TABULARA, TALANA, YALANA 

 BALTA 

 

+

 IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA

 HAYIR!..

+

Sorumlusu: Av. Hayri BALTA

+

e-posta: hayri@bilgebalta.com

Site adresi: www.bilgebalta.com

+ 

SSS 3

(SEVENLER – SORANLAR – SÖVENLER)

 

İÇİNDEKİLER:

 

A:

Abidata. Adı Yok.

Altay.

Ata Kemal.

Ata Kemal Ve Fahri Ünlü Adlı  İki Küfürbaza...

Ayıp Oluyor Ama

B:

Başka Bir Kul.

Bir Diri’ye Övgü.

Bora Türkcan (Ala-Bora).

C:

Can Yüksel Karadağlı.

Ç:

Çetiner Çalış.

D:

Doğan Yeşil.

Duygu Hanım.

E:

E. K. Ergezer.

F:

Fahri Ünlü.

G:

Giriş.

Gökmen Coloğlu.

Güven.

H:

Hanibal.

Haşmet Özavcı.

Hede

I:

Intellektüel.

İ:

İlmen Yakîn-Aynel Yakîn-Hakk’el Yakîn.

İsa

K:

Kalpsiz Kalecik.

Kas Kafalara....

L:

Laiklik Dururken Arap Dinine Sarılanlara.

Levent Ertük.

M:

Mahmut Kesen.

Mam Hup Şaralop.

Mehmet.

Mehmet Peker.

Mehmet Teceren.

Melike. Müslim.

O:

Ocaklı. Osman Gazovalı.

Orkun.

R:

Recep Öztürk.

Ref.

Reformist.

S:

Salih Atsız.

Sap.

Sema Kahraman.

Serkan.

Suat Kocaman.

Suna - Öznur Gurkem.

T:

Tarık Kıyat .

Tayfun Özışık.

Türklerin Nasil Muslumanlastirildigi.

V:

Vay Namussuz Vay.

Y:

Yüzük.

Z:

Zeki Kentel.

 

X

Giriş: Bu serinin 1. cildi, 2002 yılının Temmuz ayında kitap olarak çıkmıştır. Ne var ki, satılması için verdiğim kitapçılardan on tane alan çıkmamıştır.

Bu cildin de satılamayacağı düşüncesiyle fotokopi olarak çoğaltılıp, isteyen olursa, onlara bedeli karşılığında verilecektir.

Gerek 1. ciltte ve gerekse bu ciltte dindarım diye ortaya çıkanların; Tanrı ve din bilgisi yoksunluğu nedeniyle saldırganlıklarını, cahilliklerini, densizliklerini, edepsizliklerini, küfürbazlıklarını göreceksiniz… Oysa bize İslam’ın barış, sevgi ve hoşgörü dini olduğu söylenir.

Hangi dünya görüşünün (ideolojinin); güzelim insanları böylesine densiz, edepsiz, küfürbaz ve saldırgan yapabileceğinin takdirini okuyucularıma bırakıyorum. Başka bir söz söylemeye de gerek duymuyorum.  

Av. Hayri Balta, 19 Mayıs 2004 

X

Mehmet,           

           İsmim Mehmet,

Sitenizi gördüm e-mail atmak istedim.

Ben bir Müslüman’ım. Eğer kabul ederseniz Allah ve İslam hakkında sizinle yazışmak istiyorum. Belki karşılıklı olarak bir şeyler öğrenebiliriz.

İlk sorumu sormak istiyorum. Kainat nasıl oluştu? Tesadüfen mi, yoksa o hep var mıydı (yani kainat ezeli mi)?

Cevaplarsanız sevinirim.

Saygılarıma,

Mehmet, 7 Mayıs 2001

*

Sayın Mehmet,

Önce saygı, sevgi...

Benim gibi aykırı bir görüş sahibine e-mail attığın için kutlarım seni.

Müslüman’ım diyorsun bana ne.

Hangi inançtan olursan ol, istersen inançsız ol ne geçer elime?

Senin inancın sana, benim inancım bana...

İnançlar bir giysi gibidir insana.

 

Beni yalnızca tutum ve davranışların ilgilendirir.

Kötü davranışların üzer, iyi davranışların sevindirir...

 

Doğru değil eğri isen, iyi değil kötü isen, güzel değil çirkin isen...

Akrepten, çıyandan, yılandan kaçar gibi kaçarım senden.

Beğenirim seni; doğru, dürüst, güzelsen...

 

Nerde bir güzel görsem taparım, nerde bir çirkin görsem kaçarım.

İster kafir say, ister Müslim... İşte budur dinim benim...

 

Önemli olan bilge ve olgun insan olmaktır.

Kendimizi geliştirerek iki günü bir olmamaktır.

Kim olursa olsun söylenene körü körüne inanmamaktır.

Safsatalara, hurafelere aldanmamaktır.

 

Amaç: İnsanın, her an kendisini yaratmasıdır.

Kimseye siz de böyle yapın diye dayatmamasıdır.

 

Şimdi gelelim ilk soruna.

“Kainat nasıl oluştu? Tesadüfen mi, yoksa hep var mıydı?

Yani ezeli mi?” diye sormuşsun bana...

 

Sorunun burasında benim de bir sorum olacak sana.

Önce sen söyle bana:

“Eğer Evreni yaratan biri varsa, O nasıl olmuş kendisini yaratan yoksa?”

 

Ben aklın yanında bilimin verilerine inanırım.

Gerisini büyük bir çok bilmişlik sayarım.

 

Bilim:“Hiçbir madde yoktan var olamaz, var olan da yok olamaz.”

(Maddenin sakınımı yasası, Lavezion) demiş.

Ama tüm Ruhçular: “Evreni yaratan Allah’tır!” demiş.

Görüldüğü gibi aklına takılan sorunun yanıtını kendisi vermiş.

Kendi verdiği yanıta bizlerin de inanmasını istemiş...

 

Ben onlar kadar bilgili ve bilgin değilim.

Ben haddimi bilirim. Allah yaratacak kadar zeki değilim.

 

“Eğer insanız diyorsak; doğru olanı yapmalı,

Dürüstlüğe değer verip, huzur içinde mutlulukla yaşamalı...

 

Saygılar, sevgiler sana.

Şimdi kal sağlıcakla...

 

Av. Hayri Balta. 8 Mayıs 2001

*

Merhaba,

Cevap verdiğiniz için sağ olun.

Yaratan dışında her şey yaratılmıştır. Eğer o da yaratılmış olsa zaten yaratıcı olamaz. Onun varlığı kendindendir. O var olmak için bir şeye ihtiyaç duymaz. Bu yaratıcı anlayışı kendi içinde çelişmiyor.

Evet bilimin dediği doğru; fakat, ilk olup yoktan var olmak şeklindedir. Allah her şeyi kanunlara bağladığı için bu kanun da vardır. Allah isterse değiştirir, kanunlar onu bağlamaz.

Bilim şu andaki olayları incelediği için bu kanun kullanılabilir. Madem hiçbir şey yoktan var olmaz; o zaman, madde ezeli anlamı çıkar... Halbu ki termodinamiğin 2. kanununa göre kainatta devamlı ısı alışverişi olmaktadır.

Madde ezeli olsaydı şu ana kadar dengeye ulaşmış olmalı idi.. Bu alışveriş hala sürdüğüne göre madde sonradan olmuştur.

İslam bilimle çatışmaz.

İyi günler.

Mehmet, 11 Mayıs 2001

*

Sayın Adsız Mehmet,

Mektubunu aldım, yanıtlamalıyım elbet.

 

“Yaratan dışında her şey yaratılmıştır.

Eğer o yaratılmış olsa idi zaten yaratan olmazdı.” diyorsun.

Bu yargına beni inandırmak istiyorsun.

 

O Yaratan dediğin hiç kendini gösterdi mi?

İşte ben buradayım, gel, gör beni dedi mi?

Senin yargın doğru da benim yargım eğri mi?

 

Hiç olmazsa ben bilimin verilerine dayanıyorum.

Senin gibi kendim çalıp kendim oynamıyorum.

 

Sen öyle dersin;

ben de: “Madde dışında her şey yaratılmamıştır. 

Eğer madde de yaratılmış olsaydı zaten madde olmazdı.” dersem ne dersin?

 

Sana göre yaratan; ne bilinir, ne görülür,

Kötüleri cezalandırırım diye korkutur.

 

Bana göre beni yaratan Doğa (madde) hem görülür, hem bilinir.

Doğada bütün canlılar hem sever, hem sevilir, hem de sevişir.

 

Hadi diyelim vardır; birdir, büyüktür, yücedir senin ki.

Yüce olan bize; niçin şunu yap, şunu yapma desin ki?

 

 

Bu yargın da yerinde değildir.  Doğa durmadan doğurup duruyor.

Doğurup durduğu için ona Doğa deniyor.

 

Doğanın simgesi “Meryem Anadır”

Erkeksiz doğuran Meryem Ana değil Doğa’dır...

Erkeksiz bir kadın nasıl doğurur?

Bu efsane, taa İbrahim Peygamber zamanından beri söylenir, durur.

 

Bir de diyorsun ki: “Allah her şeyi kanunlara bağladığı için bu kanunlar vardır.
Allah isterse bu kanunları değiştirir!”

Senini bu dediklerini ilk olarak İbrahim Peygamberce Firavun’a söylenmiştir:

“Benim Allah’ım, güneşi doğudan doğdurup batın batırır.

Bu Allah’ımın kanunudur.

Haydi sen Allah’san, güneşi doğudan değil de batıdan doğdur.” demiştir.

 

Böyle sorular bilimsel olmayan sorulardır.

Soranı güç durumda bırakır?

 

Örnek verelim, eğer Firavun, İbrahim’e:

“Yanılıyorsun ya İbrahim, güneşi doğudan doğdurup batıdan batıran benim.

Eğer senin Allah’ınsa, batıdan doğdurup, doğudan batırsın da görelim!”

Deseydi, İbrahim ne derdi? Savını nasıl belgelerdi?

 

Bir de “madde denge oluşturmamıştır” diyorsun.

Denge oluşmamışsa üzerinde durduğun dünya ile boşlukta nasıl durursun?

Ay, güneş, yıldızlar, binlerce gezegenler,

Bunları tutan mı var, niçin birbirlerine çarpmadan dönüp dursun.

 

Şimdi gelelim sor yargına: “İslam bilimle çelişmez diyorsun.”

Bilimin: “Hiçbir madde yoktan var olamaz, var olan da yok olamaz!”

Dediğini; bilmezden, duymazdan, görmezden geliyorsun...

 

Hatırın kalmasın bir örnek daha vereyim.

İslam: “Meryem Ana erkeksiz doğurmuştur İsa’yı” der.

“Allah dilerse kadın erkeksiz de doğurabilir” der.

 

Bilim de der ki: “Erkeksiz kadın nasıl doğurabilir?”

İşte İslam’ın dediği, işte bilimin dediği...

Nasıl ileri sürülebilir bunların çelişmediği...

 

Bu konuda daha çok örneklerim vardır.

Ancak şu an zamanım dardır.

 

Ben, senin ve senin gibi inanların inancına karşı değilim.

Ben 6 bin yıldır insanlara söylenen yalanların

Allah'ın emri diye bizlere dayatılmasına karşı çıkan biriyim..

 

İşte böyle sayın Adsız Mehmet,

Sen sorarsan ben de yanıtlarım elbet.

 

Yeter ki sen Şeytan’ın tutsağı olma.

Yeter ki sen gerçeği ara.

Yeter ki şeytana uyarak

Senin gibi düşünüp inanmayanlara sövüp sayma.

 

Başarı dileklerimle saygılar, sevgiler sana.

Şimdi kal sağlıcakla…

Av. Hayri Balta. 16 Mayıs 2001.

+

Başka Bir Kul

Sayın Hayri Bey,

Öncelikle merhaba,

Ben yazınızı okudum da cevap göndermek istedim. Siz her şeyi simge olarak görüyorsunuz. Size gönderilen hikayeyi biliyorum. O hikayede simgeler kullanılmış. Fakat bu onların gerçekte olmadığını göstermez ki. Orada temsiller hakikatleri insanın daha rahatlaması içindir. Siz her şey simgelere dayandırıyorsunuz ama deliliniz yok. O sizin kendi kendinize icad etmiş olduğunuz bir sistem. Dayanağı yok...

Cennet, Cehennem niye simgeden ibaret olsun ki? Gerçekten olmamaları için bir sebep mi var?Ayrıca siz kendi varlığınızın gerçek olduğunu düşünüyorsunuz. Alahın varlığı en az sizin kadar gerçektir. Hatta sizin varlığınız hayalden ibaret olsa da Allah’ın vücudu zaruridir.

Her var olan için bir yapıcı vardır. Size gönderilen hikayenin alındığı kitapları okursanız düşünceleriniz değişebilir.

Fazla vaktim olmadığı için kusura bakmayın, gitmem lazım.

Herkese selamlar..

Başka bir kul. 19.7.2001

X

Reformist,

Hayırlı olsun... Çok güzel ve içerik açısından zengin bir site. Aziz dostum Hayri Balta'nın emeğini tebrik ediyor, sürekliliğini yürekten diliyorum.

Reformist, 19.12.2001

x

Mahmut Kesen,

en kısa zamanda cevaplarını e -mail adresime bekliyorum hb sayın demek içimden gelmiyor açık olmak gerekirse...

Mahmut Kesen, 14.4.2002

+

yorum yok!!

Mahmut Kesen, 15.4.2002

+

bir gün Mevlana Hazretleri yolda giderken bir Zerdüşt (ateşperest) ile karşılaşır ve hemen oracıkta önünü ilikler ve Zerdüşt’tün önünde saygıyla eğilir bunu gören öğrencisi

Mahmut, 20. 4.2002

+

"aman hocam siz ne yaptınız hocam bir Zerdüşt’ün önünde eğildiniz buda yetmezmiş gibi önünüzü iliklediniz" der bunun üzerine Mevlana Hazretleri:" evlat TEVAZU denen HASLETİ bir ateşperestte mi bıraksaydım"

Mahmut Kesen, 20 .4.2002

+

Sayın Mahmut Kesen,

a-mail adresinizi bildirirseniz size yanıt vereceğim.

Av.Hayri Balta, 20.4.2002

+

e-mail adresim : mahmitkesen@mynet.com

sayın Hayri Balta ve size şu "sayın" kelimesinde direnmemden dolayı özür dilerim size bu konu hakkında MEVLANA Hazretlerinden kısa bir hisse yazacağım.

Mahmut, 20.4.2002

+

e-mail adresimi verdim ve cevap bekliyorum şu soranlara sevenlere bölümünde masonlukla alakalı açıklamanızda kendinizi aydın olarak tanıtmışsınız insan kendisine yakıştırma yaparken hiç çekinmiyor değil mi; ama şunu bilin ki bir kişiye aydın yakıştırmasını ondan sonraki kuşak veya halk yapar saygılarla Sn Hayri Balta,

Mahmut Kesen, 21.4.2002

X

Sayın Hayri BALTA

Uzun zamandır sesiniz soluğunuz çıkmayınca bende merak ettim Şunu da belirteyim son yazımdır Peygamberine bile: "Ey Muhammet! Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez; Allah dilediğini doğru yola iletir. K. 2/272” diyor Allah'ın Peygamberine bile böyle derken sana ne oluyor orada?..” diye kurandan bir örnek veriyorsunuz

Evet Allah Kuranda inkarda ısrarcı olanlara karşı peygamberin onlara tebliğde ısrarlı tutumuna karşı böyle bir ayet indirmiştir Artık bende size ısrarcı değilim.

“Milyarda bir olasılık vermiyorsam da sen haklı çıktın diyelim senin dediğinle karşılaştım öte dünyada. O zaman diyemez miyim beni hesaba çekecek olana. Gözünüzü bana ayırtacağınıza; gidip ayırsanıza; Hindistan'da Maymuna, Öküze, İneğe, Putlara ve de erkeklerin üretim organına tapanlara. Çecenistan’da Müslümanları kırıp geçiren Ruslara, Filistin’de Müslümanları kırıp geçiren Yahudilere, Afganistan’da El Kaide üyesi Müslümanlarla Talibanları bombalayan Amerikalılara... Bir de kafa tutsana şu insanlığın yüzde doksanını yoksul koyanlara...

Ben ne yapmışım? Camiye gitmemişim, namaz kılmamışım, oruç tutmamışım, Hacca gitmemişim. Ama bunun yanında kimsenin sırtından geçinmemişim, emeğimin geliri ile dürüst bir yaşam sürdürmüşüm, kimsenin ırzına geçmemişim, kimseyi taciz etmemişim, nikahlı eşimin bile koynuna rızası olmadan girmemişim, elime geçenin yüzde onundan fazlasını her ay yoksullara vermişim ve de kimseye de sezdirmemişim.

Hortumculuk yapmamışım, milletimin yüzde 20'si açlıkla boğuşurken, yüzde kırkından fazlası yoksullukla yaşarken ben milletin vekili olarak beş milyar maaş almamışım... Söyle bana günah olan ne yapmamışım tapınma kurallarına uymamaktan başka.

Hem yazmıyor mu "Nefsini temizleyen kurtulmuştur, diyor Kuran’da” diyorsunuz, bilmiyorsanız söyleyeyim imansız amel olmaz sizde iman olmadıkça benim inancıma göre sonunuz cehennem çukurlarından bir çukurdur çünkü insanları azaptan kurtaracak olan tek din İslam dinidir.  Artık şunu anlayın ki bu durumda sizi büyük bir azap bekleyecektir. bunu nereden mi biliyorum sizin çokça araştırdığınız işinize gelmediği için inanmadığınız veya yaşınızın ilerlemesinden yada aklınızı kullanamamanızdan dolayı doğruluğunu göremeyecek hale geldiğiniz Kurandan biliyorum. “Gelin, yaratıcı olarak Allah’a inanın, Allah’tan başka ilahları yok sayın,”

“Hangi ilaha tapıyorsam göstersene bana. Hem taparsam taparım, ne gibi bir sorumluluk düşer bundan sana... Ben sana, sen de bana kefil değilsin ki!" diyorsun. Artık ne diyeyim size tabii ki ben size kefil değilim her koyun kendi bacağından asılır ben sadece bir uyarıcıyım o kadar Ve şimdi görevimi yapmış bulunmaktayım

"... Herkesten daha iyi tuzak Kuran"ın (Bak. Türkiye Diyanet Vakfı çevirisine, 3/54, Süleyman Ateş çevirisine, Yaşar Nuri Öztürk 3/54))

"Kendisine inanmayanlara eziyet ederek eziyetin şiddetini artırmak üzere derisini değiştirenin" (K. 4/56);

"suçluların çaprazlama ellerini ayaklarını kesenin" (K. 8/39),

"kendisine inanmayanlara erimiş maden suyu içirenin" (K.18/29)

"suçluların başına demir topuz vurarak kaynar su dökenin" (K. 22/19-22)

"inkar edenlerin boyunlarına demir halkalar vuranın" (K. 34/33)

"suçluların boyunlarına demir halkalar vurarak zincirlerle kaynar suya sürenin" (4/7074)

"suçlunun başına eziyet (azap) olsun diye kaynar su dökenin" (K.44/46-50)

"Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun (K. 47/4) diyenin ve daha neler nelerle insanları korkutarak imana getireceğini sananın peşine nasıl düşeceğiz? demişsin. İnsanları tuzakla, hile ile, işkence ile Cehennemle, ölümle korkutmak abesle iştigaldir. Bütün bunlar Allah'a, Peygambere ve dine yakışmayan uğraşlardır, diyorsunuz...”

Andolsun böyle giderseniz sizi de böyle bir son beklemektedir bu sonun sana ve senin gibi inkarcılara uygulanmasının nedeni seni yoktan var eden olan Allah’ın koymuş olduğu kurallara uymaman, seni yoktan var edeni tanımaman nedeniyledir. Bunun sonucunda da bu cezalar sizlere müstahaktır tıpkı devletlerin koymuş olduğu kurallara uyulmaması sonucunda cezalar uygulanması gibi değil mi

“Allah Afganlı Talibanları, Kafkaslardaki Müslüman Çeçenleri, Filistin'deki Müslüman Arapları kurtarmaya baksın.” demişsiniz onlar sen hiç endişelenme ebedi olarak kurtarılmış olanlardandır Çünkü Yaratıcı kendi koyduğu kurallara uyanlara bu uğurda çile çekmeyi BAŞARANLARA CENNETİ vaad ediyor VE ALLAH SÖZÜNDE DURANDIR sen onları düşünme kendini düşün

“Ben de akıl olduğuna göre, inanamam ben öyle her söylenene. Ben Cenneti de Cehennemi de yaşarken yaşarım. Beni vurup öldürebilirler ama beni korkutarak imana getirecek olana şaşarım... Ölüm korkusu ile Müslüman olmaktansa; ölümü de göze alarak inandığım gibi yaşamak daha iyi bana.” Diyorsunuz. CAHİL CESURDUR sizi tebrik ediyorum çook cesursunuz! Ha sakın şunu demeyesiniz 'o zaman her cesur cahildir'

Doğrusu maddenin sürekli var olduğuna ve var olacağına inanan maddeye tapan sizin gibi akıllılara şunu demek lazım Dünya kütlesi ve hacmiyle sınırları belli dünyanın yaşam kaynağı olan güneşinde kütlesi ve hacmi belli dolayısıyla güneşin sonsuz bir ısı ve ışık enerjisi olamaz.Öyle ya siz kapasitesi belli olan bir kaynaktan sonsuz bir enerji bekleyemezsiniz belki de beklersiniz ha ve buna da akılcılık dersiniz açıkça anlaşıldığı gibi dünyayı bir son bekliyor ha öyle ha böyle birazcık düşünebilsene güneş enerjisinin son bulması halinde nasıl canlılar yaşamını sürdürebilecek bundan önce herhangi bir son gelmemesi halinde bu son kaçınılmazdır

Ne o bundan sonra madde yeniden bir güneş mi oluşturacak eğer oluşturacaksa şimdi neden oluşturmuyor doğrusu sizin düşündükleriniz bana alınmayın ama akıllıca gelmiyor

Bugün bing bang teorisi denilen şey aslında bir yoktan var oluş hadisesidir bu genel bir bilimsel kabuldür

Merak ediyorum da siz bir arabanın ,bir köprünün, bir bilgisayarın ,bir kağıdın ,ustasız teknisyensiz kendiliğinden oluştuğuna mı inanıyorsunuz  belki de inanıyorsunuz.inanmanızda gayet doğaldır çünkü siz bu koskocaman,muhteşem nizamlı,her şeyi çeşitli fizik kurallarına matematiksel hesaplara dayalı kainatın kendiliğinden tesadüflerle oluştuğuna inanıyorsunuz Doğrusu siz çook Akıllısınız!

Hadi size akıllı yaşamlar...19.5.2002/17.54

Suna - Öznur Gurkem.

Geçtiğimiz günlerde e-mail topluluğumuz; biz Türklerin lideri Atatürk  ile Arapların lideri Muhammed'in sünnetli mi sünnetsiz mi olduğunu konusunu tartışmaya başlamışlardı. Tartışmanın seviyesi düşer gibi olunca Suna - Öznur Gurkem arkadaşlar aşağıdaki şekilde müdahale etme gereğini duydular.

+

Arkadaşlar, her şey bitti simdi uğraşacak bu mu kaldı. Gözünüzü seveyim
sizlerin uğraşacak daha güzel işleriniz yok mu? Tele vole kültüründen  daha bıkmadınız mı?

Suna - Öznur Gurkem, 20.7.200

+

Teşekkürler Suna Hanim,

Yerinde bir müdahale...

Saygılarımla,

Av. Hayri Balta, 20.7.2002

+

Öyle demeyin Hayri bey biz hanımlar için daha önemli bir mevzu var mı?

S. A. 20.7.2002

+

S. A.'ın bu yanıtı üzerine görüşlerimi açıklama gereği duydum. İşte bu konuda düşüncelerim.

+

Sayın S. A.

Önce saygı, sevgi... Beni deşmek istediğin belli. Gerçekten siz hanımlar için, Sözünü ettiğin konu çok mu önemli? Siz Hanımlar için önemli olan hangisi? Adı geçenlerin sünnetli yada sünnetsiz olması mı? Yada erkeklerin sünnetlisi mi, sünnetsizi mi?

Öyle sanıyorum ki siz ikinci şık üzerinde duruyorsunuz, Edebiyattaki "kinâye" sanatını kullanıyorsunuz. Seks hastası kimi hanımların özlemlerini vurguluyorsunuz...

Bizimkilerden kimilerinin de aklı-fikri oradadır... Onlara göre: "Hepsinin adı bir, karanlıkta tadı birdir"

Bu özlemler seks hastası bay ve bayanın zaafıdır. Seks'siz olmaz ama; seks, sevgiye dayanmalıdır.

Bu meret, kabuklu yada kabuksuz mu olmalıdır? Kabuksuzu daha iyi ise, Doğa (Tanrı) kabuklu yaratacak kadar akılsız  mıdır? Kabuksuzlarla yatıp kalkan Hıristiyan kadınları bizimkilere göre  bahtsız mıdır?

İnsan dışındaki canlılara bak. Hepsini kabuklu yaratmış, Hak (Doğa). Bu sünnet işi İbrahim'le başlamıştır. Kendisi sünnetsiz olduğu halde oğlu İshak'ınkini kestirmiştir...

Böylece sünnet Yahudilerde gelenekleşmiştir.

Gelelim İsa'ya, İsa da Yahudi bir aileden dünyaya geldi ya... Sekizinci gün onu kini de kesip düşürdüler toprağa... Kendisininki kesik olduğu halde bir söz etmemiş bu konuda.

Kendisinden sonraki Havariler şöyle demiştir: "Mesih İsa'da ne sünnetlilik ne de sünnetsizlik önemlidir. Ancak sevgi ile yansıyan iyi davranışlar önemlidir." (İn. Gal. 5/6). Bu nedenle Hıristiyanlığa göre sünnetli olup olmamak önemli değildir:
Önemli olan onun iş görmesidir...

Bu gelenek İslamiyet'e Yahudilikten geçmiştir. İslam Peygamberi Müşriklerden ayrılmak,Yahudileri kazanmak için bu yola gitmiştir. Öyle ki bu amaçla Yahudilerin Kıblesini bile Kıble edinmiştir. Baktı ki Yahudiler kendisine inanmıyor, arkasında düşmüyor... Kudüs'ü kıble kabul etmekten vazgeçmiştir...Bu kez de Yahudilere öfkelenerek Müşriklerin Kabe'sini Kabe olarak seçmiştir. .

Ne var ki sünnetten vazgeçmek için iş işten geçmiştir. Çünkü Tanrı'nın emri diye çıkıntıların çıkıntıları şakır şakır  kesilmiştir.

Burada akla gelen sorular var, aklı olanlar bu soruları sormalılar: Bu sünnet Tanrı'nın emri imiş de niçin Adem'le birlikte başlamamıştır. Sünnet bu denli önemli ise Tanrı kullarını niçin sünnetli  yaratmamıştır?

Eğer Tanrı'nın emri ise bu işlem; İsa'nın arkasından gelen Havarileri; Tanrı: "Ulan, söyleyin bakayım, niçin kestirmiyorsunuz diye  azarlamamıştır!"

Bütün bunlar gösterir ki dinler toplumsal bir olaydır. Dinlerin arkasında ne Tanrı ne de başka bir güç vardır. Bütün bunlar insanın bilgisizliğinden, korkusundan kaynakların.
Asıl neden Tanrı'yı kattın mı işin içine; her işi, yaptırmak kolaydır.

Tanrı dedin mi halâ ve hala akan sular duruyor, Zavallı insanların iradesi felce uğruyor... ilgisizlik, yoksulluk içinde yaşıyor. Öldükten sonra yaşayacağını umuyor.
Böylece içinde bulunduğu dayanılmaz acılara, Tanrı'dan ödül alacağını sanarak katlanıyor...

Gelelim asıl sözünü ettiğiniz konuya. Değil mi ki bu konularda yazıp çiziyoruz,
Bir nokta koymalıyız buraya.

Atatürk'ün Müslüman bir ailenin çocuğu olduğun da kuşku yoktur. Müslüman bir ailenin çocuğunu sünnet etmemesi için neden yoktur. İslam Peygamberi'nin Müslüman çocuğu olduğuna ilişkin bir bulgu yoktur. Tersine Müşrik bir ailenin çocuğu olduğuna ilişkin bulgu çoktur. Söylediklerimden kuşku duyanların, gösterdiğim şu tümcelere (ayetlere: 42/52, 93/7) bakması boynunun borcudur.

Öyle ki Müşrik öldükleri için Anasına-babasına mağfirette (Tanrı'dan günahlarının bağışlanması istemi..) bile bulunmamıştır. Bütün bunlar gösterir ki İslam Peygamberi Müslüman bir ana-babadan doğmamıştır.

Bu durumda doğuştan sünnetli değilse sünnet olmamıştır. Çünkü hiçbir İslamsal kaynak sünnet olduğunu yazmamıştır.

Gerçeği bulmak için tarihsel kaynaklara bakmalı, Müşrikler keser mi idi, kesmez mi idi bu araştırılmalı, Bu araştırma yapıldıktan sonra hükme varılmalı...

Kaldı ki sünnetli olup olmamak o kadar da önemli değildir. Asıl sünnet edilmesi gereken: Yaptığımızda bizi utandıracak olan, Kötü isteklerimiz uyarınca yaptığımız olumsuz düşünce ve  eylemlerimizdir

Cinselliğin, özellikle insan yaşamında çok önemli yeri vardır. Ancak insanlar arasındaki cinsellik sevgiye dayanmalıdır...

Biliyorum, cinsellik çok önemli bir gereksinimdir. O denli önemlidir ki insan için, balans ayarı gibidir... Yemek kadar, su kadar önemlidir. Ne var ki cinsellik sevgiyle birleşmelidir. Çünkü cinsellik yaşam enerjisidir...

Sevgiye dayanmayan cinsellik şehvettir... Şehvete dayanan bir cinsellik ise ilkelliktir. Sevgiye dayanan cinsellik Doğa'nın (Tanrı'nın) bir gizemidir. İnsanlar şehvetin esiri olarak değil de, Severek sevişerek cinsel ilişkiye girmelidir...

Sevgiye dayanan cinsellik çok önemli olup ilahidir... En büyük ibadet, sevgiye dayanan cinsel ilişkidir...

Bu ibadeti yapmak için çiftler, utanmadan, çekinmeden, Birbirlerini üzmeden, incitmeden, fazla bekletmeden, Cinsel ilişkide iken, başka bir şey düşünmeden, Hem kendisini hem de karşı cinsi mutlu etmelidir...

Av. Hayri Balta. 24.7.2002

Bora Türkcan (Ala-Bora).

Sayın Bora Türkcan,

Arka arkaya üç mektup gönderdin, ben bunların üçüne de yanıt veremedim. Öncelikle bunun için özür dilerim. Bu gecikmemin başlıca iki nedeni var. Birincisi sıcaklar. Sıcaklarda tansiyonum yükseliyor. Sağlığım tehlikeye giriyor.

İkincisi elimde baskıya hazırlamış olduğum bir kitap var. Bu yaz bir de kitap üzerinde çalıştım. Baskıya hazırladığım bu kitabımı üç kere düzeltmek zorunda kaldım. Bu hafta sonu kitap bitecek, öyle sanıyorum ki bu kitabım hakkında epeyce söz edilecek...

Neyse, hele şu , 6.7.2002 tarihli mektubundaki ironik “Vukuat çıkmasın, avukat kızmasın!..” girişini çok beğendim hem de güldüm...

“Kabasınız, aşağılıyorsunuz!” diyerek beni suçluyorsunuz; ama bir tane olsun örnek vermiyorsunuz... insan örnek verir hiç olmazsa... Birkaç örnek verirseniz ben de çekidüzen veririm kendime ve de teşekkür ederim size...

Şimdi sorarım size: "Dindarlara karışmıyoruz, dine karşı değiliz diyen sizler buna ne diyeceksiniz?” Dindarlara karışmadım; ben dinlerin yalandan, yanlıştan arındırılmasına çalışıyorum. İnsanların din adına kandırılmaması için çabalıyorum.

Örnek olarak sana Necmettin Erbakan’ı vereceğim. Diyor ki bu adam: “Kuran nizamını Türkiye’de tesis edeceğim!” İşte beni rahatsız eden bu yalanlar.

Kuran nizamını kendi kişiliğinde uygulamayan bu insanlar... Dinin olumlu buyruklarını nasıl uygulayacaklar?

Adam, mal beyanında: “Evler, apartmanlar, villalar, sahilde dinlenceler yanında 150 kilo altınım var!” diyor. Peki, kendisi ve arkasına düşen Müslümanlar, Kuran’daki şu tümceyi nasıl görmezden geliyorlar: “Altın ve gümüş yığıp da onları Allah yolunda sarf etmeyenler, varya onlara acı bir azabı müjdele! O gün cehennem azabında bu mallar kızdırılır, sahiplerinin alınları, böğürleri ve sırtları dağlanır.” (K.9/34-35)

İşte sana hem olumluya hem olumsuza bir örnek. “İhtiyacından artanı dağıtmayanların” (K. 2/219) cezalandırılacağı olumlu bir örnek. Yine “Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz!” (K. 3/92). Tümcesi de olumlu bir örnek. Ne var ki ”O gün cehennem azabında bu mallar kızdırılır, sahiplerinin alınları, böğürleri ve sırtları dağlanır.” (K.9/34-35) bu da olumsuzluğa bir örnek.

Şefkat ve merhamet timsali bir yüce varlık altınları kor ateş yaparak Erbakan’ın alnını, böğrünü ve sırtını nasıl dağlar... Bunlar her ne kadar simgesel anlatımlarsa da bunları gerçek anlamda anlayanlar da var. İşte benim sözüm Kuran’ın simgesel anlamda anlamayanlar...

“Anayasadaki tüm maddeler Kuran’a endekslensin!” diyorsun bir de. Şimdi yanıt ver şu örneklerime. İnsaf benim akıllı genç dostum, Hülle nasıl indekslenir Anayasa’mıza. Sonra bu çağda hırsızın eli nasıl kesilir, her suçun; suç karşılığı bir cezası vardır. Bu kadar ağır bir ceza hırsızlık yapana nasıl verilir? (Suudi Arabistan’da hırsızlıktan suçlu bulunan bir Afgan ile Suriyelinin ellerinin kesildiği bildirildi.” (Gözü, 15.8.2002).

İnsan Hakları Bildirgeleri ve Anayasamız ve de Medeni Yasamız, “Reşit dini seçmekte özgürdür!” (Medeni Kanun, m. 266/2) derken; dinini değiştiren (mürtet) nasıl öldürülür... Sonra insanların barış özlemi çektiği bir çağda nasıl olur da insanlar kafir Müslim diye ayrılır, Müslüman ülkelerine Darül İslam, Müslüman olmayan ülkelere ise Darül Harp denir? Hele şu idam cezası, ki kısasa kısas diye adlandırılır, öldürülen kişinin meydanlarda boynu vurularak cezalandırılır? “Suudi Arabistan’da cinayetten hüküm giyen bir Mısırlının başı kesilerek idam edildi.” (Gözcü, 15.8.2002).

Bunun gibi yüzlerce Kuran hükmü var ki bunların en az 234 hükmü yurdumuzda uygulanmamaktadır. Daha bunun gibi günümüz anlayışına uymayan hükümler var. İnsan, Müslüman değildir; kafirdir diye bir insanın canına nasıl kıyar? Şimdi sen şeriatta bu yoktur diyeceksin, şu aşağıda verdiğim örneğe ne diyeceksin? Dikkatle oku:

"İnsanlar 'Lailahe illallah' deyinceye kadar onlarla cihada memur oldum, şimdi her kim 'Allah'tan başka ilah yoktur' derse canını ve malını benden korumuş olur." (Bkz. Sahih-i Müslüm. İst.1401.C.1.s 51-52, Had. no. 32 ve İmam Suyuti, mütevatir hadisler, Ank. 1992, s.30-31, Had. No.4). Ne var ki bu tür Hadis’leri yadsımak sizler için kolay. Bu Hadis’tir, değiştirilmiştir, deyince sanırsınız ki biter olay...

Öyleyse bu Hadis’in kaynağı olan bu tümceye de (ayete de) değiştirilmiştir diyemezsiniz ya... Öyle ise oku: “Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşsın." (K.Tövbe, 9/29).

Ne demek istiyor bu tümce?... Söylesene... İşte senin özlemini çektiğin ve samimiyetle bize kabul ettirmek istediği şeriat bu...

Bu çağda bu kurallar Tanrı emri diye nasıl uygulanır? Eğer bu konudaki şiddet tümcelerini (ayetlerini) ayrıntıları ile görmek istersen Sitemizin Kuran’dan bölümünü okuman gerekir…

“İşte böyle hocam, şeriat budur...” demişsin bir de. Sen kendi idealine şeriat diyorsun. Şeriatın ne olduğunu ve tarihte nasıl uygulandığına bilmiyorsun ve halen şeriatla yönetilen ülkelerdeki uygulamaları da görmezden geliyorsun? Ben ise tarihten, uygulamadan, şeriatın temel kitaplarında yazılanlardan örnek veriyorum.

“Herkes bir Tanrı'dan korksun. Fakat aynı zamanda onu çok sevsin. Ondan yardım dilesin. Herkes onun azabından gerçekten korksun. Korkmayan, korkutulsun. Yine korkmayan kendi haline bırakılsın, incitilmesin, ona iyi örnek olunsun.” diye bir cümlen var mektubunda. “Korkmayan, korkutulsun. Yine korkmayan kendi haline bırakılsın, incitilmesin, ona iyi örnek olunsun.”

Ne demek, korkmayan korkutulsun, korkutulduğu halde “yine korkmayan” kendi haline bırakılsın...

Olur mu, korkutmanın ne anlamı kalır sonunda bir şey yapılmayacaksa... Böyle mantık yanlışlığına düşme bir daha... Yukarıdaki Hadis’i ve Tümceyi unutma...

“Siz sözde İslam alimlerinin o safsatalarla dolu kitaplarını okuyarak...” diye suçlamaya çalışıyorsun beni... Nasıl sözde İslam alimi...” diye suçlayabilirsin Şeyh Bedrettin Simavi’yi...

Kuran’ın Kökeni adlı kitabı niçin okumuyorsun? Bu kitabın yazarı Diyanet İşleri Başkanlığından emekli din müfettişi Arif Tekin’dir. Arif Tekin’in bu kitabını okumayan Şeriattan söz etmemelidir.

“Biz böyle bir şeyler hayal ediyoruz. Biz iyi olanı istiyoruz. Kimsenin hayır diyemeyeceği, süper ve eşsiz bir sistem düşünüyoruz. Biz hiç tanımadığınız Müslümanları iyi tanımanız için yazdım bunu.” Bu sözler de senin yazdıklarından. Doğru sen “hayal” alemindesiniz.“İyi şeyleri düşünmeyene lanet olsun!

“Kimsenin hayır diyemeyeceği, süper ve eşsiz bir sistem düşünmek” başka; şeriatın bütün dünyada tarih boyunca uygulanmasına ve de şeriat uygulanan ülkelere bakmak başka.

Bir de neler emrediliyor Kuran’da, bilmiyorsun. Sen bunlara bakmıyorsun, bir de kalkmış bana “Müslümanları iyi tanımıyorsun!” diyorsun...

Benim akıllı dostum, genç dostum, olgun dostum; Kahramanmaraş’ta, Malatya’da, Çorum’da, Sivas’ta Allah ve din adına yapılan katliamları unutma... Hadi diyelim bu katliamlar sen doğmadan yapılan katliamlardır. Sivas Madımak’ta tekbirler getirilerek insanlar yakıldı cayır cayır...

Nasıl diyebilirsin yapmaz bunu Müslümanlar hayır! Ya şu Hizbullah’ın ölüm evlerinde çıkan cesetlere ne dersin? Bütün bunlar karşımızda iken şeriatta bunlar yoktur diyebilir misin?

Bütün bunlar şeriatın temel kitabındaki “Kafirlere karşı cihada giriniz!” emri gereğince yapılmaktadır. Benim akıllı, genç, olgun dostum şeriatta “Kâfire karşı cihad!” yok mudur!

Sayın Ala-Bora, baktım daha önce sana yapmış olduğum mektuplara... Çok derin bilgiler vermişim sana. Her şeyi unut ama şu sözlerimi unutma:

“Peki Veliler, Allah’ı nasıl korur? Şimdi dinle. Bütün doğru, güzel, iyi kavramlar. Bütün güzel adlar ve sıfatlar, bütün olumluluklar yanında; bütün evrensel ahlak kurallarına, üstün değerlere, genel doğrulara, yüce kavramlara sahip çıkarak bunları yaşamlarına uygularlar. Bilgili, erdemli, gizemli, olgun ve örnek insan olarak yaşamaya çaba gösterirler. Tıpkı benim ve de bilge, erdemli insanların yaptığı gibi... İşte sana ters gelebilecek bir yargım daha.

Biz Allah’ı korumalıyız ki Allah da bizi koruya...(K. 47/7) Bu nedenle de “Allah’ı kavrayamazsınız!” (K.20/110) denmiştir Kuran’da...

Bu anlamda derim ki biz Ermişleri (Allah’ın velilerini) incitilmemelidir.Çünkü bizler gibi ermişler (Allah’ın izli velileri) nazenin insanlarız, incitilmeye gelmeyiz...

Bizler Allah’ı koruduğumuz gibi Allah da bizi korur. (K. 47/7). Kuran’daki günümüz anlayışına uymayanları uygulamaya çalışarak Tanrı’ya erişeceklerini sananlar yanılır. Tanrı’yı bilerek yaşamına uygulamayanlar Tanrı’nın yardımından uzak kalır....

Yine söylüyorum, sen anlayışlı ve olgun bir çocuksun, ermişlere hizmet edersen, “sözde İslam alimlerinin o safsatalarla dolu kitaplarını okursan” gerçek bin insan olursun...

Bir tek kitabı okuyup ona inanmakla bir yere varılmaz. Bir tek kitaba inananlar El Kaide üyesi Taliban ve Hizbullahçı olmaktan kurtulmaz...

Dost sözü acı olur, doğru olur, gerçek olur... Dost sözü üzerinde düşünerek yargılama yapanlar doğru yolu bulur...

Şimdi kal sağlıcakla,

Genç dostum Ala-Bora,

Saygılar, sevgiler kucak dolusu sana...

Av. Hayri Balta... 21.8.2002

Mehmet Peker.

Saygılar Hayri Bey;

Önce sizi bütün yüreğimle kutluyorum. Özgeçmişiniz gerçekten etkileyici...

Böyle bir azme hayran olmamak elde değil. Ancak özgeçmişinizde iki noktanın
eksik kaldığı kanaatindeyim; biri evliliğiniz (nasıl başladı, nasıl gitti, mutlaka örnek tarafı vardır!), ikincisi ise İşçi Partisi ile ilişkiniz...

Gelelim eserinize... Eserinizin mizanpajı, kapak tasarımı, baskı  kalitesi oldukça iyi. İsim etkileyici. Ancak musahhihiniz hakkında aynı şeyi
söyleyemeyeceğim. Edebi ifadelerde ve cümle kurgusunda zaman zaman
eksikler bulunmakta...

İçeriğe gelince; beni yanıltmadınız. Sizden şaşırtıcı ve özgün bir eser bekliyordum. Gerçekten şaşırtıcı ve özgün. Ama beni asıl şaşırtan eserinizde ateizm savunması izlenimi vermeniz. Biz TYB' de (Türkiye Yazarlar Birliği Yazar Okulu) sizinle konuştuğumuzda mutasavvıf izlenimi  alıyorduk.

Her ne kadar bazı konularda farklı düşünsek de sizin mistik bir
tarafınızın olduğunu zannediyorduk. Eminim kursiyerlerin büyük çoğunluğu benimle
aynı yanılgıyı paylaşacaktır.

Burada sizinle savunduğunuz düşünceleri tartışacak değilim. Zira böyle
bir tartışmanın abesle iştigal olduğu aşikardır. Siz de en az benim kadar,  belki benden daha fazla İslamî kaynaklara ulaşma şansına sahipsiniz. Ama şunu bilmeli ki önyargıları bırakmadıkça insanlar düşünce dünyasında bir  arpa boyu yol kat edemez. Hakikatin ayakları altında ezilmektense hakikati başa taç edinmek daha erdemli davranış olsa gerektir. Tekrar tebrikler Hayri Bey. Başarılar... Daha geniş yorumu belki kitabı bitirdikten sonra yaparız umarım.

Saygılar....

Mehmet Peker ( Hukukçu - İmam ) 6.9.2002

X

Sayın Mehmet Teker,

İçten kutlamalarınız için teşekkür ederim. Her zaman böylesine olgunca yanıtlar vermeni beklerim.

Özgeçmişimi okumuşsun. “Böyle bir azme hayran olmamak elde değil.” demişsin. Evet, çok çektirdiler. Hem devlet, hem millet. Hem de en, en yakınlarım bana oldu illet...

Ben bu illetçilerin hiç birini suçlayamadım. Çünkü; beni yola getirdikleri takdirde Allahlarının cennetinden bir yer parselleyeceklerini anladım.

Bu nedenle derim ki; başıma ne geldiyse yaratılış özelliğimden gelmiştir. “Allah dileseydi hepiniz gibi beni de doğru yola iletirdi.”(K. 16/9) tümcesindeki hikmeti bilmemişlerdir.  Evet, gördüğün gibi başıma ne geldi ise; yaratan beni, diğerleri gibi yaratmadığı için gelmiştir. (Bu dileseydi konusuyla ilgili yüze yakın ayet var... İstersen Hayri Balta bunları tek tek sayar...)

Eksik gelen noktalara gelince. Değinmeyelim hiç şu evliliğime... Benim evlilik tam bir dramdır. Bu 45 yıllık (27 Mart 1957) evliliği anlatmak için nehir roman yazmam gerektir. Ayrıca evliliğimi anlatmak özel yaşama girmek demektir.

İşçi Partisi ile ilişkime gelince ben, özgeçmişimde gördüğün gibi, toplum tarafından dışlandım. Kendisini adam sanan cudamlarca yüzüme tükürülerek haşlandım.

Bir de gördüm ki İşçi Partisi Atatürk ilkelerine, cumhuriyetin erdemlerine, Aydınlanmacılara sahip çıkıyor. Gazetelerinde ve dergilerinde onların yazılarına yer veriyor. Ör. İlhan Arsel, Turan Dursun, Abdullah Rıza Ergüven, Faik Bulut, Erdoğan Aydın, Şükrü Günbulut ve daha niceleri.

Sonra Türk-Kürt ayrımı yatmıyordu. Öyle ki Kürtlere hak tanırım dediği için lideri Doğu Perinçek hapis yatmayı göze alıyordu. Atatürkçülüğe, laikliğe sahip çıkıyordu. Bir de aktivitelerim söz konusu olduğunda bana destek oluyorlardı köstek  Olmuyorlardı.

Bunlar beni adam yerine koyarak bana değer verdiler. Yıllardır arayıp da bulamadığım sevgiyi içtenlikle, bol bol, gösterdiler.

Sonra koşullar değişti. Aydınların yazısı; Doğu dünyasını ve toplumlarını aşağı görüyor diye kesildi. Yazılarına mırın kırın ederek yer verilmedi, kimilerininki de sansürlendi... Ör. İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Faik Bulut, Şükrü Günbulut ve daha niceleri... (Bu konuda kitabımın 6-26. sayfalarında yeterli açıklama var.)

Sonra da “Kürtlerle ittifak yapmak vatana ihanettir!” dendi. Bir de laiklik ilkesine sırt çevirdiler. Şeriatçılar Almanya’da Federe İslam Devleti kurarken, Avrupa’nın hemen hemen bütün kentlerinde cami yapıp örgütlenirken, adamların fabrikasında çalışıp, ülkemizdeki bir vali kadar ücret alırken, ekmek yediği kapıyı kafir diye aşağılarlarken ses yok. Ama iki misyoner gelip misyonerlik yapınca kıyamet kopuyor. Şeriatçı militanların yaptıkları eylemlerde öldürdükleri aydınlarımız unutuluyor. Ör. Muammer Aksoy, Bahriye Üçoku, Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu’yu öldürmüş olmaları...

Bir insanın istediği gibi düşünmesine, inanmasına, yaşamasına, düşünce ve inancını her türlü araçla yaymasına ve de istediği zaman dinini değiştirmesine karışmamak laiklik ilkesi gereğidir. (Bak. Anayasa, m. 25, 26) Hangi din olursa olsun kendi düşünce ve inancını devlete ve topluma dayatmadığı sürece saygı görmelidir...

Benim; Cumhuriyet, demokrasi ve laikliğe karşı çıkanlara karşı çıkışım bu nedenledir. Erbakan gibi 150 kilo altın biriktirip de Müslümanlık taslayanlar içindir. Bu konuda infak ayetlerine bakabilirsiniz. Öncelikle şu ayetlere bakarsanız bilgilenirsiniz. (K. 9/34, 35; 70/18).

Unutmayalım İslam’da dinini değiştirenler (Mürtetler) öldürülür. Hadis kitaplarında mürtetlerin nasıl öldürüldüğüne ilişkiler öyküler dile getirilir. Şaşıyorum, bu çağda din değiştirenleri öldürenlerin arkasına nasıl düşülür... Ve en önemlisi Alemlerin Rabbi denen Allah, “Dilediğini müşrik, dilediğini Müslüman yaptığına göre” (K. 6/112) dinini değiştirenler niçin hor görülür, öldürttürülür?..

Bence böyle bir anlayış Tanrı’ya en büyük saygısızlıktır. Onu aşağılamak, tanımamaktır... Ben Tanrı’ya karşı gelmekten Tanrı’ya (Akıl, sağduyu, vicdan gibi olumlu ve yüce kavramlar..) sığınırım. Bu nedenle de bana ne ateist, ne dinsiz, komünist ne de mason demelerine aldırırım.

Benim üstün niteliğim (sıfat-ı galibem=galip sıfatım) ne ümmetçiyim ne de kavmiyetçiyim... Beni kendime özgü dinim varsa da dünyada mevcut dinlerden hiç birine mensup değilim.

Türküm ama ırkçı Türkçü değilim; ben insanın, ne Arap, Acem, ne Alman, İtalyan ne de Rus Amerikan olması ile ilgilenirim.

Hangi ulus insan haklarına saygı göstermiyorsa, kadınlarını aşağılayıp toplumdan dışlıyorsa, hangi ulus başkasını ve kendi halkını ezip sömürüyorsa ve de kan dökücü ise ben ona düşman kesilirim. Emperyalizm, vahşi kapitalizm, her türlü izm bir tek yolum vardır o da akılcılıktır derim..

İşçi Partisi ırkçılarla, kavmiyetçileri ittifaka çağırdı. Onlar gibi AB’ye de karşı çıktı. Oysa AB, benim için, bu gerilikten, ilkellikten, hukuka saygısızlıktan kurtulmak ve de saydamlığa kavuşmak için tek ışıktı.

Ben enternasyonal bir insanım. İnsan sevgisi ile doluyum.  Solcuları dışlayan bir sol partinin ardına nasıl düşeyim.

Ümmetçilerle, kavmiyetçilerle ittifak yapılmaya çalışılıyor da; neden, solcularla ittifak yolları aranmıyor? Neden solcuların hepsi dışlanıyor?

İşte bu nedenle İşçi Parti’sinden koptum. Artık hiçbir partinin üyeliğinde yokum. Biliyorum ki beni bu kafayla hiçbir parti kabul etmez; kabul etseler bile H. Balta artık gitmez.

Düzeltmeler (tashih) ve edebi terimlerde ifade yetersizliği benim Osmanlı yazınını, edebiyatını bilmediğimden kaynaklanmaktadır. Kitabımdaki öğrenim çabamı dikkatle okursanız görürsünüz ki Osmanlı ve Din edebiyatı ilgili bir öğrenimim olmamıştır. Bir de bana e-mail gönderenlerden kaynaklanabilir. Çünkü onların anlatımlarına kültür ve öğrenim durumları bilinsin diye dokunulmamıştır.

“... ateizm savunması izlenimi vermeme” şaşırmışsınız. Anlaşılan siz kitabımın 101 ile 110 sayfalarını okumamışsınız. Hele bu sayfalara bir oku... Okuyup düşündükten sonra gönder eleştiri okunu...

Yazar Okulunda (kursta) birlikte iken; beni, “mutasavvıf ve mistik” olarak görmen doğrudur. Benimle tanışıp sohbet edenlerin kimisi beni “mutasavvıf” kimisi de ”mistik” diye nitelendirir: kimisi de; benim için, yeryüzüne daha böyle Allahsız, dinsiz gelmemiştir der.

Böyle görünmek mutasavvıf ve mistik görünen ermişlerin kaderidir. Yazar Okulunda (kursta) birlikte iken; beni, "mutasavvıf ve mistik" olarak görmen doğrudur. "Eminim kursiyerlerin büyük çoğunluğu benimle aynı yanılgıyı paylaşacaktır!." diyorsun ki bu da doğrudur. Biz ermiş kişiler (mutasavvıflar, gerçeğe ermiş mistikler, yakîn mensupları (K. 15/99...) ser verir, sır vermezler. Her renge bürünürler ama renk vermezler. Benim de okulda ser verip sır vermemem gerekti. Eğer renk verseydim başımı kekerlerdi. Çünkü gördüm ki oradakiler arkadaşlar ve Hocalar din-i tahkiki değil din-i taklidi mertebesindelerdi...

Şimdi sana bir soru: Muhiddin arab-î, Hallacı- Mansur, Nesimi, Oğlanlar Şeyhi, Molla Kabız, Pir Sultan Abdal, Şeyh Bedrettin ve daha nicelerinin öldürülmeleri nedendir? Bunlar zamanın din bilginleri değil mi... Bunlar kadar Allah’ı, dini, Kuran’ı bilen var mı?.. Eğer laiklik ilkesi geçerli olmasa idi Hayri Balta’nın kellesini  çoktan uçurmuşlardı.

"Hakikatin ayakları altında ezilmektense hakikati başa taç edinmek daha erdemli davranış olsa gerektir." demişsin son olarak. Gerçeği (Hakikati) baş tacı ettiğim için aldığım karşılık; toplumdan dışlanmaktır.

Eğer ben gerçeği (hakikat) baş tacı etmeyip de insanların ağzına göre verseydim. Yani “Allah’ın istediğini değil de insanların istediğini söyleseydim.” (Bak. İncil, Mat. 16/23) bu insanlar beni balla, kaymakla beslerlerdi.

Sana derim ki “yaratılmışı hoş gör yaratandan ötürü.” Eğer, Allah dileseydi beni de Erbakan, Erdoğan, Müslim Gündüz, Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriya Beyaz ve de arkalarına düşenler gibi hidayete erdirirdi." (K. 39/17-18).

"O halde sakın bilmeyenlerden olma!" (K. 6/35). Ayeti gereği hükme varmamalısın? Hakkımda "Hükme varma ki hüküm verilenlerden olmayasın!" (İncil, Mat. 7/1) Eğer hüküm verilenlerden olursan karanlıklardan kurtulamazsın, karanlıklarda kalırsın...

Bak değerli arkadaşım, güzel dostum Allah kendini korumaktan aciz mi ki Allah’ı korumaya soyunursun...

Ankara’daki kitapevlerinden Akçağ kitapevi, iade etti 10 kitabımdan 9 tanesini...

“Bu kitap kendilerinin tarzını uymazmış.” İslam’da demokrasi ve düşünce özgürlüğü var diyenler kitabımı satmazmış.

Hele düşün bunlar bir de iktidara gelmişler. Eğer bunlar iktidara gelirse sana yemin billah ederim ki biz akılcı düşünürlerin yaşamını; Allah, din, Muhammed, Kuran aşkına burunlarından getirirler..

“Daha geniş yorumu belki kitabı bitirdikten sonra yaparız umarım.” diye noktalamışsın mektubunu. Beklerim daha geniş yorumlarını. Ama sen de hoş görmelisin benim yorumlarımı...

Son bir hatırlatma daha sana. Yer vereceğim Sitemde gönderdiğin ve göndereceğin mesajlarına ve bu yazdıkların da yer alacaktır yazacağım ikinci kitabımda...

Şimdi kal sağlıcakla,

İçten saygılar sana..

Av. Hayri Balta , 8.9.2002

           Tayfun Özışık.

Tebriklerimi ve saygılarımı sunuyorum. Çok çabuk unutuyoruz. Hic bir Arap ülkesi bilimselliğe dayalı dünyamıza günümüzde bir katkısı olmamıştır. Olsaydı eğer Fetullah hocamiz Suudi Arabistan’a giderdi tedavi olmak için. Hangi hayat kurtaran tıbbi malzemede Arap yapımıdır diye bir işaret göremiyoruz. Atatürk ,yolundayız.

Tayfun Özışık, 10.11.2002.

X

Çetiner Çalış.

Sevgili Hayri bey,

Bir önceki sorum için Yanıtınıza çok teşekkürler.

Sayımızın az olduğu tespitiniz herhalde bizleri yolumuzdan alıkoymamalı. Tam bir dayanışma içinde mücadelemizi sürdürmeliyiz. Bu durumda size çok ihtiyacımız var.

Diğer gruplardan arkadaşım masalsıöyku Melike'nin bir sorusu var size. Cevaplarsanız çok sevindireceksiniz bizleri.

En derin saygılarımla,

Cetiner Calis, 10.11.2002

+

Sevgili Çetiner Bey,

Rica etsem, Av. Hayri Balta'ya sorar mısınız?

Diyelim ki ben kalktım ve bu dini konuları sömürü haline getirenleri "Benim manevi değerlerimi zedelemekten, türbanı Müslümanların taktığı gibi bir imaj yaratarak beni de manevi baskı altına soktukları cihetiyle" bir dava açabilir miyim ? Bunu cidden merak ediyorum. Eğer yapabilirsek bu gerçekten yararımıza olacak bir durumdur. Mahkeme ne gibi bir karar alabilir?

Ben Türk mahkemelerinden çıkabilecek sonucun bizim yararımıza olacağını düşünüyorum...

Bu konuda beni bilgilendirirseniz sevinirim...

Sevgilerimle,

Melike, 10.11.2002

+

Ne demek sevgili Melike derhal.

Çetiner Çalış, 10.11.2002

+

YÜZÜK.

Genç adam yöresindeki bilge ve yaslı kişilerle ilgili olumsuz sözler
söylüyordu. Bir gün Dbu Nun ona küçük bir ders vermek istedi. Genç adamı yanına çağırdı ve parmağındaki yüzüğü eline verdi.  “Simdi” dedi. “Pazara git ve bu yüzüğü 1 altına sat”

Genç adam bilgenin verdiği yüzüğü satmak için pazara gitti. Ama hiç kimse yüzüğe 10 gümüşten fazla vermiyordu. Sonunda umutsuzca Dhu Nun’un yanına döndü ve olanları anlattı.

Yaslı bilge, genç, genç adamın uzattığı yüzüğü almadı. Ona bu kez yeni bir görev verdi :

“Simdi kuyumcuya git ve bu yüzüğün değerinin ne kadar olduğunu sor.”

Genç adam bu kez elinde yüzükle kuyumcuya gitti. Kuyumcu genç adamın gösterdiği yüzüğü inceledikten sonra “Size bu yüzük için 1000 altın verebilirim” dedi.

Genç adam kuyumcunun verdiği rakamı duyunca sasırdı. Hemen yaşlı bilgenin yanına giderek ona bu kez kuyumcuda olanları anlattı. Dhu nun genç adamı dinledikten sonra ona hiç unutamayacağı bir yasam dersi verdi :

“Dünyadaki her varlığın gerçek değerini anlaman için çok çalışıp okuman, o isin uzmanını olman gerek. ”Her şeyin değerini bilmen gerek dedi....

Av. Hayri Balta, 19.11.2002

Melike.

Sevgili Melike,

Saygılar, sevgiler Sevgili Melike... Çetiner Çalış, Sevgili Melike diye seslendiğine göre; bizim de, Sevgili Melike dememiz gerekir size.

Gerçi bay mı, bayan mı olduğunu bilmiyorum. İster bay ol, ister bayan; Atatürk’ün akılcılığını ve ilkelerini sevmek yeter diyorum...

Bizler için saygın olan, Atatürk devrimlerine, ilkelerine, ülkülerine ve Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkan akılcı ve de sorumlu şekilde davranandır. Cumhuriyet kazanımlarının tehlikeye girmesi durumunda duyarlı olandır.

İşte bu duyarlılığı gösterdiğiniz için; siz, sevilmeye layık birisiniz. Sorumluluk duyduğunuz için de teşekküre değersiniz.

Şimdi sizi rahatsız eden konulara geçelim. Sorduğunuz sorulara yanıt verelim. Önce şu soru üzerinde duralım. Bu konuda Anayasamız ne diyor ona bakalım:

Anayasamızın 24/3: “Kimse, ibadete, dini âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.”

25/3: ”Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz, suçlanamaz. “

26/1: “Herkes düşüne ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü; radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin istemine bağlanmasına engel değildir.”

İnsanlar böyle demiş böyle yazmış. Bir de bakalım bu konuda Allah ne demiş, yazmış…  Allah’ın sözleri mi daha güzel insanların sözleri mi daha güzel, şöyle durup bir düşünelim.

İşte Allah’ın dedikleri: “Ehl-i kitap’tan Allah’a ve Ahiret gününe inan etmeyen, Allah’ın haram kıldığı şeyleri şeyleri haram tanımayan ve Hak dini din olarak kabul etmeyen kimselerle size baş eğmiş oldukları halde elleri ile cizyelerini verinceye kadar muharebe edin.” (Kuran, 9/29) demiş.

İşte bu sözlerin Allah tarafından söylendiğini sananlar bu sözler gereğince insanlara baskı yapmak yoluna gidiyorlar. Hizbullah’ın boğma telleri, ölüm evleri, El-Kaide üyelerinin canlı bomba olarak eylem yapmalarının nedeni bu sözleri Allah Kelamı (sözleri) sanmalarındandır.

Kimileri de sizin değindiğiniz gibi “...dini konuları sömürü haline getirerek, türban da Allah’ın emri!” diyerek; Devlete, Toplumumuza ve bizlere dayatmada bulunarak Allah’a hizmet ettiklerini sanırlar.

İşte bu baskı ve dayatma bize olursa şahsî yakınma hakkı verir. (Yani Sayın Melike dava açabilir) yok; Devlete ve Topluma yapıldığına tanık olursanız, olayın olduğu yer Cumhuriyet Savcılarına bir yakıma dilekçesi vererek soruşturma açtırabilirsiniz.

Savcılık taraflar hakkında soruşturma yapar. Gerek görürse sanık durumunda olanlar için de dava açar, gerek görmezse “takipsizlik Kararı” verir ve sizin bu karara mahkemede itiraz etme hakkınız vardır. Mahkeme inceleme yapar. Ya size, ya da savcıya hak vererek soruşturmaya son verir.

Gelelim yasal dayanağa. Bu konuda TCK m. 179 şöyle yazar: “Bir kimse diğer bir kimseyi gayri meşru surette kişi hürriyetinden mahrum ederse bir yıldan beş yıla kadar hapis ve ağır para cezası ile cezalandırır.”

Ancak şu gerçeği unutmamalıyız ki bizler olayın yasal dayanağını bilmesek bile yakınma dilekçesi verme hakkınız vardır. Yasal dayanak bilinmese, yanlış yazılsa bile Savcılık da, Mahkeme de uygulanması gereken maddeyi bulur ve ona göre karar verir...

Diyelim, bu baskı ve dayatma Devrim Yasalarına aykırı olarak Devlete ve Topluma karşı yapılmakta ve bundan da Devlet görevlilerinin haberi olmamaktadır. Devlete ve Topluma karşı yapılan bu dayatmalarda sizin taraf ehliyetinin olmadığı için dava açamazsınız. Açsanız bile davanız reddedilir.

Bu durumda, Devlete ve Topluma yapıldığında, doğrudan Cumhuriyet Savcılığına yakınma dilekçesi verebilirsiniz. Bu dilekçeye hukuk dilinde “Suç Duyurusu” adı verilir. Sizin dilekçenizde yasal dayanak (uygulanacak ceza maddesini) göstermenize gerek yoktur. Ancak olayları açık olarak uzatmadan kısa kısa anlatmakta yarar vardır.

Bir de şu var. Dava açmakla, suç duyurusunda bulunmakla taraf olursunuz ve böylece sizin tanıklığınız yetmez; bu nedenle kanıtlarınızın olması gerektir (Ör. Tanıklar, Belgeler...) Ama ne olursa olsun bir olay ve kanıtlarının olması gerektir.