TABULARA, TALANA, YALANA 

 BALTA 

 

+

 IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA

 HAYIR!..

+

Sorumlusu: Av. Hayri BALTA

+

e-posta: hayri@bilgebalta.com

Site adresi: www.bilgebalta.com

+ 

ŞİİRLERİM 3

(Şiirlerim 1 ve 2 Arşiv bölümündeki “ELLERİM” dosyasındadır…)

İçindekiler

A.

Affedersiniz!

Ah!

Aldırma

B.

Birinci Şoku Aldım!

E.

Ellerim Ellerim Suçsuz Ellerim

G.

Giriş

Gülünemez

Güzel Sev

H.

Halil Zor Dost,

İ.

İçimde

İnsanlığın Yüz Karası

K.

Karar

Kumru

O.

Olunca

Ot Gibi mi Olmalı

Ö.

Ölülerle -  Diriler

p.

Polis Ajanlarının Kimlikleri

Ş.

Şiir Tanımı

T.

Tek Suçumuz

Y.

Yasak

x

GİRİŞ: Şiir denince akla  kılı kırk yarmak gelir. Şiirin açıklaması sözlüklerde şöyle getirilir.

“ŞİİR, ar. Şa’r (kıl), tüy) dan şi’r/şiir...

‘Kasık boşluklarında ve koltuk altlarında çıkan bol kıl (Ter. Kam.)’

Bu duruma göre şiir şöyle tanımlayabiliriz: Bir konuyu kılı kırk yararcasına incelemek, ince eleyip sık dokumak, ince düşünmek bg. koşuk (ölçülü, uyaklı söz)...

Eksi Türkler şiir için ‘yır’ sözcüğünü kullanırlardı. (bk. şair)...” (TÜRK DİLİNİN ETİMOLOJİ SÖZLÜĞÜ. Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş kinci basım. İsmet Zeki Eyupoğlu. Sosyal Yayınlar.)

Bir yandan bilgisizliğimi gidermek, bir yandan bir meslek sahibi olmak, bir yandan ailemin geçimini sağlamak ve çocuklarımı okutmak ve aynı zamanda öğrenimimi tamamlamak zorunluluğundan kılı kırk yaracak ne güçüm ne zamanım oldu.

İsterdim ki istediğim gibi, şiir gibi şiirler yazabileydim. Yazamadım, öykü ve şiir diye yazdıklarıma da hep “Öykümsüler”, “Şiirimsiler” dedim; ancak öykü ve şiir diye yazdıklarımda  akıcılığı, az ve öz sözü ve ses uyumunu esas aldım.

Bir şiir kulağa hoş geliyorsa, okurken takılma olmuyorsa, az ve anlaşılır sözcüklerle duygu ve düşünce dile getiriliyorsa ve de asıl önemlisi istenilen mesaj verilebiliyorsa yazar istediğine ulaşmış olur.

Eğer bir yazar beğenilmeyi esas alarak yazı yazmaya girişirse başarılı olamaz. Çünkü insanların yaratılışı ve beğenisi bir olamaz, kimisi beğenir kimisi beğenmez. Bu nedenle, beğenen yada beğenmenle ilgilenmemek ve  içinden nasıl geliyorsa önce yazıya geçirmeli. Sonra yazdıkları üzerinde kılı kırk yararcasına bir kuyumcu gibi özenle çalışmalı kulak tırmalayan sözcükleri atmalı, akıcılığı, uyumu sağlamalı. Yeter ki akıcılık, uyum (ahenk) olsun ve de  istenilen mesaj verilsin.

Şiir diye yazdıklarım arasında bir tane olsun aşk şiiri yoktur. Eğer aşık olabileceğim ve duygularıma yanıt verebilecek bir güzel bulabilseydim; belki, aşk şiirleri de yazardım. Ne demişti Mevlana: “Aşksız geçen günlerin hesabını tutma!”

Bu nedenle diyorum ki: Yaşamda iki şey aradım. Biri Tanrı, diğeri güzel bir bayan... Tanrı’yı buldum; ama, güzel bayanı bulamadım. Bu nedenle şiir diye yazdıklarım hep; siyasal, sosyal ve bireysel oldu... 

Av. Hayri Balta, 11.1.2005

+

VAKİT TAMAM

 

Vakit tamam Bilge Balta,

Pılını pırtını topla

Yerin yok, bu Dünyada

İşin, toprağa karışma

 

Erken gelmişsin dünyaya

Satarsın alan olursa

Ne satarsın bu pazarda

Alan yok, boşa uğraşma

 

Sanma ki alan bulursun

Her yerde yalnız kalırsın

Görmezlere ne satarsın

Bakan yok, boşa uğraşma     

 

Çoğu adamdan saymadı

Çoğunluk kulak asmadı 

Dam dedin duvar anladı

Duyan yok, boşa uğraşma

 

Yalanın yok dupdurusun

Yalanın varsa ulusun

Şanlı, şerefli olursun

Bakan yok, boşa uğraşma

 

Derin suya çizik çalma

Oku, yaz, sen çal, sen oyna

Kulak duymaz, gözler âmâ

Yâran yok, boşa uğraşma

2.11.2005

x

VAHİTTİN BOZGEYİK ÖLÜMÜ ÜZERİNE

 

Sevgili Fevzi,

O kadar güzel anlatmışsın ki Vahittin Bozgeyik’i,

Benim de ölesim geldi hemen şimdi.

Ama insan, istediği zaman ölemez ki...

 

Sonra aklıma ölümüm geldi.

Ölüm törenime kim gelirdi ki...

Yaşamamı istemeyen..

Ölüm törenime niçin gelsin ki?

 

Ne olduğum kimse bilmedi.

Bu Hayri Balta’yı netmeli.

Oturup kimseyle içmedi,

Barlara, pavyonlara gitmedi.

Sarhoş olup küfeye girmedi...

Böyle bir adam bizden değil ki?

 

Oysa yanlış hepsi bunların

Dostuydu bütün insanların

 

Ne var ki sevdiği insanlar onu anlamadı.

O’na kara çalmak bir modaydı.

Hocası bile onu aşağıladı, dışladı:

“Bilin ki Hayri Balta ile ilişkimiz yoktur!”

Diye bütün Gazikente genelge yolladı.

 

Bu durumda yaşamaktır en iyisi...

Ölür mü hiç insanın dirençlisi...

 

Bil ki Fevzi, ölmeye utanıyorum,

Bunu da kimseye anlatamıyorum!...                  

4.4.2005

X

FİLOZOF ŞAİR

 

Adı Mehmet Kara,

Bilmem, belki rengi de kara

Ama unutma, filozof bir şairdir

Mehmet Kara...

+

Şiirlerinde acı var, sızı var,

Aşk var, sevgi var,  kadın var, kız var,

Doğa var, köy var, kent var,

Gurbet var, sıla var

Köy pınarlarında kadınlar ağlar...

+

Mehmet Kara’nın şiirlerini;

Anlar, yüreği yanmışlar,

Analar, babalar, sevenler,

Sevginin özlemini çekenler,

Bir de aydınlar anlar...

+

Ey Gazikent

Toprağında Karayılanlar, Şahinler yatar

Bak bağrında ne filozof şairler var...

Çok az şair, bu denli güzel şiir yazar...

“Biraz da acılı lahmacun üstüne,

Tatlı tatlı şiir okusan ne çıkar...”

+

Unutma, tarih seni  yazarsa,

Filozofunla, şairinle, yazarınla yazar.

Sen bilmezsin, duymazsın ama

Filozof şair seni yazar...  

23.4.2005

x

YOK MU?

 

İyisini de gördüm, kötüsünü de gördüm,

Hem sevdim, hem de sevildim.

Gülerek geldim, ağlayarak piştim...

 

Günü gelince...

Nasıl gitmem derim...

Zaten gitmek üzereyim...

 

İstemem İbrani’ce, Rumca, Arapça,

“Ses bayrağımdır benim Türkçe…FHD”

Sarın cansız bedenimi ona,

Bedenim solduğunda…

 

Yoktur gözüm öte dünyada,

Ben dünyalıyım, kalsın cansız bedenim,

Ruhum yok olduğunda,

Bir süre daha bu dünyada...

 

Sonra karışır toprağa nasıl olsa

Hurafeler dünyasında,

İrinli su içerecekler ya adama...

Ne işim var benim irinli dünyada…

 

İnanmadım hiçbir zaman irinli bir dünyaya

Bırakın kalsın cansız bedenim, hiç olmazsa bir süre daha...

Gerçekten gerçek olan, bu güzelim dünyada...

 

İnsanlık halâ karanlıkta

Çoğunluk mutlu karanlıkta

Ya da iğrenç bir riyada...

 

Yok mu, aydınlık, riyasız bir dünya,

Götürün gömün dostlar beni oraya...

3.8.2005

x

ÖMÜR BOYUNCA

 

Nelere katlandık yıllar boyunca,

Gerildik yay gibi ömür boyunca

Hedef orda, ok yayda.

Biz de bakıp durduk burada....

 

Eşkıya dünyaya hükümdar olmuş

Gün hortumcuya, soyguncuya doğmuş

Hırsız camiye mütevelli durmuş...

Biz de bakıp durduk burada... 

1.9.2005

x

SON NEFES

 

Ölüm dediğin ne ki?

 

Bir iki hık, mık!..

 

Gitti gider…

Yaşadığı da yeter.

4.5.2007

x

Fevzi Can,

Önce sevgi candan...

 

Bundan güzel şiir olamaz.

Şiir, yalnız biçimle sınırlanmaz...

 

Sözcükler tereyağından kıl çeker gibi

Sessizce çıkıyorsa dilden... 

Anlam yüklüyse bir de...

Tırmalamıyorsa kulağı, okunurken, söylenirken...

Anlam yüklüyse, duygu yüklüyse tümüyle...

Şiir adını alır bizden...

 

Şimdi kal sağlıcakla,

Av. Hayri Balta, 26.10.2008

+

Not:

Şirin, aşağıdaki şekilde, Sitemizin "Şiirlerim" bölümüne alınmıştır.

 

GÜZEL SEV

 

Sev...

Sevdikçe çiçeklenir bitkiler; sevdikçe gürleşir ekinler; çoğalır ötüşleri kuşların…

Göğsünün sol yanıyla sev, dünya güzelleşir sevdikçe.

 

Soluğunla sev, sesinle, dilinle sev.

Tutulursa dilin gözlerinle; göz yaşlarınla sev; ama sev, muhakkak sev.

 

Sevmeyince boynu bükük kalır fidanların, meyve vermez olur ağaçlar…

Sevmeyince sesi kısılır şairlerin, akar sular akmaz olur sevmeyince.

 

Sevmeyince anlamı kalamaz yaşamın.

Somurtur, insanlar sevmeyince Tanrı da...

 

Öyleyse sev...

Çok sev, iyi sev, güzel sev, doğru sev…

İyinin, güzelin, doğrunun ellerinde dönsün dünya…

 

FEV, 24.10.2008

x

ŞİİR TANIMI

 

Aşağıdaki şiir tanımı Erhan Tığlı adlı bir dostumuz yapmış.

10.10.2008 tarihinde bize göndermiş; ama, dönüp bakmaya zamanımız olmamış…

 

 En sonunda bu gün ele aldık,

Okudukça yaptığı tanıma hayran kaldık.

 

Erhan Tığlı dostumuzun şiir tanımı benim de şiir anlayışımı yansıtır.

Böyle bir tanım şiir yazmak isteyenlere yol göstermektedir.

 

Boğazımdan geçmedi sizsiz.

Eğer bu tanımı dikkate alırsanız,

Şiir yazarken çok rahat edersiniz…

 

Eren Bilge, 31.10.2008

x

NEDİR ŞİİR

 

Onunla temizlenir içimizdeki kir.

Bir düşünceyi, duyguyu bin eder; bin sözcüğü bir…

Kapısını açık bulursan hiç düşünme, hemen gir; ama, özü sözü bir olmak
gerekir…

 

Ona yol göstermeye kalkma; o, ne zaman nereye gideceğini iyi bilir.

O ülkeye sevgiyle gidilir, özveriyle girilir; ama, yolu biraz taşlı
dikenlidir.

O, gönül bahçesinde açan bir çiçektir, büyüyüp gelişmesi bakım
gerektirir.

 

Hiç eskimeyen bir geçmiş, pırıl pırıl bir gelecektir.

Güzellikle nefes alıp verir, insancıllığın onur heykelidir.
İşlenmesi gereken bir cevherdir; ama fazla süse, gösterişe boğulursa
içtenliğini yitirir.

Kimi zaman acıyla, hüzünle seslenir; ama, mutlulukla, umutla, özlemle
beslenir.

 

Şiir büyüdür

Ne melek kanadı ne de şeytan tüyüdür

Şairlerin onuncu köyüdür

Değirmeninde düşünce, duygu öğütür

Sevdasıyla insanları o doğurur, o büyütür.

 

Nedir şiir?

Bulanmadan akan bir ırmak; kötülüğe, çirkinliğe karşı koymaktır şiir.

Nedir şiir:

Akıllı bir divane, aşk içilen mey, duygularını doyurmak, yaşadığını duyurmak için bahanedir şiir.

Erhan Tığlı, erhantigli@mynet.com., 10.10.2008

+

ŞİİR TANIMI ÜZERİNE

 

Gürkan Bicen adlı bir dostumuz “Şiir Tanımı”na katkıda bulunmuş.

“Şiir akıldan gelip yürekte damıtılan değildir,

Yürekten gelip akılda damıtılandır...” buyurmuş.

 

Ne var ki ben şiirden böyle bir anlam çıkartamadım.

Ancak şu “yürekte damıtılan”,  

“yürekten gelip akılda damıtılan...” ifadesini

Şiir Tanımı’nda bulamadım.

 

Ne var ki güzel bir anlatım, tam da şaircesine…

Ancak, bu  yürek ifadesi geçer divan şiirinde, eski Türkçe’de…

 

Yürekten, kandan başka bir şey gelmez.

Ancak, bu kan da gelmezse akıl hiçbir işlev görmez…

 

Duyularımız olmasa akıl yine işlev göremez.

Aklın yorumlama, duygulanma, sezgi işlevini yürek göremez.

 

Dinsel bakış açısında yürek çok önemlidir.

Dinde, yüreğe; akıldan daha çok önem verilir…

 

Din ilminde, yürek ifadesi ile amaçlanan sezgidir..

Sezginin de kaynağı yürek değil beyindir.

 

Kavramları yerinde kullanmakta yarar vardır.

Gürkan Bicen dostumuz bu görüşlerimden,

Kendisine sataştığım anlamı çıkarmamalıdır…

 

Dediğim gibi görüşü şaircedir.

Görüşlerini bildirdiği için kendisine teşekkür edilir…

 

Gürhan Bicen dostumuzun görüşü aşağıdadır.

Bilmem, Şiir Tanımı’na katkıda bulunacaklar var mıdır?...

 

“Bu da benim düşüncem;

Şiir akıldan gelip yürekte damıtılan değildir, yürekten gelip akılda damıtılandır...

Gürhan Bicen, 30.10.2008”

 

Sevgilerimle,

Eren Bilge, 30.10.2008

x

Dostlar,

Şiir Tanımı üstüne açtığımız tartışma ile ilgilenenler çok doldu.

Şimdiden görüş bildirenlerin sayısı onları buldu.

 

Amacımız kimseyi şiir konusunda bilgisizlikle suçlamak değildir.

Şurası da bilinmelidir ki şiir konusunda bilgisizlik, birincilik benimdir.

 

Kendimi şair yerine koymadım hiçbir zaman.

Buna karşın duygularımı dile getirdim efkarlandığım an…

 

Aşağıda Fevzi Günenç’in şiir hakkında görüşleri var.

Fevzi Günenç 60 yıldır şiir yazar…

Fevzi Günenç’in öykü, şiir konusunda ödülleri var.

 

Bu gün için Fevzi’nin şiir hakkında görüşleri

Arkasından göndereceğim diğer eleştirileri, görüşleri…

 

Amaç; kimseye sataşmak, karşı görüştekileri aşağılamak olmamalıdır.

Görüş bildiren, eleştiride bulunan herkes Şiir Tanımına katkıda bulunmalıdır.

 

Şimdi kalınız sağlıcakla,

Sevgilerimle,

Eren Bilge, 31.10.2008

x

Sevgili Balta,

Şiir üstüne konuşmak güzel. Ben yaya kalır mıyım bu konuda? Ancak, benim konuyla ilgili uzun bir çalışmam var. "Şiir nedir, şiir nasıl yazılır, şair nasıl olunur?" Yüzlerce dizeydi; bu yarım yamalak haliyle pek çok site kullanıyor.

Bunun üzerinde yeni çalışma yapıyorum; nerdeyse yüzlerce sayfayı bulacak. Uzamasının nedeni şair olarak kabul ettiğim herkesim ürünlerinden de örnekler veriyorum. Nerdeyse aynı zamanda bir tür güldeste olacak yani.

Bu çalışmam biraz daha uzayacak gibi. Bitirince yollayacağım. Ancak konuyla ilgili olarak ilk ustam Salah Birsel'in kısa, kesin bir yargısı var. Şimdilik onu yinelemekle yetineceğim:

"ŞİİR NE DEĞİLDİR Kİ..."

Sevgimle, saygımla.

FEV, 31.10.2008

x

Dostlar,

Önce hepinize saygılar, sevgiler…

 

Aşağıda Şiir Tanımı konusunda 16 görüş var…

Kimisi görüşlerini açıklar,

Kimisi birbirini tırmalar…

 

Sataşmaya gerek yoktur sanırım.

Yalnızca görüşlerimizi açıklayalım…

 

Amacımız şiir konusunda gerçeği, doğruyu bulmaktır.

Edep, edebiyat konusunda yol almaktır…

 

Buraya değin Şiir Tanımı hakkında görüş bildirdik.

Bundan böyle de dostların şiirlerini görmek isterdik…

 

Hadi göreyim sizleri,

Gönderin bize elinizdeki şiirleri.

 

Şimdi kalınız sağlıcakla,

Yeniden sevgiler, saygılar hepinize…

 

Eren Bilge, 1.11.2008

x

1. “bende bu kısma katılmıyorum "Ona yol göstermeye kalkma; o, ne zaman nereye gideceğini iyi bilir"

yönlendiremediğim şiirin bana faydası olmadığı gibi kimseyede faydası yoktur. Şiir şiir için mücadele edene kendisini verir.

Şiir bizim içindir biz şiir için değil.

Said Ercan, 30.10.2008”

+

2. “Kalbi yani yüreği ne çalıştırır.

Kalbin altında kalbi çalıştıran bir nokta vardır ve bu nokta beyinden gelen elektiriği kalbin çalışması için kullanır.

 

Kalp öldüğünde onu pil veya çeşitli cihaz/araçlarla çalıştırma olanağı vardır.

Ancak beyin öldüğünde -şu an için- yapacak birşey yoktur.

 

Bu bize ana/temel öğenin beyin olduğunu göstermektedir. Beyne bir kalp uydurulabilir ancak kalbe bir beyin uydurulamaz.

 

Dinsel görüşün yürek dediği aslında kan pompalayan kalp değil beyinde var olan güdülerdir.

 

Güdüler, bilinçsiz/biyolojik olduğundan kişiyi en uygun, en rahat konuma götürür/sokar.

 

Bilinç ise kişiyi bireyci uygunluğa değil, toplumsal uygunluğa götürür ve kişi için uygun olmasa da kişi, kabullenmek//onaylamak zorundadır bu durumu.

 

Dinsel görüş güdüseldir ve bunu yürek olarak ifade eder.

 

Bilimsel görüş ise bilinçseldir ve bunu akıl/us olarak ifade eder.

 

Bu durumu da ancak bilinçli birey kavrayabilir ve güdüsel yaşayanlara da bu durumu anlatmak kolay değildir...

 

Olcay Yılmaz, 30.10.2008”

X

3. “şiir hakkında bu kadar çok nedir cevabı vermezsek tanımına o kadar rahat ulaşabiliriz.

eskiler bu konu hakkında bukadar çok tartışmamışlar

bunu birtek biz yapıyoruz

yazıyoruz söylüyoruz katılıyoruz katılmıyoruz vs vs

lakin ortada şiir ürünü yok

tanımın bu kadar çok olduğu yerde haliyle üründe olmaz

çünkü biz tanımlamaktan ürüne yaşayacak alan bırakmadık 

sevgiler...

Cengiz Orhan, 31.10.2008”

X

4. “şiirin ne'liği ve niçinliği hakkında konuşmazsak gerçek şiirin ne olduğunu da bilemeyiz. 

Şiir hakkında konuşanlar illa iyi şair olacak idye birşey yok şiir eleştiri diye bir olgu var .

sanırım konuyu özetleyebilmişimdir. 

Selamlar

Said Ercan, 31.10.2008”

X

5. “ŞİİRİN TANIMI

Şiirin tek tanımı değil, tanımları var. İncelediğimizde görüyoruz ki tanım denilen bu cümlelerin çoğu birbirine benzemiyor. Oysa diğer bilimlerden biliyoruz ki bir konuda farklı tanımlar olsa bile, genelde, değişik cümlelerle aynı sonuca ulaşılmaktadır. Şiirde öyle mi? Kesinlikle hayır. Şiirin kesin tanımı yapılamaz, görüşüne ben de katılıyorum.

Dikkat edecek olursanız, yapılan şiir tanımları bir ya da birkaç yönüyle hep eksik. Bunun yanında, şiirin ne olduğunu değil, ne olmadığını söylemek kolay. Peki, şiirin kesin tanımı niçin yapılamıyor?

Başka bir yazımda da belirttiğim gibi, biz şairlerin işi gerçekten hep zor olmuştur. Kesin tanımı yapılamayan kaygan bir zemindeyiz çünkü. Bir bakıma, iyi ki kesin tanımı yok şiirin. Belki de öyle olsaydı, şairleri kafese koymak gerekecekti. Bu tanımsızlık, şairin sınırsız özgürlüğünü de içinde barındırıyor.

Şiir üstüne tanım yapmayı değil, düşüncelerimi açıklamayı uygun görmüşümdür hep. Şiirin kesin tanımının yapılamamasının bence en önemli nedeni, büyük şairlerin şiirin alanı, dolayısıyla da şiirin tanımını sürekli zenginleştirmeleridir. Kanımca, büyük şair böyle olunuyor zaten. Şiirle ilgili, tanım niteliğinde olmayan düşüncelerim şöyle:

Her yeri kanat olan muhalif bir zaman kuşudur şiir.

Şiir, çığlığın soyunun dölüdür.

Şairin yaşam ve kendisiyle ince bir hesaplaşmasıdır şiir.

Herhangi bir yerde anlamın donduğunu sanırız bazen. İşte o zaman, nesne ve doğanın içinde saklı olan müziği duyumsar kimileri. O kişiler şair, duyumsananlar şiirdir. Şiir hüzne sürgün edilmiş, uzaklıkların onurlu avcısı olan ozanın beyninde oluşabilir ancak.

Sözcüklere sığmaz şiir, sonsuzluğa dokunur.

Güne sığmayan düş, sonrayı devşiren eldir şiir.

Yazdık dediğimiz anda, yazamadıklarımızdır şiir. Dizelerimiz, şiirin ruh süzgecimizden geçen yansımalarıdır belki de.

İhsan Topçu, 31.10.2008”

X

6. “İhsan Bey, 

söyledikleriniz şiir için gerçekten elzem şeyler,

gerçek şiir'in dünyayı değiştirme gücü vardır

ama gerçek olmayan şiirin ne olduğunu bilirsek

gerçeğini daha iyi kavrarız. 

Paylaşım için teşekkürler.

Said Ercan, 31.10.2008”

X

7. "ne demişler hiçbişey bilmeyen eleştirmen olur..."

cengiz bey yukarıdaki sözünüzü baz alırsak , şuan da Türkiye'de binlerce şair var demektir. Çünkü şiir eleştirmeni sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir.

sayalım : veysel çolak, baki ayhan, şeref bilsel, yaşar bedri 

başka  yok? 

Said Ercan, 31.10.2008”

8. “Şiir kitapları 100-200 satan ülkemizde ne de çok şair ve şiir eleştirmeni varmış. Tüh tüh, kırk bir buçuk maşallah! Her duygusal sözcük yığınımızı şiir sanırız, dilden, dil felsefesinden, kendi şiir geçmişimizden ve şiir havzasında dünyada kuramsal olarak olup bitenden habersiz oluruz ama şiir eleştirmeni kesiliriz. Bize mahsustur (mu?).

Nazar değmesin! Devam! Kolay gelsin.

Hacı Hüsrevsahi, 31.10.2008”

X

9. “Türkiye'de yakşalık 4000 kişi "şiir" kitabı yayımlatmıştır! Bir o kadar da zulasında "şiir" dosyası saklayan var. Kısacası 10.000 kişi "şiir" yazıyor. Şiir kitapların ve dergilerinin tirajları kaç tane?

Sonuç: Yazan çok okuyan yok!

Demek Türkiye'de sadece bu adı geçen 5 kişi "şiir eleştirmeni" varmış!

Vay halimize!

Hacı Hüsrevsahi, 31.10.2008”

X

10. “hasim bey başka şiir eleştirmenleri varsa  adlarını buraya yazar mısınız?

Said Ercan, 31.10.2008”

X

11. “haşim bey doğruyu söyler de,

ey said mercan'

seni nerenden başlasak düzeltmeye?

yahu, her ağzı olan konuşurdu eskiden.

şimdi her parmağı olan yazıyor.

beyler, parmaklarınızı iyice bilgi sahibi olduktan sonra kullanın.

ayıp.

Metin Cengiz, 31.10.2008”

X

12.”haşim bey yine doğruyu söylüyor.

ama herkes memnun.

yahu,

şiir eleştirisi,

şiirin neliği üzerine ne okudunuz da ahkam kesersiniz.

hakkaten edep be.

ayırın beni şu siteden, yeter artık'”

Metin Cengiz, 31.10.2008”

X

13. “metin bey,

yanlış ne söyledim ben söyler misiniz?

şiir eleştirmenlerinin bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azaldığından bahsettim.

sizce haksız mıyım?

Said Ercan, 31.10.2008”

X

14. “said bey,

ne cevap vereyim böyle bir soruya?

önce adını yazdığınız şahısların hiçbiri eleştirmen değil.

daha ne olsun?

allah aşkına,

bu siteler hakkaten bilginin bir biçimde dolaşımda olduğu yer olsun ki ben de üye olarak kalayım.

uzun süredir bakıyorum.

ama

açık söylemek gerekirse ve siz de itiraf edin,

burada birşey olmuyor.

ve hakkaten üyeliğimin en azından beni oyalamamak için iptal edilmesini rica ediyorum.

önce okumak,

fikir sahibi olmak,

sonra fikir söylemek gerekir.

herkese saygılarla...

Metin Cengiz, 31.10.2008”

X

15. Merhaba Metin Cengiz bey,

Siz de okumaktan vs. söz ediyorsunuz ama, yazdığınızdaki bana göre yanlış dile takılıyorum. ''... burada birsey olmuyor,'' demişsiniz, burada bir şey olmuyor, olacak. beklentiler ne ise, hayal kırıklıkları da o kadar olur...

Saygılarımla

FK. 1.11.2008”

x

16. “bu sayılan isimlerden eleştirmen değil olsa olsa karıştırman olur

bakın sizlerinde kafasını karıştırmışlar... 

boşuna demiyorum şiirin üzerinde dolaşan şu eller bi çekilse

o güzel su kendiliğinde görünecek zaten

ama kara bir büyücü o elleri çektirmiyor...

Cengiz Orhan, 1.11.2008”

x

BİRİNCİ ŞOKU ALDIM!

 (Sözüm bilmeyenler için…)

 

10 Kasım.2006 geçirmiştim dördüncü kalp krizini.

Bu kriz üzerine ölmüştü kalbimin yüzde seksenbeşi.

 

Doktorların söylediğine göre: Şu an, kalbimin pompalama oranı yüzde onbeşmiş.

Bu durumda kalbime, bir pil takmak gerekmiş…

 

“Takın dedik”, çaresiz, “Ne gerekse yapın!..

Vakit geçirmeden kalp pili takın!.”

 

18 Kasım 2006’da kalp pili taktılar.

Durup dururken beni “Pilli Dede” yaptılar.

 

 “Ne işe yarar bu kalp pili?” dedim bir ara…

Dediler: “Kalbin tekleyince bu pil girer devreye

Elektrik şoku verir kalbe…

Kalp yeniden normale döner.

Bu olaya da tıpta; ‘kalbin şok alması’ derler…”

 

5 Kasım 2008 saat onsekizde…

Bilgisayarın başında, çalıştığım yerde…

 

“Küt!” diye bir ses, sanki bir kütük düştü…

Sonra, trafo patlamış gibi ışıklar yandı söndü…

 

Bir boşluk hissettim yüreğimde

Bir ürperme, bir titreme, bedenimin her hücresinde…

Kalp pili takarlarken demişlerdi:

“Şok alırsan koş gel bize…”

 

Hemen koştuk acile

Bağladılar monitöre….

 

Kardiyografi çektiler.

Damaryolu için damarımı deldiler…

Kan aldılar, tahlil ettiler…

Kan şekerimi ölçtüler…

Dediler:

“Yapılacak olanı yapmışlar.

Kalbine pil takmışlar. 

 

Sinirlenme, heyecanlanma,

Kilo alma, kendini yorma…

Bir de:

Sevgilin varsa sarılma…

Hazır olmalısın bu şok dalgalarına…”

 

Taburcu olduk,

Evimize döndük.

 

Hemen yatağa koştum,

Sırtüstü yattım

Tavana baktım…

 

Düşündüm;

Demek; her şok dalgasında

“Küt!” diye bir ses duyacağım.

Trafo yine patlayacak

Ve ben:

“Işıklar içinde öleceğim!..”

 

Kalp pili değil sanki içimdeki

Saatli bir bomba…

 

Bir kaygı, bir korku, bir panik atak…

Bu saatli bomba ne zaman patlayacak?

 

Neler gelmedi ki başıma,

Sonun da bu da geldi başıma…

 

Yaşam böyledir işte, değil mi ki geldik dünyaya

Göreceğiz daha neler neler gelecek başımıza…

 

Bu birinci şok dalgası..

Bu da bizdeki yaşam halkası…

Bakalım ne zaman gelecek arkası…

 

Bunu beklemek ne kötü bir kaygı…

Böyle bir kaygı ile yaşamak ne acı!...

Av. Hayri Balta, 7.11.2008

X

Sayın Eren Bilge, Av. Hayri Balta,

Sevgi ve sağlık dileklerimle birlikte çok çok geçmiş olsun

Yaşama direncinizi şiir ile birlikte bizimle paylaşmanız umarım tüm insanoğluna örnek olur...

Yeniden sevgi ve sağlık dileklerimle...

Olcay Yılmaz, Düşünbil Dergisi, 7.11.2008

X

Sayın Hayri Balta,

Uzunca bir süredir sesinizi duyamıyordum. Rahatsızlığınızı, bu gece bir yazışma öbeğinden gelen şiirli anlatınızdan öğrendim. Çok geçmiş olsun. Sizi hep savaşkan ve direngen bir insan olarak tanıdım. Her koşulda yaşama bağlılığınızı ve pes etmeyen tavrınızı ayakta alkışlıyorum.

Sağlık ve esenlik dileklerimi yineliyor, en derin saygılarımı sunuyorum.

Attila Aşut, 9.11.2008

X

Sayın Balta,

Seni çok iyi anlıyorum; o saatli bombayı seninle birlikte sanki ben de içimde taşıyorum ustam.

Her şeyin bir avuntusu vardır. Eğer içindeki o trafo olmasaydı, sanırım yaşam seni yitirmiş olacaktı.

Dünyada belki de senden başka birisi daha yoktur hayatiyetinin yüzde 15'i ile yaşayarak yüzde 1000 ürün veren.

 

“Trafo yine patlayacak

Ve ben:

Işıklar içinde öleceğim!..”

 

Buna daha çok zaman var. Doğa onca da acımasız değil. Senin yazdıklarına, yazacaklarına daha çok ihtiyacımız olduğunu biliyor.

Sevgi, saygı, sağlık...

FEV, 8.11.2008

Aziz dostum,

Güzel şiirinizi okudum.

Kaleminize kuvvet, size sağlık diliyorum.

İyiliklerle kalın.

I.A. 1.12.2008

x

OLUNCA

 

Kötü ettiğini bilmez

Dürüstlüğe gücü yetmez

İyinin çilesi bitmez

Düzen bozulmuş olunca

 

Rezillik marifet olur

Kötülük   rağbet bulur

Yapanın yanına kalır

Düzen bozulmuş olunca

 

Günü gelir güneş doğar

Işık karanlığı boğar

Kötülerin ödü kopar

Düzen düzelmiş olunca

 

Hayri Balta, Gaziantep Kurtuluş Gazetesi, 25.3.1969

 

AFFEDERSİNİZ

 

Ah! Affedersiniz, affedersiniz

Hem de çok, pek çok affedersiniz

Yapışmaz kuru bok kıça demiş saygıdeğer atalarımız

O halde siz,

Islatıp

Yapıştırmayı denersiniz…

 

Haa, böyle de olmadı mı?

Bundan kolay ne var

Maksat pislik .atma  değil mi?

Doldurursunuz lazımlığı

Getirip adamın başına dökersiniz…

 

Ah! Affedersiniz, affedersiniz,

Ah, çok, pek çok affedersiniz…

Bir kere pislik atmaya niyet etmeyin yoksa

Adamın yedi kat sülalesini,

Geçmişini geleceğini

Bir çırpıda pislersiniz…

Gaziantep, Kurtuluş gazetesi, 26.3.1969