç, belirli eðitimden geçirilmiþ ve yetenekleri belirli ölçüde geliþmiþ insandýr. Kuþkusuz biz buna bilinç diyemeyiz.

   Marx sürekli alt yapýdan söz eder. Nedir alt yapý? Alt yapý, üretim iliþkileri ve üretim biçimlerinin (ekonomik temel) tümüdür. Kim belirler bunu? Bunun yanýtý bize kim verebilecek?

   "Alt yapý düzelirse; yani ev, iþ, yol, ulaþým, iletiþim kusursuz hale getirilse insan da kusursuz olabilecektir" derler. Peki, kim alt yapýyý kusursuz hale getirebilecektir? Tanrý mý? Burada kim tetikleyici güç olacaktýr? Bu sorunun yanýtýný bize Darwin verecektir.

Bir mantýk yürütme ile beyin sýnýrlarýmýzý zorlayalým biraz:

   Çocukken televizyon izlerdik. Bir tanýdýðým, televizyonu, yakýndan izlerdi. Ona "yakýndan izleme gözlerin bozulur" derdik. Yýllar sonra o kiþinin gözleri bozuldu ve gözlük takmaya baþladý. Oysa sonradan anladýk ki; televizyona gözleri bozuk olduðu için yakýndan bakýyormuþ, televizyondan ötürü gözleri bozulmamýþ. Ki son yýllarda televizyona veya bilgisayara bakmak gözlerin daha da iyi görmesini saðlýyormuþ. Yani burada kusur televizyonda deðil kiþinin genetik olan göz bozukluðundadýr.

   Geçen günlerde bir kadýn karlý bir yolda düþtü ve kayan bir otomobilin altýnda kaldý ve araba onu on metre sürükledi. Kamera da bu olayý an ve an çekmiþti. Karýn çok olmasý, tekerleklerin kadýnýn üzerinden geçmesini engellemiþti. Bir tanýdýðým bu olay üzerine þöyle dedi: "Kar olmasaydý kadýn ölürdü". Ben de dedim ki: "Kar olmasaydý zaten araba kaymazdý". Yani kayan otomobil de kadýn da ayný ortamdadýr ve bunlarý birbirinden baðýmsýz düþünmememiz gerekir.

Bazýlarý þöyle diyor: "Dünyada su olmasaydý yaþam olmazdý". Ben de onlara þöyle diyorum: Dünyada su olmasaydý bu sözü söyleyen de olmazdý. W

Mars'ta kimse soruyor mu: "burada neden su yok" diye. Yani, bir þey var olmuþ ise o ortamý yaratan özelliklerin/koþullarýn var olmasý gerekir ki bu da bir süreç gerektirir. 

Þimdi bu üç olayý birbiriyle iliþkilendirelim:

1- Ýnsanýn yarattýðý bütün olgularýn kaynaðý yine insandýr.

2- Ýnsanlar ayný ortamýn, ayný evrimsel sürecin parçasýdýr ve insanlar birbirinden baðýmsýz düþünülemez.

3- Canlýyý var eden bazý temel koþullarýn oluþmasý veya var olmasý gerekir.

Toplumsal deðiþme iþte bu üç olgunun çevresinde gerçekleþecektir. Yani toplumsal deðiþimin kaynaðý insan; süreci evrim; oluþumu ise belirli temel koþullar/özellikler içerir.

Marx deðiþimi alt yapýya baðlar. Marx'a o gün için sormuþlar mýdýr: Alt yapýyý kimler belirleyecek? Eðer üst yapý (bilinçsel yaþam) bozuksa, alt yapýyý (özdeksel yaþam) yani sosyo-ekonomik düzeni kimler belirleyecek. Bu çeliþki þunu doðuruyor: bir topluluk bilinçli deðilse aralarýndan biri bilinçli çýkabilir. Bu bilinçli kiþi diðer kiþileri bilinçli hale getirerek topluluðu bilinçsizlikten kurtaracaktýr.

Her topluluk kendine bir üstel kiþi yaratarak kendi alçaklýðýný kapatmak ister. Üstel kiþi ise bundan yararlanarak kendi yapýtlarýný oluþturur. Örneðin kutsal sayýlan kitaplar topluluklarýn isteðini yansýtýr. Þunu bilmeliyiz ki "Kahramaný olan halkýn, kendisi yoktur.

Darwin'den yola çýkarak þunu demeliyiz: Toplumsal yaþamda alt yapý insandýr, beyindir, genlerdir. Toplumsal deðiþimi de bunlar belirleyecektir. Nedeni de þudur: Tek tetikleyici güç doðadýr ve insan da doðanýn kendisidir.  

Tansel Semir. 23.2.2008 http://tanselsemir.blogspot.com

x

ALEVÝLÝK VE TOPLUMSALLAÞMA

 

Alevilik; nedir, nereden geliyor? Bu sorularýn yanýtýný aslýnda kimse tam olarak bilmiyor. Bu yazýda Aleviliðin tarihçesini deðil; Aleviliðin sosyolojik, psikolojik ve felsefi yönünü öne çýkacaktýr ve tarih bölümüne çok da deðinilmeyecektir. Ancak önemli gördüðüm kimi tarihsel olaylarý kaynaklarýndan aktarmaya çalýþacaðým.

Alphonse De LaMartine 1800’lü yýllarýn ortalarýnda yazdýðý “Osmanlý Tarihi” adlý yapýtýnda, Yavuz Sultan Selim’in Þii’lere yönelik yaptýðý katliamý þöyle anlatmaktadýr:

“Þah Ýsmail, Hz. Ali’nin uzaktan akrabasý olduðu için Hz. Fatma’nýn oðullarýný tutan Ýranlýlar arasýnda önemli bir yeri vardý.”

Kitaptan bir not:

Safeviler (Þah Ýsmail) bir Türk ailesi olmakla birlikte politikalarýný halka yaymak amacý ile yayýnladýklarý “Silsilename”de kendilerini “Hüseyin’in Evlatlarý” olarak göstermiþlerdi. Herhalde bu kaynak LaMartine’i yanýlttý.”

Bugün Alevilerin, “Biz Ali’nin soyundayýz” demelerinin altýnda Þah Ýsmail’in kendisinin “Ali’nin soyundan geldiðini” söylemesi yatar. Konuya biraz ara verip Þah Ýsmail’i kýsaca tanýyalým.

Þah Ýsmail kimdir?

“Þah Ýsmail, Azerbaycan Safevi devletinin kurucusu, önemli devlet adamý ve þair (17 Temmuz 1487 - 23 Mayýs 1524).

Oðuz Türklerinin 24 boyundan biri olan Avþar boyundandýr. Ýran Safevi Devleti'nin Sultanlýðýný yapmýþtýr. Þii’lerin baþý olmak için savaþmýþtýr. Çaldýran Savaþý'nda Yavuz Sultan Selim'e yenilmiþtir.

Þah Ýsmail 17 Temmuz 1487 yýlýnda Erdebil þehrinde soyu çok eskiye dayanan nüfuzlu ve tanýnmýþ bir Azerbaycan'lý ailenin çocuðu olarak dünyaya geldi. Baba tarafýndan Þeyh Seyfettin'nin soyundandýr. Þah Ýsmail'in babasý Þeyh Haydar, dedesi ise Þeyh Cüneyd'dir. Þah Ýsmail anne tarafýndan da devrin güclü ve köklü bir ailesine mensuptur. Annesi "Alemþah beyim" Akkoyunlu hükümdarý Uzun Hasan'nýn kýzý, Sultan Yakub'un kýz kardeþidir.” [1]

Görüldüðü gibi Þah Ýsmail bir Türk’tür ve soyunun, Araplarla bir baðlantýsý yoktur.

Peki, Aleviler neden Ali’nin soyundan geldiklerini direnerek vurgulamaya çalýþýyorlar? Bu sorunun yanýtýný irdelemeden önce Sultan Selim’in dönemine geri dönelim.

Alphonse De LaMartine devam ediyor yazýsýna:

“Osmanlýlar arasýnda, özellikle yobaz derviþlerin dillerinden düþürmedikleri bir söz vardý: “Savaþ sýrasýnda bir Þii’yi öldürmenin Allah ve Peygamber nezdinde bir Hýristiyan öldürmekten yetmiþ kez daha fazla sevabý vardýr” Osmanlýlarýn bu tutuculuðuna inandýðý için mi, yoksa inanmýþ görünmek için mi olduðu anlaþýlmayan bir nedenden Sultan Selim Anadolu ve Rumeli’de bulunan bütün Ali taraftarlarýný yok etmeye baþladý. Ýranlý Þeyh’in yaptýðý propaganda ile çýkardýðý isyanlar sonunda özellikle Türkmenler ve Karamanlýlar arasýnda Ali taraftarlarý çoðalmýþtý.

Yavuz Sultan Selim, casuslarý aracýlýðýyla Anadolu ve Rumeli’nin bütün köy ve kasabalarýnda, aþiretlerinde yaþayan Alevilerin listesini hazýrlattý. Bu listelerde yedi yaþýndan yetmiþ yaþýna dek kýrk bin kiþinin adý yazýlmýþtý. Bursa sarayýndan verilen bir iþaret üzerine bu kýrk bin kurban, milli inanç adý altýnda acýmasýzca boðazlandý.

(…)

Yok edilen kýrk bin Þii’nin yükselen feryatlarý, onlara özdeþ inançlarý paylaþan Ýran’ý ayaða kaldýrdý. Þah Ýsmail, öldürülenlerin öcünü almak için yüz bin kiþilik ordusunu harekete geçirdi.” [2]

Bu anlatýlanlardan þunu çýkarabiliriz: Alevilik, Araplarý ikiye bölen, Þii ve Sünni ayrýmýndan etkilenmiþ ve Sünni olan Osmanlýya karþýlýk Þiiliði seçmiþti.

Türk gelenekleriyle Þiiliðin beraber yaþatýlmasý, Anadolu’da Alevilik denen bir topluluk yarattý. Geleneklerde Türk kimliði yaþatýlsa da benlik olarak Aleviler artýk Araplaþmýþtý.

Aleviler bugün Ali’nin soyundan geldiklerini vurgulamaktadýrlar. Alevler mezhep ve millet ayrýmý yapamayacak düzeyde benliklerini yitirmiþler midir?

Aleviler, Türk olan birinin Ali’nin soyundan gelmeyeceðini bilmeyecek denli kendilerini kaybetmiþlerdir.

Bugün çaðdaþ denilen Aleviler, 1400 yýl önce yaþamýþ yüzlerce insanýn katili olan Ali’nin soyunu yüceltmeye çalýþmaktadýrlar. Ali’nin kýlýcýný her defasýnda överken bu kýlýcýn, “adam öldürmenin simgesi” olduðunu görememektedirler.