TABULARA, TALANA, YALANA
BALTA

+
IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA
HAYIR!..
+
Sorumlusu: Av. Hayri BALTA
+
e-posta: hayri@bilgebalta.com
Site adresi: www.bilgebalta.com
+
SSS 5
(SEVENLER – SORANLAR – SÖVENLER)
İÇİNDEKİLER:
|
A: Adsız Birinden. Ahmet Yılmaz. Allah’ın Yarattığı Eşref-İ Mahluk’a Bakın! Ali Bayri. Atilla Genis. Attila Taşçı B. Burak C: Cinsellik E: E. E.’den.
Engin Palancı Fevzi Günenç’ten. F. T.’den.
Fırtına Tuncer
Gandalf The Grey Hüdai Yavalar, İ: İbrahim Ozduğancı K: Komünist Bozuntusu L:
Latif Güler Mehmet Salih. |
Mehmet Selim Polat.
Mustafa Erçevik Nesrin Bostancı.
Noreply, Oktay Yılmaz.
Osman Gazovalı.
Ömer Faruk Özbay
Pınar Gürgen S: Safa Kaçmaz Serhat Kaya. S. ill – Sin.
Swordfish
Tayfun Özışık.
Ubeyd.
Vural Erol
Yalçın Koçak Zehra Usanmaz. Zeki Kentel
|
+
Merhabalar sayın HAYRİ BALTA bey öncelikle böyle bir web sitesi hazırladığınız için sonsuz teşekkürlerimi sunarım...sitenize 5 dk önce girmiş bulunmaktayım ve nedense ben ilk önce guestbook a bakarım neler yaz misler ne tur kafalar ziyaret ediyor ben anlatma özürlüyümdür umarım anlatabilmişimdir... guestbook ta bir msj a cevap olarak 'Allah yoktur demiyorum ki ben Allah yardir diyorum....' diyorsunuz bana ispat edebilircisiniz Allah’ın olduğunu yazı uzadıkça üslubumda bozulma oluyor şimdilik bu kadar... 27.4.2002
+
Sayın Ruh Koleksiyoncusu,
5 dakika okumuşsun, hemen soru sormuşsun. Olur mu, 5 dakikada yargıya varılır mı? Önce Sitemdeki yazılarımı oku, ondan sonra sor sorunu?
Saygılarımla, Av. Hayri Balta.28.4.2002
*
Merhabalar sayın HAYRI BALTA
Geç de olsa GuestBook a bıraktığım mesajı okumuşsunuz, hös ama guestbook a bende Hayri Balta adıyla msj bırakabilirim önemli olan hayribalta@superonline.com dan cevap alabilmek :-)
isim: Hayri Balta (site) ülke: Türkiye tarih: Sat May 11 14:15:12 2002 yorum:
*
İsim: Ruhkolleksiyoncusu (site)
Ülke: Turkey tarih: Sat Apr 27 18:14:08 2002 yorum: Merhabalar
Şimdi konumuza gelelim efendim haklisiniz 5dk da yargıya varılmaz ama benim kafamdakiler 5dk değil 5 yılın birikimi olan şeyler sizinkilerde belki 25-30 yıllık birikimler olabilir burada anlaşalım ben galiba sizin : 'Allah yoktur demiyorum ki ben Allah yardir diyorum....' cümlenizi yanlış anladım ilk önce Allah kelimesi üzerinde durmak istiyorum ben 1-2 sene öncesine kadar Allah kelimesinin kurandan sora ortaya çıktığını ve bir özel isim olduğunu düşünüyordum ama yanılmışım bu çok önemli kurandan öncede Araplar arasında Allah kelimesi kullanılıyormuş galiba putlara Allah diyorlarmış :-)
Allah - ilah Arapça ayni kökten geliyormuş ve bizim bildiğimiz 'Tanrı' ile aynin anlamı ifade ediyormuş yani sayın Hayri Balta belki siz bunları zaten biliyorsunuz ama ben konuya giriş için kullandım, simdi sizin tam olarak ne düşündüğünüz web sitenizdeki yazıların hepsini okusam yine kavrayamam...
Ben söyle diyorum Arapça Allah la Türkçe tanrı ayni madem arada bir fark yok o zaman bundan sonra Allah yerine tanrı yazıyorum bende daha uygun benim dilim Türkçe yazmak mantıklı olur,
Kuran a göre tanrı Muhammed'e vahiy aracılığıyla Kuran'ı göndermiştir kuran tanrı sözleridir,bende diyorum hayır efendim kuran tanrı sözü olamaz kuran Muhammed'in yada 2. Bir yazar olarak şahıs Muhammed’e bir mağarada olması lazım insan suretinde geliyor Cebrail ve Muhammed’e ben tanrının meleğiyim oku vs.. İste kuran in yazarı o olabilir ye Muhammed yada o ama tanrı değil tanrı iste bunu söylemek istemiştim guestbook a bıraktığım msj da simdi bu konu hakkında yazarsınız artık bir şeyler a unutmadan bana e-mail adresinizi yazın demişsiniz zaten guestbook ta yardi biraz dikkat sayın Hayri Balta dikkat...
Sevgilerle
*
Sayın ruh koleksiyoncusu,
Saygı, sevgi sana Ruh koleksiyoncusu,
Merak ediyorum bu koleksiyonunda hangi ruhların olduğunu,
Beni de hangi ruhlar bölümüne koyduğunu...
Şimdi gelelim sorularına,
Dört soru sormuşsun bana.,
Yanıtlıyorum sırasıyla...
1. “guestbook ta bir msj a cevap olarak 'Allah yoktur demiyorum ki ben Allah yardir diyorum....' diyorsunuz bana ispat edebilircisiniz Allah in olduğunu” birinci sorun bu.
Kanıtlayabilirim Tanrı’nın (Siz Tanrı diyelim diyorsunuz ya, ben de doğruluyorum doğrusunun Tanrı demek olduğunu.)
Önce şu konuda anlaşalım.
İkimiz bir doğruda buluşalım.
Bir kere kesinlikle bilelim ki, İnsanın dışında,
Evren’in dışında, maddenin dışında,
Dedikleri gibi güçlü bir varlık yoktur.
İnsanın da, Evren’in de, maddenin de,
İçinde nitelenemez bir oluşum var ki bu da çoktur...
İşte bu oluşuma akıl erdiremeyen insanlık,
Demiştir bunları var ediyor güçlü bir varlık.
İbrahim Peygamber’e bile Tanrı ben buradayım demedi.
İbrahim Peygamber; Yıldız’a, Ay’a, Güneşe baktı baktı da,,
Bunlar doğup doğup battığına göre bunların da üstünde bir güç var dedi.
Gördüğün gibi mukayese yaparak sonuca varan insan,
İnsan oluyor burada Tanrı’yı yaratan...
Bilinmeli ki Peygamber gönderen, kitap indiren bir Tanrı yok.
Böyle anlamada insanın bilgisizliğinin, korkusunun payı çok...
Tanrı; madde olarak yok, anlam olarak var. Varlık olarak yok, kavram olarak var.
Somut olarak yok, soyut olarak var. Kişi (zat) olarak yok, nitelik (sıfat) olarak var.
Tanrı, ruh olarak yok, simge olarak var.
Yeri (mekanı) ve zamanı yok ama, yüce olarak vardır.
Bu tanımlarımın din edebiyat felsefesinde yeri vardır...
Tanrı ve dini ilmine girenler önce bunları anlamalıdır.
Şimdi gelelim binlerce kere yaptığım Tanrı tanımına.
Bunları söylesem ilahiyatçılar arasında, kafayı üşütmüş derler bana.
Ne var ki benim yanımda onları esamisi okunmaz.
Bana üşütmüş diyen bana çırak bile olamaz.
“Tanrı üstesinden gelemeyeceğimiz doğa yasaları ile toplum kurallarıdır.
Bir de bizleri doğru, dürüst, bilge ve erdemli olmayan yöneten olumlu duygularımızdır.”
Kanıtım mı doğa yasalarına uymazsan donarsın.
Bu nedenle önlem almadan eksi yüz derecede dolaşamazsın.
Çıkarsan Tanrı’ya karşı geldiğin için anında cezalanırsın.
Gelelim toplum kurallarına, Demirel’in yeğeni olsan da,
Hortumculuk yaparak toplum kurallarını çiğnersen
Ölümden sonraya bırakmaz Tanrı cezayı soluğu alırsın zindanda.
Yakalanmazsan, eğer hayvan değil insansan, suçlanırsan vicdanda...
Doğru, dürüst olmazsan, bilgiyi ve erdemi dışlarsan.
Rahatsızlık duyarsın vicdanından.
Ama doğru, dürüst, bilge ve erdemli olursan,
Genel doğrulara, yüce kavramlara, üstün değerlere uyarsan...
Saygı duyarsın toplumdan...
Rahatsızlık duymazsın vicdanından...
Toplumun nefretine cehennem adı verilir,
Toplumun sevgisine cennet adı verilir.
Cennet’e de, Cehennem’e de yaşarken girilir...
Cennet de Cehennem de huzurun, mutluluğun simgesidir...
Öldükten sonra ne Cennet var ne Cehennem,
Ölünce toprak olmaya başlarsın hemen...
Cennette olmak isteyen hangi inançta olursa olsun.
Doğru, dürüst, bilge ve erdemli olmaya önem vermelidir.
Genel doğrulara, yüce kavramlara, üstün değerlere saygı göstermelidir...
Yoksa öyle dinlerin dediği gibi Tanrı yoktur.
Böyle bir Tanrı’nın değil insanlara,
Kendi Peygamberlerine bile yararı yoktur.
Asılan mı, Kafası kesilen mi, çarmıha gerilen mi, dişleri kırılan mı ararsın,
Bu yolda ölenleri Peygamberler arasında sayarsın.
Habibim dediği peygamberinin torunlarının Kerbela’da kafası kesilir,
Peygamberlerine bile yardım etmeyen Tanrı neyin nesidir...
Olsaydı eğer dedikleri gibi, seyretmezdi cinayetleri,
Ne yapar yapar gösterirdi kendisini...
Nasıl beğendin mi Tanrı tanımımı ve de kanıtlarımı?
Soruyorum: H. B. Allahsız, dinsiz sayılır mı?
2. “1-2 sene öncesine kadar Allah kelimesinin kurandan sora ortaya çıktığını ve bir özel isim olduğunu düşünüyordum ama yanılmışım bu çok önemli kurandan öncede Araplar arasında Allah kelimesi kullanılıyormuş galiba putlara Allah diyorlarmış :-)” İkinci sorun da bu...
Değil Allah kelimesi, Kurban da, Kurban kesme de, Namaz da, Oruç da, Hacca gitmede...
Bunların ilk başlangıcının görürsün güneşe, aya, yıldıza tapan ümmetlerde...
Bu konuda Meksika elçimiz tarafından Atatürk’e gönderilen Mayatek raporunu okusana...
Bu konuda geniş bilgi bulabilirsin Turan Dursun’un DİN BU adlı kitabında...
3. “kuran a göre tanrı Muhammed'e vahiy aracılığıyla Kuran'ı göndermiştir kuran tanrı sözleridir,” Bu da üçüncü sorun. Hayır efendim, Kuran Tanrı sözleri değildir. Olmayan bir Tanrı nasıl kitap indirir?
Abbasiler bu konuya eğilmiştir.
Kuran Tanrı sözüdür diyenleri bir güzel dayaktan geçirmiştir.
Bu konulardaki bilgiyi Osman Keskioğlu’nun KURAN TARİHİ ve KURAN HAKKINDA ANSİKLOPEDİK BİLGİLER adlı kitabın 236. sayfasında bulabilirsin...
4. “bana e-mail adresinizi yazın demişsiniz zaten guestbook ta yardi biraz dikkat sayın Hayri Balta dikkat...” dediğin dördüncü sorunu aldım buraya.
Sayın Ruh Koleksiyoncusu, H.B. görememiş ayıp değil ya...
Bilgisayarı bütünlüğüyle bilemiyorum. Ruh Koleksiyoncusu H. B’yi ne bilsin.
O denli çok “ölü” diriltiyorum ki H.B. bilgisayara nasıl girsin.
Böyle aykırı düşünceler gördün mü sen yaşamında
Şimdi kal sağlıcakla, yeniden saygı, sevgi sana...
Av. Hayri Balta. 23.5.2002
*
NOT: Ruh Koleksiyoncusunun yazıları düzeltilmeden alınmıştır.
x
Serhat Kaya,
Sayın Hayri Balta,
Özgeçmişim:
1962 doğumluyum. Konya’da büyüdüm. 1976 yılında Halkın Sesi dergisiyle tanıştım.O tarihten 1998 yılına kadar faşistlerle ve maalesef Müslümanlarla mücadele ettim. 12 Eylül sonrasında herkes gibi SHP üyesi oldum,daha sonra İşçi Partisine üye oldum, Kadıköy İlçe başkanlığı yaptım. Afiş astım, pankart astım, bildiri dağıttım, mitinglere katıldım, maddi katkıda bulundum. Daha sonra EMEP'e üye oldum.Turan Dursun, İlhan Arsel ( en büyük kapitalistlerden Vehbi Koç'un damadı, Semahat Arsel'in kocası) okudum.
İçki içip zevk-ü sefa ederken,haramlarla vakit geçirirken,size de nasip olmasını dileyeceğim bir şekilde,herhangi bir tavsiye, telkin olmaksızın ALLAH'(C.C.)ın lütfuyla, ALLAH'(C.C.)ın varlığından haberdar oldum; hiçbir neden yokken, kendiliğinden, içimde ALLAH sevgisi yeşerdi.2000 yılında Hac'ca gittim. Halen, Müslüman olmanın güzelliklerini yaşıyorum. Müslüman olmadan önceki hayatımda hep haklıdan yana olmaya çalıştım, doğru bildiğimi söyledim ve yaptım, dürüst oldum, sık kullanılan tabiriyle "iyi insan" olarak yaşamaya çalıştım.İslam’la şereflenmem de ALLAH (C.C.)'ın verdiği aklı "iyi insan" olarak O'nun istediği yönde kullanmış olmamın da etkili olduğuna inanıyorum. Hidayeti de sapıklığı da veren ALLAH (C.C)'dır.
Ancak, kullar cüz'i iradeleriyle talep ederler, yönelirler, ALLAH (C.C.)yaratır. Yani hidayet ve sapıklık ALLAH (C.C.)tarafından bizim irademize uygun olarak yaratılır.
ALLAH' (C.C.)a, yani yaratanın varlığına, inanmadığınızı yazıyorsunuz.Ama yazılarınız okununca görülüyor ki yaratıcının akıl olduğuna inanıyorsunuz. Sizinle birlikte toprak olacak, gözünüzle görmediğiniz halde varlığını bildiğiniz aklınızın yaratıcı olduğuna inanıyorsunuz.Bir yazınız da yer alan bilim adamı" da zamanını yaratıcı olduğuna inanıyor.Siz fotoğraflı bir yazınız da mini etekli bir kadını doğa'nın "yarattığını" yazıyorsunuz.Yani, yaratıcının varlığının zorunluluğunu siz de biliyorsunuz. Bu yazıyı yazmak için klavye, bilgisayar v.s. gerekli, ama ben parmaklarımı kullanmazsam bu azı parmaklarımın da varlığına rağmen, kendiliğinden yazılamaz.
Bir yazan gerekir. Bu yazı teknoloji ile size ulaşır, siz yazıyı, yani eseri görerek, bir yazarın varlığına, yani eser sahibinin var olduğuna ulaşırsınız. Eserimize benim hakkımda bilgiler verir. Beni görmüyor olmanız benim yok olduğum anlamına gelmez. Size ulaşan harfler benim nasıl birisi olduğumu düşünürken, beni, bir harf, bir cümle, bir noktalama işareti veya bunların tamamına benzeyen bir varlık olarak düşünmezsiniz; yani benim eserimden farklı, onu ortaya çıkartmak için gerekli donanıma sahip bir varlık olduğumu düşünürsünüz. Bilgisayarınız sizi onun önünüze bilgisayar olarak gelmesini sağlayan insanların varlığına götürür; hayatta hiç görmediğiniz, belki de hiç görmeyeceğiniz ama siz onları görmediğiniz için yok diyemeyeceğimiz insanların varlığına.Zaten, akıl da görünmez. Ama vardır. Aklın yansımaları bizi aklın varlığına götürür. Kuranda insanlar hep okumaya, düşünmeye çağrılır,her yerde ayetlerin (delillerin) bulunduğunu belirtilir.Yaratılmışların varlığı yaratanın varlığını zorunlu kılar. Yaratılmışlar, yaratıcının yaratılmışlardan farklı ve hepsini yaratmaya muktedir olduğuna delalet eder.
Yaratılmışlardaki nizam,intizam,çok ince hesaplamalar yaratıcının bir olduğuna delalet eder.
Çünkü birden fazla yaratıcı çatışma ve kaos demektir. Yaratıcı vardır, birdir, gördüğümüz görmediğimiz her şeyi yaratmaya muktedirdir. Kuran yaratıcının ALLAH (C.C.) olduğunu bildirir, sıfatlarını belirtir.
Kuranda verilen oku-düşün emrine uyan her yerde, öncelikle kendi bedeninde bu sıfatların tecellilerini görür.Kuddüs (pâk, temiz) Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarındandır.Bu sıfatın bedenimizdeki tecellisinin örnetleri kanın karaciğerde, böbreklerde temizlenmesidir. Milyonlarca yıldır, milyonlarca canlının yaşadığı dünyada bu canlıların ve cesetlerinin pisliklerinden yaşayamaz halde bulunmamız gerekirken ALLAH (C.C.)'ın verdiği emirle temizlik yapan kimyasal maddeler, böcekler, solucanlar, kuşlar v.s. Kuddüs sıfatının ecelli etmesini sağlarlar. Ağaç kılcal damar halindeki narin kökleriyle kayaları deler su çıkarır "Musa Peygamberin (A.S)ALLAH(C.C.)'ın verdiği emirle asasını yere vurarak su çıkardığına" dair ayeti bize okur.
Yapraklar incecik şeffaf halleriyle yakıcı güneşin altında kavrulmayarak " Ey ateş İbrahim'e serin ol" ayetini bize okur.Said-i Nursi'nin Nur Risalelerini, Harun Yahya'nın canlılardaki yaradılış sırlarına ilişkin eserleri tüm önyargılarınızdan sıyrılarak okumanızı, düşünmenizi bu eylemleri doğa üzerinde de gerçekleştirmenizi öneririm.Bu eserlere Internet üzerinden ücretsiz olarak da ulaşabilirsiniz. Herhangi bir Nur cemaatine ya da Harun Yahya'ya bağlı değilim.ALLAH (C.C.)ı anlatan her şeyi okumaya ve anlamaya çalışıyorum. LA İLAHE İLLALLAH diyen özgürdür. Hiç bir yaratılmışa boyun eğmez.Yaratılmışlardan hiç birşey beklemez.
Avukat A. Serhat Kaya, 6.6.2002/12.10
+
Sayın Av. Serhat Kaya,
Önce Saygı, sevgi...
Her iki mesajını da okudum. İlhan Arsel Vehbi Koç'un damadı değil; Vehbi Koç'un kızı Semahat Arsel'in kocasının kardeşidir. Müslüman olmana, Allah'ı bulmana sevindim. Eğer mutluluğunu ve huzuru Müslümanlıkta buluyorsan daha ne... Hayırlı olsun...
Ama beni imana getirme çabana bir anlam veremedim. Şimdi sana Kuran'dan bir tümce (ayet) okuyacağım: "EĞER RABBİN DİLESEYDİ, YERYÜZÜNDE BULUNANLARIN HEPSİ İMAN EDERDİ.. ÖYLE İKEN İNSANLARI İNANMAYA SEN Mİ ZORLAYACAKSIN?" (K.10/99).
Bu türden 15 - 20 tümce var daha... Bunları okumanı öneririm sana. Hem bak avukatmışsın da... Dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle" ceza verdi Türkiye Cumhuriyeti Devletine...(Cumhuriyet, 5.6.2002, s.8.)
Dilerim benim ifade hakkıma tecavüze yeltenmezsin, dilerim benim senin gibi olmadığımın nedenini de benden bilmezsin. Daha söyleyeceklerim var sana. Öncelikle sen Sitemdeki yazıların hepsine baksana...
Şimdi kal sağlıcakla,
Av. Hayri Balta, 6.6.2002
X
Sayın Av. A. Serhat Kaya,
Önce saygı, saygı sana.
Dünkü 6.6.2002 tarihli mektubumu telefon ederek: "Posta kutunuza bakar mısınız?" demeniz üzerine mesajınızdan haberim olduğunu bildirmek üzere yazmış ve size verdiğim yanıt mesajın son satırlarında da "Daha söyleyeceklerim var sana." diyerek kısa kesmiştim. Nedeni de sizin telefon ettiğiniz sırada tansiyonum yükseldiği için yatıyordum. Yine de o durumda iken size kısa bir yanıt vermiştim ama mektubumda yanlış anlamalara neden olacak anlam bozuklukları olmuştu. Bu nedenle dünkü mektubumda yanlış anlaşılması olası tümceleri düzelterek yeniden gönderiyorum. Dünkü mektup yerine yukarıdaki mektubu kabul etmeni ve dünkünü silmeni rica ediyorum...
Tam da kendime gelmemiş olmama karşın yine de
yazıyorum çünkü benim sağlığımı kazanarak tamamen kendime gelmemi olanak yok.
Ben miadını doldurmuş sayılırım. Gider-ayak ne yazarsam benden sonrakilere
yazdıklarımın kalacağını sanıyorum. Yukarıdaki mektubunda "Halen, Müslüman
olmanın güzelliklerini
yaşıyorum." diyorsun. Müslüman olmanın güzelliklerini vereceğin yanıtta bana
anlatırsan sevinirim. Yoksa Müslümanlığın benim bilmediğim güzellikleri de mi
var?
Gerçekten merak ediyorum, şu Müslüman olmanın güzelliklerini. Hele bir anlat da
görelim...
"Müslüman olmadan önceki hayatımda hep haklıdan yana olmaya çalıştım, doğru bildiğimi söyledim ve yaptım, dürüst oldum, sık kullanılan tabiriyle "iyi insan" olarak yaşamaya çalıştım" diyorsun. Müslüman olmadan önce; hep haklıdan yana çıktın da, doğru bildiğini söyledin ve yaptın da, dürüst ve iyi bir insan oldun da şimdi öyle değil misin? Kusura bakma ama anlatımın yanlış anlamaya yol açıyor? Şimdi ne durumdasın bana o gerek... Eğer, şimdi de dürüst değilsen, haklıdan yana çıkmıyorsan, iyi insan olarak yaşamaya çalışmıyorsan Müslümanlığın bir işe yaramaz...
Sonra şu anlatımına da bir anlam veremedim: "Hidayeti de sapıklığı da veren ALLAH (C.C)'dır. Ancak, kullar cüzi iradeleriyle talep ederler,yönelirler, ALLAH (C.C.) yaratır. Yani hidayet ve sapıklık ALLAH (C.C.)tarafından bizim irademize uygun olarak yaratılır." diyorsun.
Nasıl olur da yüce bir varlık "hidayeti de sapıklığı da yaratır." Benim Allah anlayışıma göre sapıklık da insandan, hidayet de insandan... Din de böyle kabul eder zaten... Böyle kabul etmeseydi insanı eyleminden sorumlu tutmazdı. Bir de devamı tümcelerde "Yani hidayet ve sapıklık ALLAH (C.C.)tarafından bizim irademize uygun olarak yaratılır. " Bu nasıl mantık böyle? Bu nasıl mantık böyle? Çıldırmaya az kaldı doktorum nerde? Avukatsın, bilirsin, bu Allah noter mi ki bizim irademizi onaylasın?
Merak etme bu konuda yalnız değilsin... Bütün İslam dünyası bu çelişki ile kıvranır durur. Hem, "Biz insanın yazgısını levh-i mahfuzda belirledik!" der. Hem de "Siz insanı başı boş mu bırakılacağını sandınız!" der.
Bak bu konuda sana bir tümce (ayet) daha: "Eğer Allah dileseydi, onlar müşrik olmazlardı." (K. 6/107) der. Hem "Dilediğine rahmet eder." der. Aynı tümcenin hemen devamında da "Zâlimlere, işte onlara, can yakıcı bir azâp hazırlamıştır." (K.76/31) der.
Bir yüce varlık böylesine çelişkiye nasıl düşer. Hem "Dilediğine rahmet eder." Hem de dilediğini kafir yapar ve onlara "Zalim" diyerek "can yakıcı bir azâp" hazırlar, hem de kendi isteği ile kafir yaptıklarına öfkelenerek küfreder: "Ey inananlar! Doğrusu puta tapanlar pistirler..." der...
Hukukçusun, çelişkileri kolayca yakalamasın.
Çelişkileri görme özelliğini kazanmazsan davaları da kazanamazsın. Şimdi
soruyorum sana böyle Allah olur mu? Hiç Allah hırsızın elini kesin, zina yapanı
taşlayarak öldürün, kadınlarınız sizin tarlalarınızdır, dilediğiniz gibi
girebilirsiniz, (Bu konuda Arif Tekin'in KURA'AN'IN
KÖKENİ adlı kitabını okumanı öneririm. Buna da Vehbi Koç'un damadı diyemezsin ya.
Bu adam 25 yıl Diyanet Müfettişliğinden emekli bir Müslüman...) adaletli davranırsanız dörde kadar alabilirsiniz, kafirleri, Yahudileri, Hıristiyanları dost edinmeyin, müşrikleri nerde bulursanız öldürün, Allah'ı, Peygamberi eleştirenlerin çaprazlama el ve ayaklarını kesin, mürtetleri öldürün, kadınlar alken ve dinen eksiktir ve daha yüzlerce böyle İnsan Hakları Evrensel bildirilerine aykırı kuralları evrensel ve ebedi olarak insanlara dayatır mı?
Bu dayatmalar aklı başında günümüz insanların kabul edemeyeceği kurallar olmadığı içindir ki bu gün Türkiye Cumhuriyeti Devletinde Kuran buyruklarından 232-234'ü uygulanmamaktır. Bu kuralların uygulanmadığını da Cumhurbaşkanı iken Süleyman Demirel söylemiştir... Örneğin kafirleri, Yahudileri, Hıristiyanları dost edinmeyin dediği halde Kuran'da Kafirlere sığınanlar var Müslümanlar arasında. Örneğin Şevki Yılmaz, Fethullah Gülen, Cemalettin Kaplan, oğlu Metin kaplan... O kadar çok ki sayamam... Söylediklerin içinde abartma varsa, yalan varsa, duygusal davranış varsa söyle. Gerçekleri dile getirmek niçin kafirlik olsun, niçin dine hakaret olsun. Din doğru sözlülük değil mi, ahlak ve edep değil mi? Daha fazla uzatmamak için bir başka yargına geçiyorum: "Bir yazınız da yer alan bilim adamı" da zamanını yaratıcı olduğuna inanıyor." diyerek beni Tanrı'ya inanmamakla suçlamaya çalışıyorsun. Bana ne dersen de ama Allahsız deme... Beni Tanrı'yı inkar etmekle suçlayanlar çarpılırlar. Ben yukarıdaki çelişkileri söyleyen bir varlığa inanırsam o yüce varlığa hakaret etmiş olurum. Ben yüce varlığa yukarda saydıklarımı mal edemem. Allah'tan korkarım...
Sözünü ettiğin sözler Hawkins'tir. Bu adam büyük patlamadan (Big Bang) söz ederken dört elle sarılıp da "Evren'in yaratılışında Tanrı'nın rolü yok!" deyince niçin öfke duyuluyor bu adama, bu da Müslüman olmanın güzelliklerinden mi yoksa? Bir de: "Siz fotoğraflı bir yazınız da mini etekli bir kadını doğa'nın "yarattığını" yazıyorsunuz." diye suçluyorsunuz beni. Sen bir avukatsın, dikkatli okumalısın. Dikkatli okumazsan yukarda dediğim gibi davaları kazanamazsın. O yazıya bir daha bakmanı öneririm.
Ben çarşafın karanlığına bürünen Afganlı kadını
Doğa'nın yarattığını; yani yontulmamış olduğunu, kendine çeki düzen vermemiş
olduğunu; mini etekli kızın ise Tanrı'nın yarattığını; yani onun, aklını
kullanarak, kendine çeki düzen
verdiğini, takıp takıştırarak kendini güzelleştirdiğini ve böylece de güzel
yaratanın güzelliklerine güzellikler katarak yaratanına yardımcı olduğunu
anlatmak istiyorum.
Bir de "Bu yazıyı yazmak için klavye, bilgisayar v.s. gerekli," diyerek bir
yaratanın varlığını kanıtlamaya çalışıyorsun. Bütün insanların, Allah
yaratanların düştüğü hataya düşüyorsun. Klavyeyi, bilgisayarı yazan bir yaratan
var demek istiyorsun. O yaratanı kim yaratmış öyleyse. Hiçbir varlık var olmaz
ki kendi kendine...
Gelin bu konuda bilimsel verilere sarılalım. Ne diyor bilim? "Hiçbir madde yoktan var olamaz, var olan da yok olamaz!" der (Maddenin sakınımı yasası) Ama din ne diyor. Allah evreni yoktan var etti diyor. Bilim ne diyor "Hiçbir madde yoktan var olamaz, var olan da yok olamaz!" diyor. Bütün bunlar üzerinde kitabınızda emredildiği üzere hala akıl etmeyecek misiniz? Hala aklınızı kullanmayacaksınız? Hala din ile bilim çelişmez diyebilecek misiniz? Sizler mukayese ile sonucu varıyorsunuz. Şu masayı yapan bir usta olduğuna göre bu Evren'i de yaratan biri var diyerek kendi aklınızda yarattığınız soruya kendiniz yanıt veriyorsunuz. Ama unutuyorsunuz; usta, tahtadan,tutkaldan, çividen, keserden, çekiçten yararlanarak masa yapıyor. Yoktan bir masa yapmıyor. Sen de klavye, bilgisayar olduğu için yazıyorsunuz.
Allah da yoktan var etmiyor, vardan var ediyor. Madde olmasaydı yaratan neyi yaratabilecekti... Maddenin bu oluşumuna bizler açıklayamadığımız için Allah diyoruz. Mektubuna başlarken solcu olduğunu söylüyorsun. Kabul, deyeceğim yok. Ama hiç münasebeti yokken İlhan Arsel için: "( en büyük kapitalistlerden Vehbi Koç'un damadı, Semahat Arsel'in kocası) diyorsun. Bu durum gerçek olsa bile konumuzla ne ilgisi var?
Acaba hala solculuktan kalma sermaye alerjisi devam mı ediyor? Hem Müslüman oldum diyorsun. Hem de hala sermayeye alerji duyuyorsun. Bu düşünce gösteriyor ki hala tam bir Müslüman olmamışsın. Çünkü Müslümanlıkta "Zengine şükür, fakire sabır" ilkesi esastır. Kaldı ki Allah da dilediğini zengin eder, dilediğini fakir eder. Bu takdirde bir adamı en büyük kapitalistin damadı diye suçlamaya kalkmak, bırakın bir Müslüman'a, aklı başında bir adama yakışmasa gerek... Avukatsın, adam böyle bir suçlama yapmadan işin gerçekliğini araştırır.
Deneyimli ve eski ve de iyi bir avukat olduğum için söylüyorum kılı kırk yarmadan yargıya varma. Aksi takdirde zor duruma düşersin. Bu nedenle başını öne eğdirecek duruma düşmemen için ince eleştir, sık doku...
Son olarak sizlere ve de sizler gibi düşünenlere
her zaman söylediğimi söylüyorum gelin şu Allah anlayışını yerli yerine
oturtalım. Allah'tan habersiz Allahlıların elinden şu Allah'ı kurtaralım. Bunun
için de hiç olmazsa Şeyh Bedrettin'in Varidat adlı kitabını ve bir de Şeyh
Bedrettin'in Makalat adlı iki ciltlik kitabını okuyalım. Adlarını verdiğim bu
iki kişinin din bilgisinden de kuşku duymazsınız ya... Bir de Mevlana Celaleddin
Rumi' nin FİHİ MAHFİH adlı kitabına da bak bir ara...
Ne diyor kitabınız "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" Eğer sert geldi ise bu
satırlar sana, bakma kusuruma. Solculuktan dönme bir Müslüman avukatın avamın
anladığı şekilde Allah ve din bilgisi vermesine kızdım da... Un çuvalına
benzerim, vurdukça tozarım, unutma!..
Şimdi kal sağlıcakla,
Yeniden saygı, sevgi sana...
Av. Hayri Balta. 7.6.2002
+
Sayın Serhat Kaya,
Önce saygı, sevgi sana. Yanıtlarını tek tek vereceğim uzun bir mektup yazmışsın bana. Bütün mektuplarına yanıt vereceğimi hiçbir zaman unutma.
Son mektubunda bana “Size verdiğim ilk cevabı sitenize koymamışsınız!” diyorsunuz. (Sanırım sözünü ettiğin mektup 7.6.2002 tarihli mektubundur.) Ama benim ne durumda olduğumu bilmiyorsunuz.
Mektubunu aldığım günden bu yana yürek ağrısı çekiyorum. Yürek ağrısından uyuyamıyorum, yatağımda dönüp duruyorum. Eğer dikkat ederseniz 7.6.2002 tarihinden beri Siteme yazı giremiyorum. Hiç yürek ağrısını tattın mı bilmiyorum; yürek ağrısını düşmanımın bile (düşmanım yok ya, söz gelişi...) başına gelsin istemiyorum.
Şimdi düzeldim sayılır. Ama gündemde bir yıl önceden programlanmış bir gezi vardır. Bir haftalığına kızımın yanına gideceğim. Kızımı yanında bir süre dinleneceğim. Döner dönmez sana yanıt vereceğim.
Soruyorsun bana. “...cevabımı Sitenize niçin koymamışsınız!” diye. Yanıtınıza yanıt vermeden yanıtınızı nasıl alırım Sitemize. Döner dönmez yanıtımı vereceğim. İlk yanıtınızla birlikte ikinci yanıtımı da Sitemize gireceğim.
Bundan önce de bu gün göndermiş olduğun bir mektup var. Tarih olarak altında 13.6.2002/12.27 yazar. Bu mektubun uzun olmuş biraz. Olsun sen uzun olsa da çekinmeden yaz. Ancak ben bu uzun mesajları sorunuzun amacını saklamadan kısaltacağım biraz ve döner dönmez yanıtlayacağımı bir yana yaz...
Birazdan yola çıkacağım. Dediğim gibi en az bir haftalığına kızımın yanında kalacağım. Şimdi kendimi yormamalıyım.
“Telefon numaramı siteden çıkartırsanız sevinirim. e-mail adresimi verebilirsiniz.” diyorsunuz ya, telefon numaranı çıkaracağım. E-mail adresinizi de koymayacağım.
Biliyorum bizimkilerden hiç biri sizi rahatsız etmez. Ama bizden biri imiş gibi sizi rahatsız edecek olana da gücüm yetmez. Bu nedenle e-mail adresine de gerek yok. Ne olur ne olmaz, neme lazım, çünkü kendini bilmeyen çok Serhat kardeşim...
Son olarak şu izlenimimi aktarmak zorundayım. Mektubunu edep dışına çıkmadığın için beğendiğimi de aktarmalıyım.
Sitemdeki yazıları iyice incelediğin anlaşılıyor. Aman dikkat et, Sitemi inceleyenin kafası karışıyor. Gerçi senin kafan karışmamış iyi çalışmış, çalışan kafan bana çok soru çıkarmış. Merak etme meslektaşın bu sorulara bu sorular ne kadar çok olursa olsun altından kalkarmış...
Şimdi kal sağlıcakla, Saygılar sevgiler yeniden sana.
Av. Hayri Balta. 13.6.2002
X
Sayın Av. A. Serhat Kaya,
Önce saygı, sevgi... Israrlı yanıt isteyen mektuplar gönderdiğine göre demek ki önemsiyorsun beni...
Ancak öylesine uzun mektuplar yazarak yanıt istiyorsun ki; bilmiyorum nasıl yanıt vereceğimi...
Yanıtlama olanağı bulamadığım mektuplarından yanıtlamam gereken soruları çıkardım aşağıya. Yanıtlamaya çalışacağım aşağıdaki sorularını sırasıyla... Bu aynı zamanda yanıtım planıdır. Bir kişi iyi bir yazı yazmak istiyorsa önce yazısının planını yapmalıdır...
Bir ricam olacak senden. Ne olur hemen yanıt isteme benden. Çünkü benim uğraşılarım çoktur. Yazı yazarsam okuma kalıyor. Okursam, yazma kalıyor. Müzik enstrümanlarım yanı başımda duruyor. Elimi uzatıp bir şey çalmaya zamanım ve gücüm kalmıyor.
Hem gücüm kalmamış, hem zamanım çok azalmış... Ama H. Balta, “sapana el vurup da geriye dönüp bakmamış!.. (İn. Luka. 9/62). Bu şu demektir: Doğru bildiği yolda bütün engellere karşın ödün vermemiş her geçen kendini yenileyerek ilerlemiştir.
Kalp krizi geçirmiş, doktorların üç aya kalmaz ölür demesi üzerine yakınları: “Öleceksin, bak işte! İmana gel!” diyenlere zerre kadar aldırmamış... Çünkü H. Balta Tanrı’yı, kendi dışında aramaz, kendinde ararmış...
Artık sorularına yanıt vermeye başlayayım. Önce 7.6.2002 tarihli mektubunu ele alalım:
1. “İlk gönderimde de belirttiğim gibi kul cüz'i iradesiyle yönelir, ALLAH (C.C.) külli iradesiyle yaratır. “ diyorsun. Önce şu cüz’ü irade ve külli irade ne demek; Bu terimlere açıklama getirmem gerekecek.
Külli irade demek: Evren (Doğa) yasaları demektir. Evren yasalarına insan gücü yetmez demektir. Örneğin depremi önleyemezsin, yağmuru durduramazsın, yağmur nedeniyle oluşan sel baskınlarını önleyemezsin. Lavlar püskürten yanar dağı söndüremezsin...
Cüzi irade ise: İnsanın aklını kullanması demektir. İnsan, aklı yüzünden iyiyi kötüden ayırtır. İyi olanı kutsar, kötü olanı ayıplar. Bütün doğru, güzel, iyi ve genel doğrular, yüce erdemler, üstün nitelikler Tanrı kavramı ile açıklanır. Bunların tam tersi kavramlar ise şeytan ve şeytana uymakla simgelenir.
İnsanın aklını olumlu yönde kullanabilmesi için içinde yaşadığı siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel bir ortamın olması bir zorunluluktur. Olumsuz koşullar içinde yaşayan bir insandan olumlu davranışlar beklememek gerekir...
Marks’a kadar hiçbir düşünür, peygamber bunları bilmemiştir. İlk olarak Marks, insanın iyi olmasını istiyorsanız onun koşullarını düzeltmelisiniz demiştir...
Şimdi gelelim önemli bir konuya. Ben Müslüman’ım diyenler için “kader” imanın koşullarındandır. Kadere inanmayan Müslüman’ın imanından kuşku duyulur. Çünkü yazılmıştır: “Yaşadığımız her an kaderde yazılır. Dünya üzerinde geçmişte ve gelecekte yaşayacak insanların her halleri anne rahmindeki cenin hallerinden ölümlerine, ilkokula kayıt oldukları günden saçlarında ilk beyaz telin oluştuğu saate kadar, her anları Allah katında belirlenmiş, yaşanmış ve görülmüştür. Bu dünya, üzerindeki bütün insanların kaderleri için bu şekildedir. ”
Bu konuda Kitabınız Kuran’da şöyle yazılıdır: “Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir müsibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.” (K. 57/22). (Bakınız: 9.8.2002 tarihli Anadolu’da Vakit gazetesi, Karma Felsefesi, Harun Yahya. s.2)
Unutma, Bedir savaşında müminlerin müşriklere attıkları oklar bile insana değil Allah’a mal edilir. Okuyalım, okuyalım da biraz düşünelim: “Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın fakat Allah atmıştı. (8/17)denir.
Daha ne diyeyim sana; benim iyi niyetli okuyucum, Av. A. Serhat Kaya dostum, sizin inancınıza göre cüz’i irade deme hakkınız yoktur. Size göre kul kaderini görecektir. Çüz’i irade ve külli irade demek bizim gibi akılcılara gerektir...
2. “Yani, siz benim gibi olmama nedeninizi sizden bilmek zorundasınız.”diyorsun ki çok doğru. Sizlerin inandığı Allah’a inanmamamın; bu nedenle dinsiz, imansız olmamın nedeni elbette benim. Ben bu gerçeği değil sana herkese söylerim. Ben bu kafayı 18 yaşından beri güderim. Ben söylerim de sizin böyle demeye hakkınız yoktur... Sizin inancınıza göre benim sapkınlığım benden değil kaderimdendir... Bu nedenle; eğer sen benim sapkınlığımı benden bilirsen, büyük günaha girersin.
Okuyalım öyleyse, ne diyor bu konuda Kitabınız size: “O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi.” (K. 6/149) Ve bir tane daha: “Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.” (K. 16/9)
Bu konuda tam 168 tümce daha vardır Kuran’da. Bakmalısın, bütün bu dileseydi biçimindeki tümceler için Arif Pamuk tarafından hazırlanan Kur’an’dan Mesajlar adlı kitaba. Bu kitap 2001 Ramazanında Sabah gazetesi tarafından armağan edilmiştir okuyuculara. Eğer ben senin gibi değilsem, size göre, Allah dilemediği içindir. Kitabınızın yazdığını göz ardı ederek “siz benim gibi olmama nedeninizi sizden bilmek zorundasınız.” diye beni suçlaman yersizdir.
3. “Ararsan Mevlayı kendinde ara Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir.”demişsin bir de. Ben bunu sık sık kullanırım Sitem’de... Yukarıdaki sözleri söyleyen ermiş: “Evladım, sende olanı, dışarıda arama.” diyor. “Kendini bilen Rabbini bilir” diyor. Bu konuda Rabia Sultan da şöyle diyor:
Rabiayı bir gün bahçesinde bir şeyler ararken görmüşler. Ne arıyorsun bahçede demişler. İçerde dikiş iğnemi yitirdim de, demiş. Bunun üzerine Ya Sultan, evin içinde yitirdiğini, evin bahçesinde nasıl ararsın? Demişler. O da taşı gediğine koymuş. Peki ya sizler, niçin içinizde olan Allah’ı dışınızda arıyorsunuz! demiş.”
Rabia Sultan’ın bu sözlerinin kaynağı Kuran’dadır. Kuran’da: “Allah kişinin kalbi ile kendisi arasına girer!” demektedir. (K. 8/24). Bir tane daha var. O da şöyle yazar: “Biz ona şah damarından daha yakınız!” (50/16). Bu konuda Tevrat’ta da, İncil’de de çok tümceler vardır. Ne var ki sizlerin bunlara yanıtı hazırdır: “Onlar tahrif edilmiştir!” dersiniz. Kendi kitaplarının değiştirilmesine ses çıkarmayan sessiz sedasız bir Allah’ın varlığını kabul edersiniz...
Hani Kuran’da, “Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur!” diyordu. Allah da Peygamberine: “Bu, senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizi de uyguladığımız yasadır. Ey Muhammed! Sen bizim yasamızda değişiklik bulamazsın.” (17/77) diyordu. Peki Kuran böyle derken sizler; niçin, Tevrat ve İncil tahrif edilmiştir dersiniz hep birden?..
Beni sık sık yanıt ver Hayri Balta diye sıkıştıran meslektaşım. Var mı yalanım, yanlışım?
4. Siz benim geçmişimsiniz. Siz bana yabancı değilsiniz. Ama ben sizin için yabancıyım, İslam sizin için yabancı.” diyorsun bir de bana. Sizin geçmişiniz solculuk; yani, materyalizmdir. Materyalizm ise benim övüncümdür.
“İslam bana niçin yabancı olsun? Siz bana niçin yabancı olasınız?”. Benim sizlere yabancı olduğumu nereden biliyorsun? Ben bu toplumun çocuğu değil miyim? Anamın, babamın, atalarımı Müslüman olduğunu niçin unutuyorsun?..
Ama ben, daha on-on beş yaşında iken benim niteliğim onlara göre: “Kırk dilli, kırk dinli! Bir yaramazdı. Ölümü bile deniz kabul etmez, dışarı atardı...” Dedikleri gibi de oldu. Bu H. Balta eylemi yüzünden değil düşünceleri yüzünden kırk kapıdan kovuldu...
5. “Bu arada Marksist mi siniz? Atatürkçü mü?” olduğumu sormuşsun bir de... Böyle bir soru sorulur mu Avukat olan birinden Avukat olan birine... Hiç mi okumadın Anayasa madde 25’şi...Nasıl böyle bir soru sorar Anayasa madde 25’i okuyan bir kişi... Anayasamızda şöyle yazmıyor mu? “Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz..” demiyor mu?
Hem Marksist olsam ne yazar, Atatürkçü olsam ne yazar? H. Balta bu tür sorulara çok kızar... İnsanım ya sana yetmiyor mu? Beğenmedim böyle bir soru sormanı doğrusu...
Hadi yine hatırın kalmasın açıklayayım ne olduğumu. Türk Adaleti tescil etmiştir benim” Atatürkçü ve aydın bir kimse olduğumu” (Bak. T.C. Gaziantep Sorgu Hakimliği, E. 962/25, K.962/104) Var mı mahkeme kararı ile “Atatürkçü ve Aydın” olan benim gibi ikinci bir kişi... Arapların önderinin ardına düşer mi Atatürkçü ve Aydın olan bir kişi... Biri ilhamını yerden alır biri ilhamını gökten. Hem Atatürkçü hem de Muhammetçi olamaz zerre kadar düşünen...
Eğer bir adam, hem Atatürkçüyüm, hem de Muhammetçiyim diye söylerse söyleyen kişinin zoru vardır kafasından... Bu iki önderin arasında yüz seksen derece zıtlık vardır. İkisini de anlayıp ikisinin de ardına düşen insan kafayı oynatır... Bu nedenle toplum iki cami arasında kalmış beynamaza döndü. Ne gerektiği şekilde Muhammetçi ve ne de gerektiği şekilde Atatürkçü oldu...
6. “Sitenizde farklı bir şey varsa tavsiye edin.” diye çıkışıyorsun bir de... Farklı bir şey olmasaydı senin ilgini çeker mi idim böyle? Hiç Tanrı’nın tanımını benim gibi yapan biri ile karşılaştın mı söyle...
Elbette farklı şeyler söylüyorum. Beş bin yıldan bu yana kimsenin a söylemediklerini söylüyorum. Hiç sen gördün mü? “Tanrı madde olarak yoktur, mâna olarak vardır.Varlık olarak yoktur, kavram olarak vardır. Ruh olarak yoktur, simge olarak vardır. Somut olarak yoktur, soyut olarak vardır. Kişi (zat) olarak yoktur, nitelik (sıfat) olarak vardır!” diyeni.
Böyle bir tanım yaptıktan sonra şu sözleri ekleyeni: “Bu tanıma göre Peygamber gönderen, kitap indiren bir Tanrı yoktur. Bütün bunlar din ve edebiyat literatüründe simgesel terimlerdir. Tanrı ve Din ilmi ile ilgilenenler öncelikle bunları bilmelidir.” diyen ikinci bir babayiğidi...
Bu günlerde Akşam gazetesinde, Rıza Zelyut’un kaleminden Hacı Bektaş Veli’nin yaşamı tefrika edilmektedir. Tefrika da şöyle denilmektedir: “Tanrı’ya ulaşanların en üstünü” Taraftarları böyle tanırlarmış kendisini. Tanrı’ya ulaşmak ne demektir? Afrika’da, Avustralya’ da, yıldızlarda, ayda değil ki gitti, gördü geldi diyesin...
Dediğim gibi bu bir simgesel terimdir. Bu terim şöyle çözümlenmelidir. Doğruluk, dürüstlük, güzellik, iyilik, insanlara hizmet, hürmet, bilgi sahibi erdemli bir kişi, kimseyi incitmeyen, 72 milleti bir gören , kendisi gibi düşünmeyenleri hidayete davet etmeyen, kimseye sen bizi yoktan var eden Allah’a niçin inanmıyorsun diye seslenmeyen kişi ki bunların hepsi bütün insanlıkça kabul gören genel doğrulardır, üstün değerlerdir ve yüce kavramlardır. Bütün bu üstün değerler, genel doğrular, yüce kavramlar Tanrı diye nitelendirilir...
Yaşamında bu kavramları benimseyen ve özümseyen, şahsında uygulayan ve bunlara sahip çıkan kişiye Tanrı’nın velisi denir. Dikkat ederseniz Velinin Tanrısı denmiyor. Tanrı’nın velisi deniyor... Veli ne demek? Osmanlıca-Türkçe sözlüğe bakıp söylemek gerek. Veli, küçük çocuklara sahip çıkan ve onları koruyandır. İşte burada veli-Türkçe’si ermiş: Tanrı’yı; yani yukarda saydığım genel doğruları, üstün değerleri, yüce kavramları yaşamına uygulayan ve bu yüce kavramları koruyan kişi...
İnsanlar, Tanrı yolunda gittikçe yücelir. İşte bunun gibi sen Tanrı’yı; yani, genel doğruları, üstün değerleri, yüce kavramları korumalısın ki Tanrı da seni koruya...
Tanrı’yı bilmeyen ve Tanrı’yı korumayan insana Tanrı yardım etmez. Öyle namaz kılmakla, oruç tutmakla, haçça gitmekle, cihada girmekle Tanrı’ya hizmet edilmez. Tanrı, bu tür tapınmayla oyalananlara yardım etmez. Örnek mi istersin öyle ise şu haberi birlikte okuyalım: “Guantanamo’da intihar teşebbüsü: Bu üstte tutsak olarak bulunan Taliban ve El Kaide üyelerinden 30’unun intihara teşebbüs ettiği ortaya çıktı.” (Bak. Akşam gazetesi, 16.8.2002)
Zavallı Taliban ve El Kaide üyeleri Kuran’daki şu buyruk gereği gitmişlerdi. Amerika’daki İkiz Kuleleri yerle bir etmişlerdi... Üç dakikada üç bin kişiyi betona gömmüşlerdi: “Kitap verilenlerden, Allah’a âhiret gününe inanmayan , Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.” (K. 9./29).
Oysa bu adamların dinlerine göre intihar etmek en büyük günahlardan biri idi. Bu inançta olan insanlar niçin intihara teşebbüs etmemeli idi... Baktılar ki Tanrı kendilerini kurtarmıyor, bunu anlar anlamaz da intihar yoluna gidiyor. Bunun nedeni Tanrı’yı bilmemeleridir, Tanrı’yı bilselerdi yardım ederdi. Kaldı ki Tanrı’yı zerre kadar tanımış olsalardı o kampa düşmezlerdi... Hiç sen gördün mü böyle diyen ikinci bir babayiğidi. Biliyorum kendi kendime ikinci kere babayiğit dediğimi...
Bir de şöyle diyorsun bana:
Şimdi gelelim 13.6.2002 tarihli mektubuna:
7. “Aynı şekilde, kâinatta da, aslolan ibdadır. Kâinat, her an yoktan, hiçten, yeniden yeniye yaratılır.” diyorsun bana. Ama bilim böyle demiyor bu yaratılış konusunda. “Hiç madde yoktan var olamaz, var olan da yok olamaz!” diyor bu konuda (Maddenin sakınımı yasası).
Evet evrende bir ibda (yeniden yeniye yaratmak) ve inşa (tekamül-gelişme) vardır. H. Balta evrendeki bu oluşuma hayran olmaktadır. Öyle ki bu oluş ve gelişim ve değişim bir Tanrı’yı şöyle bırak binlerce Tanrı’nın yapacağı bir iş değildir, demektedir...
Hadi diyelim dediğiniz anlamda bir Tanrı var. Varsa var bunun bana ne zararı var. Buna bir sözüm yok ama şu tümcelere (ayetlere) sözüm çok:
Hiç bir Tanrı, hırsızın elini kesin der mi? Bir katilin boynunu vurun der mi? Öyleyse şu güncel haberi okuyalım. Okuyalım da aklımızı başımıza toplayalım: “Suudi Arabistan’da hırsızın elini, katilin başını kestiler.” Gözcü ve15.8.2002 tarihli gazeteler.
Hiç Tanrı zina yapan kadını taşlayarak öldürün der mi? Şu haberler karşısında düşünülmeli değil mi? “Katsina eyaletinde (Afrika) Emine Laval adlı bir kadın, boşandıktan sonra doğum yaptığını itiraf edince recm cezasına çarptırıldı. Daha önce de Nijeryalı bir kadın çarptırılmıştı... Bak. 26.3.2002 tarihli Sabah gazetesi.
Yine Tanrı üç kere boşanan ailelerin yeniden birleşmesi halinde Hülle koşulu kor mu? Hiç Tanrı köleliliği meşru bir kurum olarak görür mü? Karınızı hafifçe de olsa dövün der mi? Kadınlar sizin tarlanızdır tarlanıza dilediğiniz gibi girebilirsiniz der mi? Humeyni bu tümceyi nasıl yorumlamış öğrenmek isterseniz Uğur Dündar’ ile Zekeriya Beyaz’a sorabilirsiniz. Bir de İbda-C’nin Ak-Zuhur adlı dergisini okumalısınız..
Kısasa kısas der mi? Hiç
Suç işleyenin kırbaçlayarak onurunu kırın der mi? Bak şu habere bir kere: “Suudi Arabistan’da kadınlara laf atan 12 gencin cezası halkın önünde kırbaç vuruldu 15 kere.” (Damga,12.8.2002)
Bütün bu tür cezalan İnsan Hakları Evrensel Bildirisine aykırıdır. İnsanlar; bırakın idam cezasını, kırbaç cezasını bile insan onuruna aykırı bulmuştur. Bu nedenle Yurdumuzda 232-234 Kuran hükmü laik devlet tarafından uygulanmamaktadır... Kafir dediklerimiz de, idamı kaldırmazsanız sizi Avrupa Birliğimize almayız demektedir.
Ha, Tanrı böyle der diyebilirsin... Böyle düşünen bir kişiye H. Balta ne desin? Bu sizin inancınız... Ama ben böyle bir Tanrı’ya inanmaktansa kafir olmaya razıyım...
Son mektubunda bana Zafer dergisinden iki makale göndermişsin oku diye. Gönderdiğin o yazılar benim seviyedeki kişilerin okumaması gereken yazılardır. Siz liseyi, fakülteyi bitirmiş bir kişiye ana okulundaki çocukların okuyacağı yazılar gönderiyorsunuz. Hem de bu yazıları Sitene al diyorsunuz. Bana gönderilen yazıları süzgeçten geçirmeden Siteme alırsam, bulamam Sitemi okuyan, inceleyen...
Bana ne kadar yazarsan yaz, ben yanıtlanması gerekenleri yanıtlarım.
İncil’de bir tümce var. Orada şöyle yazar: “Gelin kimin ise güvey odur” (İn. Yuh. 3/29). Bir güveyi gelini bölüşmek ister mi? Bu demektir ki Tanrı’ya erişen kişi onu kimse ile bölüşmek istemez. Kendi derdine düşer başkasının yalanını-yanlışını görmez... Kim Tanrı’ya erişmişse mutlu odur. Mutlu olanlar cennette sayılır. H. Balta Tanrı’ya bulmuş olduğu için mutludur. Dünyada Tanrı’ya erişmek gibi bir mutluluk yoktur...
Milyarlarca Müslüman var şu dünyada. Bu Müslümanlar Müslümanlığından mutlu olacağına herkesi çağırmak istiyorlar Müslümanlığa... Herkes dini bölüşmek için yarışıyor da kimse yanaşmıyor servetini paylaşmaya... Oysa kitaplarında: “İhtiyacınızdan fazlasını dağıtınız!”( K. 2/219, 3/92, 104/2) der Müslümanlara....
Demek ki insanlara göre servetleri dinlerinden daha değerlidir. Servetini dininden daha değerli görenler insan bile değildir... Böyle bir kişiye örnek mi istersin? İşte ben somut bir örneğim. Hiçbir zaman düşüncelerimi çocuklarıma bile kabul ettirmek istemedim. Ama baba annemden bana kalan trilyonluk mirası dört kızıma verdim. Ayrıca sizlerce Kafir sayılan bu H. Balta; her ay elime geçen paranın en az yüzde 10 ile 15’ini yoksullara vermiştir, vermektedir... Ben deli miyim? Niçin bu yola gittim? Söyleyeyim: Tanrı ve Din bilgisi bunu gerektirir... Çocuklarım, terekemi bölüşmek için benim ölümümü beklemelidir...
Bir bana bak; bir de 27 kere Haçça gidip geldiği halde nakit olarak 150 kilo altın biriktiren Erbakan ile Müslümanların kralı Fahd’ın yaptığına bak!
“BİZE DE BEKLERİZ: 3 ay boyunca İşviçre’de kalan Fahd ailesi günde 5 trilyon lira harcadı. Kral, kendisine ait göl kenarındaki malikanede kalırken, maiyetindeki 400 kişi neredeyse Cenevre’deki lüks otelleri kapattı. Fahd ailesine ait uçakların tutulduğu hangarların günlüğü 10 bin dolardı. Otomobil kiralamak için ise günde 3 bin dolar ödediler.!” (Haberin tamamı için, bakınız 16 Ağustos 2002 tarihli gazeteler. Ben bu haberi Akşam’dan aldım...) İşte bu kral da Erbakan gibi Müslüman... Gitsin, gitsin Mekke-Medine’ye haç için Müslümanlar... Tanrı ibadet ettiklerini sansınlar... Kendileri sayesinde bir güzel eğleniyor krallar...
8. “vefat ederken ahirette bir su kırbası, bir yemek kabı ve bir döşekten oluşan malının hesabını nasıl vereceğini düşünerek ağlayan” birinden söz ediyorsunuz bir de.. Kim bu, mal varlığı için ağlayan? İslam Peygamberi mi, Sahabeler mi? Eğer sahabelerse, Sahabelerin servetine ilişkin örnek vermek istiyorum:
Zübey: Zübeyr’in sahip olduğu evler dışında,elli bin dinarı, 1000 cariyesi ve yüz atı vardı.
Talha bin Ubeydullah bin Avf: Avf’ın 100 at, 1000 deve, 10 000 koyunu vardı. O öldüğünde, nakit olarak 336.000 altın dinarı bırakmıştı. , 1000 cariyesi.
Zeyd bin Sabit: Sabit’in terekesinden 100 000 altın dinarı bulunan mallar ve köyler dışında, kazmalarla kırılabilen altın ve gümüş külçeler çıkmıştır...
Ya’la bin Münebbih: Münebbih terekesinde, 500 000 dinar değerinde alacak (500.00 dinar alacak bırakan Ya’la büük bir olasılıkla tefecilikle de uğramaktadır. Çünkü bu kadar yüksek alacağı başka türlü açıklamak zordur. Dipnot)taşınmaz mallar, ve değeri 100 000 dinar eden taşınır mallar bulunmaktadır. (Şeriat Nedir, Demokrasi ile Bağdaşır mı? Şakir Keçeli, Ardıç Yayınları, 1. Baskı. 1997, s. 103)
Şimdi insaf ile düşünelim, bu sahabeler bu kadar servet sahibi olurken Ali ile Muhammed bakıp durdular mı?
Acaba ganimetlerden İslam Peygamberi’nin payına düşen ne kadardır? Hareminde bulunan 27 kadın ve bir o kadar cariyeler de mi bir kırbadan su içti? Bir yemek kabından mı yemek yedi? Bunların hepsi bir döşekte mi yattı?
Meşhur Camel (Deve) savaşı niçin oldu? Ayşe ve Ali taraftarları sahabeler birbirlerini niçin öldürdü? Bu savaşta ölen Sahabelerin yüzlerce olduğu söylenir... Hadi bu savaşın nedenini söyleyeyim. Ebubekir, “Peygamberin mirası olmaz!” diye Muhammed’in terekesini hazineye katmak isteyince kıyamet koptu. Bir hırka, bir kırba, bir döşek serveti olanlar birbirlerine girdi. Kavganın başlıca nedeni Muhammed’e ait Fedek hurmalığı idi. Yazılanlara göre bu Fedek hurmalığının Adana ilimiz kadar olduğu söylenir...
İşte sana kimseden alamayacağın Tanrı ve din bilgisi. Tanrı ve Din bilgisine erişmek istersen oku Sitemi... Kimse sana böyle açık açık söylemez gerçekleri...
Şimdi kal sağlıcakla... Benim gibi zamanı ve gücü kalmamış kişiyi, sık sık yanıt ver diye sıkıştırma... Yanıt vermek zorunluluğu yoktur hiçbir yasada...
Şimdi kal sağlıcakla, saygılar sevgiler sana...
Av. Hayri Balta. 16.8.2002
X
Zinanın, hırsızlığın cezasını bu tür eğilimleri olanlar dert etsin.
Külli-cüz'i irade konusunu da külliyen yanlış
biliyorsunuz. Yanlışlarınız
her şeyi bilirim, en iyisini bilirim kibrinden kaynaklanıyor.
Bu yanlışınız anlamınızı/anlamlandırmanızı güçleştiriyor. ALLAH (C.C.) kibirden kurtulmanızı nasip etsin.
Av. A. Serhat Kaya, 19.8.2002
+
Sayın Av. A. Serhat Kaya,
İyi niyetiniz için "Amin!" diyebilirim ancak...
Yeniden saygı, sevgi...
Kalınız sağlıcakla,
Av. Hayri Balta, 19.8.2002
x
Ubeyd,
"Allah hidayet nasip eylesin mahşer günü görüşmek üzere"
Ubeyd, 3.8.2002
+
Sayın Ubeyd,
Adını, soyadını yazmadığın için dedim böyle.
Saygı, sevgi adını-sanını bilmesem de...
Söyle de şu Allah'ın "Hidayet nasip eylesin!"
bize...
Sahi senin adın-soyadın yok mu?
Var da söylemeye korktun mu?
Biliyorum; "Allah'tan başka kimseden korkmam!" dersin...
Öyleyse adını, sanını niçin gizlersin?...
Korkma bizler kinci değil dinciyiz...
Bizim gibi düşünüp inanmayanlara;
Şu kâfir, şu müşrik, şu mürtet demeyiz...
Ayrıca biz "Mümin müminin kardeşidir" de demeyiz.
Biz, bütün insanlar, dini ne olursa olsun, kardeştir deriz...
Rab, alemlerin Rab'bidir, deriz bir de...
Şu mümin, şu kâfir şu müşrik diye
Bizim gibi düşünüp inanmayanları öldürün demeyiz birbirimize...
"allah hidayet nasib eylesin" diyorsun bana bir de.
Allah'ın dilemezse Hayri Balta nasıl ersin Hidayete ?..
Kitabında şöyle der Allah'ın: "Ey Muhammet! Rabbin dileseydi, yeryüzünde
bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın!" (K. 10/99)
Peki, Allah'ının "...hidayet nasip eylemediği"
kişiye niçin hidayet istersin!
Allah senin emir kulun mu ki, isteğini yerine getirsin?...
Kitabında şöyle der Allah'ın demiştim az yukarda.
Şimdi izin ver; burada geçen, "Allah" kavramının
ne anlama geldiğini
anlatmama...
Burada geçen Allah kavramından murat şudur:
Buradaki Allah; Muhammed'in aklı, öngörüsü, sağduyusudur...
Hem şunu da unutma ki Muhammed'in aklı, öngörüsü, sağduyusu;
Olaylar geliştikçe, koşullar değiştikçe değişir durur doğrusu...
Yoksa öyle bilinmeyen bir yerde Allah denilen bir varlık yoktur.
Olmayan bir varlığın Peygamber göndermesinde,
kitap indirmesinde mantık
yoktur...
Bu olgular yalan değildir. Ezoterik (Batınî) anlamda Allah vardır.
Başkasına "hidayet" dileyenler önce bunları anlamalıdır...
Allah'ı bilmeden nasıl kulluk edilir?
Öncelikle bir insan Allah'ın ne olduğunu bilmelidir...
Bir de diyorsun ki bana: "mahser gunu gorusmek uzere"
Söyle bana mahşer günü nasıl görüşeceğiz seninle...
Adını verseydin hiç olmazsa adınla arardım seni..
Adımı bildiğine göre sen mi arayacaksın mahşerde beni...
Bir de şu takılır aklıma. Sen Müslüman olduğun için doğru Cennete...
Bense Allahsız, dinsiz, imansız olduğum için doğru Cehenneme...
Sen Cennet'te; ben Cehennem'de, nasıl buluşacağız söylesene?..
Bak bir de şöyle diyor: Muhammed'in aklı, sağduyusu, öngörüsü:
"Allah dileseydi puta tapmazlardı. Seni onlara koruyucu yapmadık,onların vekili de değilsin!" (6/107)
Şimdi soruyorum sana; Allah'ın dilemediğini, sen nasıl dilersin...
Bir şey diyeyim mi sana; benim gibi anlaşılmaz biriyle adamla uğraşacağına...
Gidip uğraşsana büyük şeytanlardan Afganistan'ı bombalayan, Irak'ı bombalayacak olan Amerikalılarla,
Gidip kafa tutsana: Filistin'deki bebelerin
göğsüne kurşun dolduran
İsrail' e,
Çeçenistan'a bağımsızlık isteyenlere kan kusturan Allahsız komünistlere...
Sana ne benden? Sen sorumlusun kendinden...
Önce kurtul şu şeytan denilen nefs-i emareden...
Sen beni erdireceğine hidayete;
Sen kendini erdirsene hidayete.
Şimdi aldın mı alacağını,
Bir daha sataşırsan alırsın kalanını...
Hem unutma yazdıkların, yazacakların,
Benim sana yazdıklarım,
Yer alacaktır Sitem'de..
Ve de kitap olarak bastırılacak ilerde...
Demek istiyorum ki nefs-i emmare'ne (Şeytana) uyma...
Şeytana uyarak beni doğru yola getirmeye uğraşma...
Nefsini temizleyen kurtulmuştur.
Nefsini temizleyemeyen başkasına atıp tutmuştur.
Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa...
Bana iyilikle yaklaşırsan Tanrı bilgisi veririm sana...
Daha ne diyeyim, şimdi kal sağlıcakla,
Yine de saygılar sevgiler sana..
Av. Hayri Balta
+
Hayri,
Uğraşmak istesek iki kelime yazmaz idik. ...eylesin - se-sa istek kipi emir değil. Mahşer günü dünyada hesabi olan herkes görüşecek-tanışacaktır ki resulallah (sav) böyle buyurmuştur.kafirlerin tüm önde gidenlerini herkes görecek lanet edecektir. Onun tarafında olanlar bile ona lanet edecektir.
Sen merak etme iste bu yüzden biz seni buluruz mahşer günü. Sizin dinsizliğiniz size bizim dinimiz bizedir.artık bizim yolumuz sizinkinden ayrıdır ve biz o vaat edilen günü bekleriz.sizde bizimle bek yenlerdensiniz.
Ubeyd,6.8.2002
+
Sayın Ubeyd,
Aynı tümcenin devamı: "Kim doğru yola gelirse
ancak kendi lehine yola
gelmiş der ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır.
Kimse kimsenin günahını Önce saygı, sevgi selam,
Saygı ile, sevgi ile, selam ile başlamalı
mektubuna bir adam...
Hem görüşmek üzere diyorsun,
Bırak saygıyı, sevgiyi,
Bir selamı bile çok görüyorsun...
Damdan düşer gibi demişsin Hayri,
Sanki benim amirim, büyüğüm, mürşidim, şefimmişsin gibi...
Adam hiç olmazsa başlar mektubuna: Bay, Sayın, Bey, efendi diye,
Esirgemişsin bütün bunlardan beni yine..
Hayri demişsin damdan düşermiş gibi güzelce...
Mektubunda bana öfkelendiğin belli...
Öfkelenmene karşın bozmamışsın edebini...
Bu nedenle beğendim seni...
"uğraşmak istesek iki kelime yazmaz idik" demişsin,
Öyle anlaşılıyor ki arkadaşların da var, tek başına değilsin?..
Fark etmez benim için, ister tek başına ol, ister çok...
Bende kimseyi aşağılayıp suçlama yok...
Demişsin: "Kafirlerin tüm önde gidenlerini herkes görecek"
Bana söyleyebilir misin kâfir ne demek?..
Sen merak etme, biz seni buluruz diyorsun mahşer de.
Ölüler değil yalnız diriler buluşur mahşerde...
Mahşer de Tanrı bilgisine erenler içindir.
Ölülerin dirildiğin de kendi kendini hesaba çekmesidir.
Unutma;"Allah ölülerin değil dirilerin Allah'ıdır." (İn. Mat. 22/32)
İnsan önce ölüyü ve diriyi tanımalıdır.
Mahşer demek ölünün (kötü eylemde bulunanın) Kötülüğe ölerek dirilmesi (Kötü eylemleri terk ederek, iyi eyleme yönelmesi) Ki, bu oluşumlara; İsevi deyimle Yeniden Doğmak, İslam-î söylemle ölmeden önce ölmek denir,
Bu, kötülüğe ölen insanın ölü iken yaptıklarını
gözlerinin önüne
getirmesidir...
Ölmeden önce ölen yada yeniden doğan insan,
Diridir, Kötü eylem yapmaktan korkan insan...
Diriler: Geçmişte yaptıklarından vicdan azabı çekerek utanç duyar,
Öz nefsini yargılayarak, ben bunları nasıl
yapmışım diye, kendi
kendisini ayıplar...
İşte Cehennem ateşi dedikleri bu oluşumdur...
İnsanın vicdan azabı çekerek yanıp kavrulmasıdır...
İşte bu oluşuma kıyametin kopması mahşer günü denir.
Tanrı bilgisi olmayan bu gizleri nasıl bilir?
Bu olgu Kuran'da şöyle dile getirilir:
"Kitabını oku, bu gün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin." (17/14)
Hala Hayri Balta'ya "tüm kâfirlerin önde gidenlerinden biri..." der misin?çekmez " (17/15)der...
"se-sa istek kipi emir degil" demişsin bir de,
Ben de zaten istek kipi alarak yanıt vermiştim size...
Demiştim: Söyle de şu Allah'ın "Hidayet nasip eylesin!" bize...
Eğer emir kipi olarak almış olsaydım,
Bu yetkiyi kim verdi size diye sorardım...
İşte arayış içindeki arkadaş,
Benimle görüşmeyi sürdürürsen,
Tanrı ve Din bilgisine erersin yavaş yavaş...
Bütün bu söylediklerim "Hikmetlilerden ve akıllılardan gizlenmiştir!" (İn. Mat. 11/25)
Tanrı ve din bilgisinden habersizler bu gizleri bilenlere kâfir, dinsiz demiştir...
Kâfir, dinsiz deseler kabul de; Allah, din, iman aşkına onları öldürmüşlerdir...
Bunların ileri gelenleri; M. Arabi, Hallaç-ı Mansur, Nesimi gibileridir...
Yine görüştük, söyleştik sizinle...
Yalan yanlış varsa sözlerimde,
Bilelim doğrusunu söyle de...
Şimdi kal sağlıcakla,
Yeniden saygı, sevgi, selam sana...
Av. Hayri Balta, 7.8.2002
+
Selam Hayri,
Biz dedik çünkü ben kelimesinin bencilliğini sevmeyiz. Kelime oyunları yaparak güzel cümleler yazarak insanoğlunu ve bizi kandırabilirsin. Ama Allah (cc)'i kandıramazsın.şiirin de güzel sözün de en iyisini söyleyen Allah(cc)'dır. Kusura bakma ama o kadar karışık ve çelişkili yazıyorsunuz ki hepsine cevap verip de ilk emailimizde dediğimiz gibi sizinle vakit kaybetmemiz yanlış olur.kalbi Allah(cc)'a yakın ve İslam’a sıcak insanlara vakit ayırmanız daha doğru olacaktır. Kafir kelimesinin Arapça çözümünden başlayıp anlatmamıza gerek yok.
Kafir : Allah(cc)'nine indirdiği kur'an-i kerim'i ve onun içerisinden bir kelimeyi bir harfi dahi inkar eden kabul etmeyen,onun resulü Muhammed (as)'i inkar eden kişidir. ( örnek= Süleyman Demirel kuran'i kerimin içindeki 230 küsur ayetin geçerliliğini yitirdiğini ve günümüz normlarını yitirdiğiniz söylemiştir ) Allah(cc) size hidayet nasip eylesin çünkü cumhuriyet eğitimi bu nesli kafası karışık oradan oraya çarparak yeryüzünde dolasan et yığınları haline getirdi.ta ki onların içinden Allah(cc) yolundan sapmayanlar hariç.tavsiyem gerçek müminlerin yazdığı kitapları ve tefsirleri okumanız.en azından bizim yaptığımız gibi her iki tarafı da okumuş değerlendirmiş olursunuz.(önyargıyla değil tabii ki) Allah(cc)'a imanın önemli göstergeleri sürekli olan ibadetleri yerine getirmek ve resulallah (sav)'in gösterdiklerine koşulsuz uymaktır.
Peygamberi Zişan efendimiz aleyhisselam "bana size öğrettiğim ve gösterdiğim şeyler hakkında çok soru sormayın.sizden önce gelmiş nice kavimler dinlerini, peygamberlerini tartışarak sorgulayarak onları inkar noktasına gelmişler ve helak olmuşlardır" buyurmuştur.
Bu yüzden imanın en güzeli itiraz etmeden sorgulamadan iman etmektir.ama insan nefsi buna elvermez ta ki sorgulaya sorgulaya ya Allah'(cc)'a ulaşır yada sapıtır.gereksiz meselelere takılır ve yanlış yollara girince doğru yola giremez.taki Allah'(cc)'a ona hidayet nasip etsin.
Mahşer günü ve yaşanacakları biz sadece kuran ve hadisler ışığında belirtildiği ölçülerde bilebiliriz.fazla bildiğini söyleyen ancak yalan söyler, uydurur.
Mahser - ahiren konusunda söyledikleriniz İslam akidesinde olmayan şeylerdir.siz bunlar bana ulaştı yada ben bunları kendim öğrendim kazandım diyorsanız, size sadece ilk söylediğimizi söyleriz... Allah hidayet nasip eylesin...
Selam ve dua ile,
Ubeyd, 23.8.2002
+
Sayın Ubeyd,
Yine saygı, yine sevgi, yine selam...
Artık kafir Müslim ayrımını bırakmalı insan...
"O dileseydi, hepimizi doğru yola eriştirirdi." (K. 6/149) demiştir Allah'ınız,
Allah'ınız dilemezse nasıl doğru yola erişir Hayri Balta'nız...
O Allah'ın ki Peygamberine: "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi iman ederlerdi.
Öyle iken insanları, inanmaya sen mi zorlayacaksın?" (K. 10/99) derdi....
Daha bu türden yüzlerce tümce var. Dileseydi diye başlayan tümcelere bakmanda yarar var...
Ama ne var ki; Hayri Balta'nın, hepsini yazmaya ne gücü var, ne de zamanı var...
Ama O'nun Peygamberi O'nu dinlemedi:
"İnsanlar Lailahe illallah deyinceye kadar onlarla cihada memur oldum, simdi her kim 'Allah'tan başka ilah oktur' derse canını ve malını benden korumuş olur." dedi... (Bkz. Sahih-i Müslim. Ist.1401.C.1.s 51-52, Had. no. 32 ve Imam Suyuti, mütevatir hadisler, Ank. 1992, s.30-31, Had. No.4).
Evvel Allah dediği gibi de yaptı,
Müslüman olmayanlara karşı cihat açtı.
İslam'ın kılıcını Batı'dan Doğu'ya, Güney'den Kuzeye çaldı da çaldı...
Damadı Ali'nin kılıcı iki çataldı, her iki ucundan da kan damlardı...
İsterim simdi de şu tümcelere dikkat etmeni:
Merhamet ve şefkat timsali Allah, hiç böyle der mi?
"Kafirlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun" (K. Muhammed. 47/4 ve yine Enfal. 8/12)
Ne olur artık şu boyun vurmayı çağ dışı bulun...
"Kitap verilenlerden, Allah'a, ahret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın." (K. Tevbe, 9/29).
Bak, birbirine zıt bu tümceler, İslam'ın temel kitabındadır...
"Şiirin de, güzel sözün de en iyisini söyleyen Allah (cc)" hangi Allah'tır?..
Bir de: "Kuran ve Hadisler ışığında belirtildiği ölçülerde bilebiliriz." demişsin mektubunda,
İşte Hadislerin ve Kuran'ın belirttikleri birbirine ters buyruklar yukarda..
Yine: "imanın en güzeli itiraz etmeden sorgulamadan iman etmektir." Dersin bana;.
Simdi Allah rızası (Sağduyu ve insaf ölçüleri...) için yanıt ver bana...
Sorgulamadan nasıl iman edeyim yukarıda anlatılanlara...
İnanmadan sorgulayacaksak Doğa (Tanrı) niçin vermiş bu aklı insanlara...
İnsan isin içinden nasıl çıkabilir zerre kadar aklı varsa...
Bak, Müslümanların yaşadığı bilgisizliğe, yoksulluğa, yoksunluğa,
Bir kavga-dövüş sürüp gidiyor nerede bir Müslüman topluluğu varsa...
"Kusura bakma ama o kadar karışık ve çelişkili yazıyorsunuz ki hepsine cevap verip de ilk e mailimizde dediğimiz gibi sizinle vakit kaybetmemiz yanlış olur." sözleri de benim için söylediğin sözlerdir.
Hangi sözlerim "karışık ve çelişkili" ise bana bildir... Ali'nin "Bana bir kelime öğretenin kölesi olurum!" dediği gibi,
H. B. de sana minnettarlığını bildirir...
+
Her ne kadar "...sizinle vakit kaybetmemiz yanlış olur." diyorsan da,
Anlaşılan o ki benimle vakit kaybetmen gidiyor hoşuna...
Unutma Ubeyd dostum, bende kin yoktur, nefret yoktur,
Hayri Balta sevgi ile doludur, sevgisizlik ve nefret şeytanın yoludur...
"Tanrı sevgidir, sevgide yasayan Tanrı'da yasar." (İn. 1.Yuh. 4/16)
Sevgi ile yasayan engelleri aşar...
İşte bir tomar Tanrı ve Din bilgisi daha sundum sana,
Bu bilgileri kafir-Müslim ayrımı yapanlardan duyamazsın asla,...
Bu size üçüncü mektubum Tanrı ve din bilgisiyle dolu..
Tanı, hiçbir zaman darda koymaz kendisini bilen kulunu...
Saygı, sevgi, selam sana,
Simdi kal sağlıcakla,
Av. Hayri Balta, 24.8.2002
x
Cinsellik
Geçtiğimiz günlerde e-mail topluluğumuz; biz Türklerin lideri Atatürk ile Arapların lideri Muhammed'in sünnetli mi sünnetsiz mi olduğunu konusunu tartışmaya başlamışlardı. Tartışmanın seviyesi düşer gibi olunca Suna - Öznur Gurkem arkadaşlar aşağıdaki şekilde müdahale etme gereğini duydular.
+
Arkadaşlar, her şey bitti simdi uğraşacak bu mu
kaldı. Gözünüzü seveyim
sizlerin uğraşacak daha güzel işleriniz yok mu? Tele vole kültüründen daha
bıkmadınız mı?
Suna - Öznur Gurkem, 20.7.2002
+
Teşekkürler Suna Hanim,
Yerinde bir müdahale...
Saygılarımla,
Av. Hayri Balta, 20.7.2002
+
Öyle demeyin Hayri bey biz hanımlar için daha önemli bir mevzu var mı?
S. A. 20.7.2002
+
S. A.'ın bu yanıtı üzerine görüşlerimi açıklama gereği duydum. İşte bu konuda düşüncelerim.
+
Sayın S. A.
Önce saygı, sevgi... Beni deşmek istediğin belli. Gerçekten siz hanımlar için, Sözünü ettiğin konu çok mu önemli? Siz Hanımlar için önemli olan hangisi? Adı geçenlerin sünnetli yada sünnetsiz olması mı? Yada erkeklerin sünnetlisi mi, sünnetsizi mi?
Öyle sanıyorum ki siz ikinci şık üzerinde duruyorsunuz, Edebiyattaki "kinâye" sanatını kullanıyorsunuz. Seks hastası kimi hanımların özlemlerini vurguluyorsunuz...
Bizimkilerden kimilerinin de aklı-fikri oradadır... Onlara göre: "Hepsinin adı bir, karanlıkta tadı birdir"
Bu özlemler seks hastası bay ve bayanın zaafıdır. Seks'siz olmaz ama; seks, sevgiye dayanmalıdır.
Bu meret, kabuklu yada kabuksuz mu olmalıdır? Kabuksuzu daha iyi ise, Doğa (Tanrı) kabuklu yaratacak kadar akılsız mıdır? Kabuksuzlarla yatıp kalkan Hıristiyan kadınları bizimkilere göre bahtsız mıdır?
İnsan dışındaki canlılara bak. Hepsini kabuklu
yaratmış, Hak (Doğa). Bu sünnet işi İbrahim'le başlamıştır. Kendisi sünnetsiz
olduğu halde oğlu İshak'ınkini kestirmiştir...
Böylece sünnet Yahudilerde gelenekleşmiştir.
Gelelim İsa'ya, İsa da Yahudi bir aileden dünyaya geldi ya... Sekizinci gün onu kini de kesip düşürdüler toprağa... Kendisininki kesik olduğu halde bir söz etmemiş bu konuda.
Kendisinden sonraki Havariler şöyle demiştir:
"Mesih İsa'da ne sünnetlilik ne de sünnetsizlik önemlidir. Ancak sevgi ile
yansıyan iyi davranışlar önemlidir." (İn. Gal. 5/6). Bu nedenle Hıristiyanlığa
göre sünnetli olup olmamak önemli değildir:
Önemli olan onun iş görmesidir...
Bu gelenek İslamiyet'e Yahudilikten geçmiştir. İslam Peygamberi Müşriklerden ayrılmak,Yahudileri kazanmak için bu yola gitmiştir. Öyle ki bu amaçla Yahudilerin Kıblesini bile Kıble edinmiştir. Baktı ki Yahudiler kendisine inanmıyor, arkasında düşmüyor... Kudüs'ü kıble kabul etmekten vazgeçmiştir...Bu kez de Yahudilere öfkelenerek Müşriklerin Kabe'sini Kabe olarak seçmiştir. .
Ne var ki sünnetten vazgeçmek için iş işten geçmiştir. Çünkü Tanrı'nın emri diye çıkıntıların çıkıntıları şakır şakır kesilmiştir.