TABULARA, TALANA, YALANA 

 BALTA 

 

+

 IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA

 HAYIR!..

+

Sorumlusu: Av. Hayri BALTA

+

e-posta: hayri@bilgebalta.com

Site adresi: www.bilgebalta.com

+ 

MEKTUPLAR 1

İÇİNDEKİLER: 

 

A:

Aleviler Laik mi?

Atakan Mert

Aydın İnsan

Ayhan Önay

B:

Bizlerı Ne Bekliyor?

Bülent Ünver,

Byt

C:

C. Y.

D:

Demir

Dr. Cengiz Büker

Diyarbakırlıoğlu

E:

Elvin Kardelen.

Emre Kongar

Engin Onur

Ergun Eşsizoğlu

F:

Fevzi Günenç

H:

Hüdai Yavalar

İ:

İlhan Keskinöz

K:

Kabaali

Kaçak Suya Helal Formül Buldular

Kurban  

L:

Laik'im

M:

Mehmet Teceren

Muhammed'in Mal Varlığı

Mustafa Altıntaş

Mustafa Kemal Oğlu

N:

Nazmi Akkuş

Ö:

Ömer Gürcan

R:

Rahmi Yıldırım

Recm

S:

Safa Kaçmaz

T:

Tansel Semir

Tomer Yöney

Turgay Delibalta 

V:

Vallahi Böyle Memleket Az Bulunur

Y:

Yaşar Fatih Abbas,

Yavuz Şahin

Yılmaz

Z:

Zeki Gazi

Zeki Kentel

Zeki Topçu

X

Sevgili Dostum,

İnşallah sıhhatin düzelmiştir.

Keyfini kaçırmak istemem ama  aşağıda da göreceğin gibi birisi senin adresini kullanmaya devam ediyor maalesef.

Uyarıyı yapan benim adresimin kayıtlı olduğu Superonline kuruluşunun anti virüs yazılımıdır. Hatırlarsın bu modern_turks grubunda eskiden de bizlere saldıran çok kişi vardı...

Sevgiler,

Atakan Mert, 22.5.2007

+

----- Original Message -----

From: <antivirus.dont_reply@superonline.com>

To: <modern_turks@yahoogroups.com>

Sent: Tuesday, May 22, 2007 12:17 PM

Subject: Superonline Virus Uyarisi

 

Değerli Abonemiz ;

Bu mesaj Superonline Anti virus yazılımı tarafından gönderilen otomatik bilgilendirme mesajıdır.

 "Hayri" <hayri@bilgebalta.com> adresinden size gönderilen  e-postada Worm.VB-9 isimli virüs tespit edilmiştir.

Superonline Antivirus yazılımı tarafından virüs içeren dosya silinip,  e-posta temizlenerek size gönderilmiştir.

Silinen Mesaja ait detaylı bilgi:

Olası gönderici:  "hayrı" <hayri@bilgebalta.com>  (*Gönderen kısmında  yer alan bilgi mesajın içeriğinden alınmıştır.)

Alici:  <modern_turks@yahoogroups.com>

Tespit edilen virüs:  Worm.VB-9

*Gönderen kısmında yer alan bilgi mesajın içeriğinden alınmıştır. Ancak bir takım virüslerin, bulaştığı bilgisayarlarda yer alan adreslerden rast gele  adresler seçerek  gönderen adresi olarak kullandığı da dikkate alınmalıdır.

Superonline E-Posta Virüs koruma hizmeti ile @superonline.com uzantılı adresinize gelen e-postalarınız bilinen tüm virüslere karsı korunmaktadır. Ancak virüsler sadece e-posta ile bulaşmadığı için bilgisayarınızın  güvenliğini tam anlamıyla garanti etmemiz mümkün değildir.

Virüslere karsı en etkili korunma yöntemi;  bilgisayarınızda muhakkak bir antivirus yazılımı kullanmak ve antivirus programınızın ve işletim sisteminizin güncellemelerini düzenli olarak yapmaktır.

Superonline Virüs koruma hizmeti, virüslerden korunma ve temizleme yöntemleri konusunda

http://satis.superonline.com/yardim/virus.php?id=1   adresinden detaylı bilgi alabilirsiniz.

22.5.2007

Sorularınız ve görüşleriniz için hizmet@superonline.com adresine e-posta

gönderebilirsiniz.

Atakan Mert, 22.1.2007

X

Ayhan Önay

Sevgili Hayri Ağabey,

Anılarınızı büyük bir zevkle okuduğumu bildirmek istedim.

Bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

İyi ki varsınız.

Ayhan Onay, 1.10.2005

X

Bülent Ünver,

Sayın Bülent Ünver,

Önce saygı, sevgi. Mektubun düşündürdü beni. Gördüm ki arayış içindesin.

Arayış içinde olanlara istedikleri verilmeli.

Dünya görüşümüz (felsefemiz gereği) arayış için de olup isteyenlere istedikleri verilir. Verdiklerimizle isteyenler, biz ermişleri, yormadan dinleyenler, istediklerine erdirilir.

Bil ki ermişler:  "Ermişler yoktan var" ederler. İlgi duyup isteyenleri "Tanrı katına" erdirirler. Din öğretisinde, buna "Sırrullah" denir.

Sırrullah sırrına ulaşanlara da olgun insan (İnsan-ı kâmil, ermiş, veli, Tanrı...) denir.

Elbette bunlar simgesel anlatımlardır. Tanrı katına yükselmenin, Tanrı olmanın, ilk koşulu, anahtarı,  alçak gönüllü olup böbürlenmemektir.

Allah'lık sırrına ilişkin kısa bir öykü: "Mevla'nın Ermeni asıllı (Hıristiyan) bir öğrencisi varmış. Adı:  Süryanus'muş. Mevlana Süryanus'u idam sehpasından almış. Bu demek ki Süryanus'un Tanrı bilgisinden yoksun "Ölü" bir insanmış. "Ölü"- "Diri" sözcükleri simgesel bir terimdir. Gerçeğe ermek isteyenler ilkin bu simgelerle ne denmek istediğini bilmelidir. Yoksa "ölü" gelir "ölü" gider. Bunlar fiziken öldükten sonra ki bir cennet için, yaşadığı bu güzelim dünyayı cehenmem eder.

Neyzen Tevfik bu gibilere şöyle der:

"Gözün hala mı cennet bahçesinde; Huri, Gılman da?

Böyle düşündüğün sürece Cennet haram sana."

Mevlana'nın öğrencisi olmuş bu adam. Gelmiş gitmiş epeyce bir zaman. Tanrı bilgisini aldıkça cezbeye gelmiş. Sağda solda "Mevlan'a Allah!" demiş. Kendisini sapıttı sanmışlar. Kadıya götürmek için yakalamışlar. Çıkarmışlar Kadı'nın karşısına. Kadı çıkışmış: "Mevlana Allah!" dermişsin? dedin mi demedin mi? Şimdi söyle bana!" Süryanus düşünmeden: "Evet, dedim derim, Mevlana Allah'ımdır benim. Mevlana'dır benim, yoktan var edenim..." Kadı bakmış ki Süryanus cezbede. Ne söylediğini bilmemekte. "Bu delirmiş, temyiz kudretini yitirmiş. Delirenlere, temyiz kudretini yitirenlere ceza verilmez!" demiş. "Haydi git, aklını başına topla... Mevlana Allah!tır deme bir daha, sağda solda!"

Mevlana bu olayı duymuş. Süryanus'a sormuş: "Söyle bakalım ne dedin Kadı'ya. Dinliyorum, bir kere de anlat bana!" Süryanus'u dinlemiş, dinlemiş: Süryanus'a şöyle demiş: "Niçin şöyle diyerek çıkışmadın kadıya: 'Mevlana, Allahları yaratan Allah'tır. Eğer sen de Allah olmak istiyorsan koş Mevlana'ya. Varamazsın hiç bir yere sanal Allah'a inanmakla. Allah olmak istemiyorsan, işte Mevlana. Allah olmak istemiyorsan yazıklar olsun sana...'

Öykü bu kadar. Anlayana çok "sırrullah" var. Bu anlatımlar simgesel anlatımlardır. Ne var ki din edebiyatına ilişkin bir anlatım olan bu anlatımları kadı gibi din ve tanrı bilgisinden yoksun (habersiz) olanlar gerçek anlamda anlarlar... Bu sırra erenleri anlayamadıkları için onlara kızarlar, asarlar, keserler, derisini yüzerler. Üstelik mezarını da derin kazarlar...

Oysa bunlar simgesel anlatımlardır. Bizimle ilgilenenler gerçek anlamda anlaşıldığı gibi Allah olunamayacağını anlamalıdır...

Tanrı (Allah) olmak: Eşittir olgunlaşmak... İlgilendiğiniz her konuda

mükemmelliğe doğru gidiş çabası ile yorulmak. Amaç: Doğruluk, dürüstlük, güzellik iyilik... Bir de erdemli olmak yanında bilgelik... Özellikle: Tutum ve davranışında insanlığa örnek olmalı. Kendini kabul ettirmek için edebe aykırı davranmamalı.. 

Bizden isteyenler bizlere bir sözü bir kere söylemelidir.

Bizden bir şey almak istiyorlarsa dinlemesini bilmelidir. Bizden almak yerine bize vermek isteyenler, kendilerini bize kabul ettirmek isteyenler, boşa gelirler, boşa giderler...

Bilgeliğin ilk nedeni dinlemesini bilmektir. Az ve öz söylemektir.

Ermişler, bilgeler;  sözleri ağızlarına tıkılınca suyu kesilmiş hamama dönerler. Din edebiyatımızda ve öğretimizde bunlar "edep" konusuna girer. "Edebe uyanlar (riayet edenler) ki ancak gerçeğe (Tanrı'ya) erer.

İşte sana özlü bir anlatım ki  sır dolu. Ancak dini tahkiki içinde olanlar

anlar bunu. Bunları şimdilik bir başlangıç, bir giriş sayalım...Bir şeyler alıp vermek için ilişkiyi koparmayalım.         

Saygılar, sevgiler sana... Ayrıca çalışmalarında başarılar sana...

Araştırmalarından bir örnek olsun vermeyi unutma bana...

Saygılar, sevgiler sana. Şimdilik kal sağlıcakla...

Av. Hayri BALTA, 23 Haziran 2001

x

22.6.2001

 Sevgili Hayri amca,

 Ben Bülent ÜNVER öncelikle saygılarımı sunarım. Siteye baktım çok güzel hazırlanmış.  yapmış olduğunuz özverili çalışmalarını candan kutluyorum.

 Hayri Amca

 Uzun yıllardır Alevilik-Bektaşilik çalışmalarım var.

 bir çok araştırmacı yazar dostlarla çalışmalarımız devam ediyor.

 seni çok daha önceden ilişkiye geçmek istedim.fakat zamanım olmadı.

 Yol Dergisi Alevlik-Bektaşilik konusunda profesyonel kadrodan oluşmuş bir yapıttır.

 Nejat Birdoğan’ı yakından tanırdım bir çok defa İstanbul’da tarihsel

 deneyimlerinden yararlanmıştım. Gaziantep’te araştırmalar yapmak istiyorum.  o bölgede yaşayan Çepniler var.

 ve yol dergisine yapmış olduğum çalışmaları yayınlamak ve kültür düzeyi bir hayli az insanlarımızı bilgilendirmek görevimiz.

 Toplumun kapalı bir yaşam sürmesi sonuçta ilimsiz ve cahilliğin

Körüklendiği  noktaya geliniyor.

 Sevgili Hayri amca,

 Size Yol ve benim araştırmacı yazar dostlarımla ortak çalışma yapmak beni mutlu eder.

 Bir çok Alevilik-Bektaşilik dergilerini sana sağlamak benim görevimdir.

 ve bundan mutluluk duyarım.

Saygılarımla

Bülent ÜNVER, 22.6.2001

+

Selen Yılmaz'ın Yazısı.

Hallac-ı Mansur söylediği enel-hak sözünden dolayı sünniler tarafından
asılmış. Ancak bu sözün anlamı "ben Allah’ım" şeklinde çevrilirse zaten
mantık sınırlarına uymaz. Bu üstün akla sahip düşünüre "mesih" sıfatından
bile daha kötü bi yakıştırma. O zaman bu insan kendini Allah sanan Bunun
gerçek ifade ettiği manayı yorumlamak ve çıkarmak öyle kolay değil. Şu
açık ki Hallac-ı Mansur'un şahit olduğu mucizeler ve yaptığı araştırmalarla
zihni ve akıl yapısı çok üst düzeydeymiş ve insanların anlayamayacakları
sözlerle Allah’ı tanımlıyormuş. Aşağıda verdiğim sözlerinden onun Allah’ın
birliğine inandığı ve kendini de onun katında diğer insanlardan daha eşsiz
gördüğü anlaşılır.

Velilerden Hallac-I Mansur, ilâhi aşk ve cezbe halinde söylediği bir sözden
dolayı dinden çıkmakla suçlandı. kendisi: "enel hak (ben Hakk'ım)" demişti.
bu sözden tevbe etmesi istendi. "sözüm haktır, ispatı hak katındadır." dedi
ve vazgeçmedi. dinden çıktığı düşüncesiyle öldürülmesine karar verildi, idam
sehpası kuruldu. hallac iki rekat namaz kıldı, dua etti. duasının bir
yerinde şöyle diyordu:

"Allah’ım! şu topluluk senin kullarındır. dinlerine olan bağlılıkları
yüzünden ve sana yaklaşmak ümidiyle beni öldürmek için toplanmışlar. onları
affet. iyi biliyorum ki, bana açtığın sırları onlara açsan, yahut onlardan
gizlediğin şeyleri benden de gizleseydin bu hal başıma gelmezdi. yaptığın
şeyler için sana hamd, istediğin şeyler için de yine sana hamd olsun!"

Bunlara bin bir tane yorum eklemek hiç zor değil, bu konuyla ilgili tasavvuf
inancına göre "Ahmet Yesevi, hacı bayram veli, Hacı Bektaşi veli, Mevlana
vb. düşünürleri enel-hakkı Allaha ulaşılan kat anlamında yorumlarlar ve öyle
düşünürler. Sizin ifade ettiğiniz gibi kendilerini Alevi fikirlerini ve
Alevi yazılarını okumak ya da Siyasi Bilim Adamlarının kendi işlerine gelen
şekildeki yorumlamalarını okumak hiç fayda vermez diye düşünüyorum. Aynı
çember içinde dolanıp durursunuz. Ayrıca tasavvuf konusu sadece bilimle
anlaşılacak bi konu değildir. Eğer bilimle ifade etmek isteniyorsa zaten
Allah'tan bahsetmek hatadır.

Ozan Pir Sultan Abdal'ın bir şiirini okursak " Enelhak bağına girdiğimde
ister assınlar ister kessinler" demiştir. Burada Allah'ın cennetine (Allah’ın
katına girdiğimde) ulaştıktan sonra beni ister assınlar ister kessinler
demek istiyor.

Atatürk'ün İslam tarihi ve din hakkındaki fikirlerini aşağıda verdiğim
adresten okumak bunların hepsinde ne ifade edilmeye çalıştığına en iyi
kaynaktır.

Ben bu konuları materyalist ve Ateist fikri benimseyen biriyle de tartışmayı
çok gereksiz görüyorum.

İyi günler...

Selen Yılmaz, 15.5.2007

+

YUNUS EMRE ŞİİRLERİNDE

HALLAC-I MANSUR ve ENEL - HAK FELSEFESİ

Hallac-ı Mansur ; Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi'nin fetvası ve Abasi
Halifesi Muktedir'in buyruğu üzerine 22 Mart 922 tarihinde Bağdat'ta idam
edildi.

Hallac-ı Mansur'u idama götüren düşünceleri nedenlerdi?

Hallac-ı Mansur'un düşünceleri "insan-tanrı-evren" konularını içeren,
Vahdet-i vücut (varlığın birliğini) savunmasıydı. Bu görüşünü Kısaca Enel
Hak (Ben Tanrıyım) olarak özetlemişti.

Hallac'a göre; Gerçek olan, var olan, "Bir"dir. "Çokluk"; ‘Bir'in değişik biçim ve nitelikte yansımasıdır. Bu "Bir" de Tanrı' dır. Ancak, Evren ve insan bu "Bir' in dışında değil, içindedir, onunla özdeştir.

Bu nedenle insanın "Enel Hak" demesi doğrudur, gereklidir. İnsan konuşan,
dolaşan, düşünen, sevinen, gülen, üzülen, öfkelenen bir Tanrı'dır.

Tanrının bütün nitelikleri insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı'da, Evren’de bir
birlik, bütünlük içindedir. Ölüm gerçek değildir, bir değişmedir, bir görünüştür. Bundan dolayı kişinin ölümü yaşamında, yaşamı da ölümündedir.

Vahdet-i mevcut ise; Gördüğümüz Evren, Dünya ve maddedir. "Tanrı, varolanlar varolduğu için vardır" diye özetlenir.

Hallac-ı Mansur’dan, "Enel Hak'' sözünden dolayı tövbe etmesi istendi, Çünkü sözleri İslam'a aykırıydı. "sözüm haktır, ispatı hak katındadır." dedi ve vazgeçmedi. Dinden çıktığı düşüncesiyle öldürülmesine karar verildi, idam edildi.

Hallac-ı Mansur ; canını meydana koyduğu 'Enel Hak' düşüncesi yüzünden,
Bağdat'ta yargılanıp Dar ağacına çekilmiş, bin kez kırbaçlanmış, el ve
ayakları kesilmiş, başı kesilmiş, yakılmış, külleri Dicle Nehri'ne atılmıştır,

Bugün bile bu düşünceyi içine sindiremeyen Sünni Uleması; Enel hak kavramını
ben yokum, Hak teala vardır diye yorumluyorlar. 'Hak benim' diye yanlış
yorumlanmış deyip, yanına da parantez açıp (Haşa) yazıyorlar.

Tüm dünyaya yayılan, Evrensellik kazanmış bu kelimenin anlamı açıktır. Keza Hallac-ı Mansur ' Enel Hak' (Ben tanrıyım) sözünü şöyle açıklar; "Halk'ta yer alan
Hak unsuru dolayısıyla Hak, halk'la aynıdır. Bir başka yerde şöyle diyor; "Ben Hakk'ım; zira ben, hiç bir zaman, Hakk'la hak olmaktan vazgeçmedim"

Peki hala bu felsefeyi sindiremeyen insanların olduğu günümüzde, 'Enel Hak'
felsefesini, ibadetine katan, uygulayan, hayatının her alanına yayarak, Hallac-ı Mansur' u ve onun felsefesini bugünlere kadar taşıyan kimlerdir? Bu sorunun cevabı açıktır; Bu felsefe Alevi öğretisinde, ibadetinde ve Alevi dervişlerinin şiirlerinde, nefeslerinde, deyişlerinde yer alarak bu günlere kadar taşınmıştır.

Alevilerin ibadetlerinde; yani Ayin-i Cemlerinde, Dar-ı mansur denilen bir kavram vardır. Nedir Dar-ı Mansur? Dar-ı Mansur; Aleviler için haklıyı, gerçeği ortaya koyan, bir nevi terazi görevi yapan, bir halk mahkemesidir.

Alevi -Bektaşi olan, ayin-i cem de yola giren tüm canlar; boynunda tığbent bağlı, Enel-Hak dediği için asılan; baş eğilmiş eller yanda, Yolundan asla dönmemiş, Halacı Mansur'u tasvir ederek, dâra durur ve özlerini dâra çekerler.

Burada ki amaç: Kendi kendisini sorgulamak ve toplumuyla hesaplaşmak,
toplumuna yararlı olmak, insan-ı kâmil sıfatına erişmektir. Ayrıca Mansur gibi inançları uğruna ölümü göze alarak benlikten sıyrılıp, bu yolda dara çekilmeyi göze almalıdır.

Alevilikte Öteki dünya inancı olmadığından, her talip ayin-i cemde topluma hesabını bu dünya da verir . Pek açıktır ki bu yol Aşık Veysel' in dediği gibi; Uzun ve ince bir yoldur, bu yola giren nice erenlerin, evliyaların sonu Mansur gibi asılmak, işkence görmek olmuştur.

Hallac-ı Mansur hakkındaki bütün bilgiler sözlü gelenekle yaşatılmıştır. Yazılı kaynaklar tahrip edilmiş, Hallac-ı Mansur gerçeği yok edilmek istenmiştir.

Hallac-ı Mansur'u ve felsefesini şiirlerinde, Nefeslerinde yaşatan, o felsefeyi özünde hissedenlerden biri de, ünlü halk ozanı Yunus Emredir.

Yunus Emre girdiği dervişlik yolunda, Mansur gibi ölümü göze almış, kelle koltukta yine de ''Enel Hak'' demekten vazgeçmemiştir. Hallac' ın ismini sahiplenip, fikirlerini reddeden Sünni uleması, Yunus' un ismini de sahiplenip, fikirlerini görmezden gelmişlerdir. Bu isim kaçakçıları; bu felsefeyi özünde yaşatan Alevi önderlerinden Yunus' u madem sahipleniyorlar, Alevi değil Sünnidir diyorlar, O zaman Buyursun ''Enel Hak'' desinler!

 

Mansür'um uş dara geldim

Yusuf'um pazara geldim

Arslanım, şakara geldim

Vekalin yatağım orda

Açıklama: Mansur' um (hallac) işte asılmaya geldim, Yusuf'um satılmaya
geldim, Arslanım yiğitliğe geldim, vekilim, kaynağım orda

Not:

Yusuf peygamber: Yusuf peygamber, kardeşleri tarafından kıskanıldığı için kuyuya atılmış, oradan geçen kervancılar kardeşlerinden Yusuf' u satın alarak Mısıra götürmüşler. Orada bir terazinin kefesine koyarak ağırlığınca altına Mısırın Hazine bakanı Yusuf'u satmışlardır.

+

Bugün Mansur benem aşkın yolunda

Yürüyüp çarh vuram şol dara karşı

 

Açıklama: Mansur benim aşkın yolunda, Yürüyüp semah dönem (Gökyüzünde uçmak, evrenin dönüşü gibi dönmek, turnalar gibi daire şeklinde uçmak gibi semah
şekli) şu dar ağacına karşı

+

Hüseyin idi, Mansur idi

Nagah gördü o süreti

Kendin hakk'a ısmarladı

Bağdad'a dek kavgada idi

 

Açıklama: Hüseyin'di (Kerbela da başı kesilen Hz. Hüseyin), Mansur' du.
Hemen gördü o sureti, kendini Hakk' a ısmarladı. Bağdat'a dek kavga da idi.
(Hallac-ı Mansur Bağdat' ta asılana kadar inançlarının kavgasını sürmüştür)

+

Mansur idim ol zamanda, onun için geldim bunda

Yak külümü savur göğe, ben Enel-Hak oldum ahi

 

Açıklama: Mansur idim o zamanda, onun için geldim bunda (Mansur olarak
geldim). Yak külümü savur göğe. Ben Tanrı oldum kardeşlerim. (Mansur öldürüldükten sonra yakılmış, külleri Dicle nehrine savrulmuştur).

+

Gevher canın maksududur

Can maksudun Mansur'dur

Maksud için Mansurlayın

Berdar olan gelsin beri

 

Açıklama: Hakikat (Bir şeyin künhü ve esası) canın isteğidir. Can isteğin
Mansur'dur  Tanrı olmak için Mansur olun, Mansur gibi asılan gelsin bu tarafa. (Benim isteğim mansur gibi Enel-Hak olmaktır).

+

Bizim meclis mestlerinin demleri Enel-Hak olur

Bin Hallac-ı Mansur gibi onun kemin divanesi

 

O meclis ki bizde vardır, orda ciğer kebap olur

O şem'a ki bizde yanar, ay-u güneş pervanesi

 

Açıklama: Bizim Cem de (toplantı) Aşıkların nefesleri Enel Hak olur. Bin
Hallac-ı Mansur gibi onun gizli yerde (O dönemlerde gizli toplanarak ayin-i
cem ederlermiş, muhtemelen gizli yer dediği, Cem evi' dir) divanesiyiz. O
meclis ki bizde vardır (o meclisin içindeymiş Yunus) orda ciğer kebap
olur (ağıt yakar, yüreklerinde o acıyı hissederlermiş). O Mum (Kandil) ki  bizde yanar. Ay ve güneş pervanesi (evrenin dönüsü; Ay'ın güneş etrafında dönmesi gibi pervane olup, o mecliste semah dönüyorlarmış)

+

Sen seni elden bırak

Mansurlayın Enel-Hak

Dost yüzüne sensiz bak

Dahi sebükbar gerek

 

Açıklama: Sen seni elden bırak, Mansur ol, Enel Hak. Dost yüzüne sensiz
bak. Daha dertsiz olmak gerek.

+

Derviş Enel Hak derse nola acep mi

Hep varlık Hakk'ındır ala küll hal

 

Açıklama: Derviş Enel-Hak derse ne olur şaşırırlar mı?, Hep varlık Hakk'ındır. Hal içinde halim.

+

Dar olam girdar olam, Mansur olam, berdar olam

Ten olam, hem can olam hem in olam, hem an olam

 

Açıklama: Dar ağacı olam, meşgale olam, Mansur olam, Mansur gibi dar ağacına asılmış olam. Ten olam, hem can olam, en kısa zamanda olam.

 

Yunus'a kadeh sunan, Enel-Hak demin vuran

Bir cur'a sundu bana, içtim ayrılmazam

 

Açıklama: Yunus' a kadeh sunan, Enel Hak nefesin söyleyen, İçilecek şeyden
bir yudum sundu bana içtim ayrılmazam. (Burda içilecek şeyden kastı, Aşıkların tanrıya ulaşmak için aldıkları demdir),

+

Bin yıl toprakta yatarsam ben komayam Enel-Hakk'ı.

Ne vakt gerek olur ise aşk nefesin veregelem

 

Açıklama: Bin yıl toprakta yatarsam ben bırakmayayım enel hak demeyi, Ne
vakit gerek olur ise; aşk nefesiyle vereyim.

+

Ol Hallac-ı Mansur ile

Benim gine onun boynuna

Söyler idim Enel-Hakk'ı

Dar urganın takan benem

 

Açıklama: O Hallac-ı Mansur ile yine benim onun boynuna, Söyler idim Enel-Hakk'ı Dar ağacına ipi takan benim. (Yunus burda Hem Mansur olmuş,
darağacında asılmış, Hem de dar ağacında ki ip olmuş, Mansur'u asmıştır.)

+

Abdürrezak ol derviş, yoldaş edindi beni

Hallac-Mansur ile dara asılan benem

Açıklama: Abdülrezak o derviş, yolda tanıdı beni, Hallac-ı Mansur ile dar
ağacına asılan benim.

Not:

Abdürrezak: Ünlü bir şeyh. Rum diyarında Hıristiyan bir kıza aşık olur. Kızın teklifi ile dinini değiştirir, Sonunda Şeyh eskiye döner, kız da Müslüman olur. Tasavvuf ve aşk edebiyatına girmiştir.

+

Ben bu ile garip geldim, ben bu ilden bezerem

Bu tutsaklık demi geldi üzerem

Çünkü ben bunda geldim,

Ben onu bunda buldum

Mansur'am dara geldim, uş kül oldum tozaram

 

Açıklama: Ben bu şehre garip geldim. Ben bu şehirden bıkarım. Bu tutsaklık
saati geldi üzülürüm. Çünkü ben bunda geldim, ben onu bunda buldum, Mansur'
um dar ağacına geldim, şimdi kül oldum tozarım.

+

Tenim dahi, canım dahi hiç bilmedi Enel hakk'ı

Şimdiye dek bilmediyse şimden geri duş eyleyem

 

Açıklama: Tenim daha, canım daha hiç bilmedi enel-hakkı, Şimdiye kadar  bilmediyse, şimdi geri düş (Rüya alemi) kuram. (Yunus Hala Enel hak mertebesine erişemediğini, bunun için tekrar rüya alemine dalması gerektiğini söylüyor)

+

İlm-i hikmet okuyanlar

Aşktan mahrum olur onlar

Mansur oldum, asın beni

Ko dillerde söyleneyim

 

Açıklama: Bu sır olan bilgi felsefesini okuyanlar, aşktan mahrum olurlar.
Mansur oldum asın beni (Yunus Halac-ı Mansur' un bu felsefesini okumuş, Enel
Hak olmuş), ondan dolayı beni asın ki dillerde söyleneyim (efsane olayım
diyor).

+

Mansur' layın dara beni

Ayan göster orda seni

Kurban kılayım bu canı

Aşka minkir olmayayım

 

Açıklama: Mansur gibi dar ağacına asın beni, Herkesin görebileceği gibi
göster orda seni. Kurban edeyim bu canı, Aşka inkar eden olmayayım.

+

Mansur eydür Enel-Hak

Der süretin o da yak

Deyin dara gelsinler

Ben darı kurup geldim

Açıklama: Mansur der Enel-Hak . Der süretini o da yak. Deyin ki dar ağacına
gelsin, Ben dar ağacını kurup geldim.

+

Cercis oldum basıldım

Hallac pamuğu gibi

Mansur oldum asıldım

Bunda atılıp geldim

 

Açıklama: Cersis oldum basıldım, hallac pamuğu (Pamuk gibi didik didik
edilmiş, bütün bedeni her yere savrulmuş) gibi, Mansur oldum asıldım, Bunda
atılıp geldim

Not:

Cercis: Bir peygamber. Bu peygamberi kavmi yetmiş kere öldürmüş, o da yetmiş
kere dirilmiştir

+

Mansur kadehin nice kez ma'şuka sundu elime

Dört yanımda od vurdular, kimse halim bilmez benim

 

Açıklama: Mansur kadehini, ne kadar kere sevgili sundu elime, Dört yanıma
ateş vurdular, kimse halimi bilmez benim.

+

Dem vurmaz idi Mansur tevhid-i Enel-Hak'tan

Aşk darına dost zülfü asmıştı beni uryan

 

Açıklama: Mansur; Gelişi güzel bahsetmezdi, Tanrıyı bir bilmekten, tanrı
olmaktan. Aşk idamına dost saçı asmıştı beni çıplak.

+

Zehi, Mansur ki maşukun yolunda

Başı berdar oluptur aşk elinden

Açıklama: Bu mansur ki sevgilinin yolunda, başını başını verdi aşk elinden. Yunus Emre artık Hallac-ı Mansur ve onu yaşatan Enel-Hak felsefesiyle  bütünleşmiş, Enel-Hak olmuştur.

+

Kabe vü Put, iman benim

Çarh vuruban dönen benim

Bulut olup havaya ağan

Rahmet olup yağan benim

 

Yaz yaratıp yer donatan

Gönlümüz evi hanedan

Hoşnutum ata anadan

Kulluk kadrin bilen benim

 

Yıldırım olup şakıyan

Kakıyıp nefsin dokuyan

Yer kadasında berkiyen

Şol ağılı yılan benim

 

Hamzayı kaftan aşıran

Elin ayağın şişiren

Gözsüzlerin gözünde ki

Boz pusarık duman benim

 

Et-ü deri, sünük çatan

Hükmeyleyip diri tutan

Kurdet beşiğinde yatan

Hikmet sütün emen benim

 

Yere göğe bünyad vuran

Ayrılmadan kaydim duran

Irmaklara göl çağıran

Adım yunus umman benim.

 

Açıklama: Bu şiirinde Yunus Emre Bulut olup havaya yükselen, rahmet olup yağan, yaz yaratıp yeri donatan, yıldırım olup şakıyan, Eti deriyi, kemiği yaratan,
hükmedip bedeni diri tutan, yeri göğü kuran olmuştur

Evvel kadim önden sona

Zevali yok sultan benim

Yedi ilkime hükmedip

Diri tutan Subhan benim

 

Ben bu yeri yaradıcak

Yer üstünde gök durucak

Ulu deniz mevc vurucak

Nuha tufan veren benim

 

Dur dedim göklere durduw

Gökler dahi karar kıldı

Yüz bin türlü adem geldi

Getirip götüren benim

 

Yusuf ile çaha inen

Teraziye altın vuran

Kefesini basa duran

Mısr'ın ıssı sultan benim

 

Ben abidim, ben mabudum

Kamu yerlerde hazırım

Zalimlerden dad alıcı

Miskinleri tutan benim

 

Kaf'tan Kaf'a hükmeyleyen

Devleri hükmüne koyan

Yele binip seyran kılan

Bu mülke süleyman benim

 

Yunus değil bunu diyen

Kudret dilidir söyleyen

Kafir ola inanmayan

Evvel ahir heman benim

 

Açıklama: Dünya yaratılmadan önce Sultandım, Yedi iklime hükmedip, diri tutan Tanrı benim. Göklere hükmeden, yüz bin türlü ademi bu dünyaya getirip götüren
benim diyor !

Ol kadir-i kün feyekün

Lütfedici Rahman benim

Kesmeden rıskını veren

Cümlelere sultan benim

 

Nutfeden Adem yaratan

Yumurtadan kuş türeten

Kudret dilini söyleten

Zikreyleyen Subhan beni

 

Kimini zahit eden

Kimini fasık eyleyen

Ayıplarını örtücü

Ol delil-ü burhan benim

 

Bir kuluna atlar verip

Avrat-u mal, çiftler verip

Hem yok birinin bir pulu

Ol rahim-ü rahman beni

 

Benim edep, benim baka

Ol kadir-i hay mutlaka

Hızır ola yarın saka

Onu kılan gurfan benim

 

Dört türlü nesneden hasıl

Bilin benim işte delil

Od ile su toprak yel

Bünyad kılan yezdan benim

 

Ete deri, sünük çatan

Ten perdelerini tutan

Kudret işim çoktur benim

Hem zahir-ü ayan benim

 

Hem batınım, hem zahirim

Hem evvellim, hem ahirim

Hem ben oyum, hem o benim

Hem o kerim-ü han benim

 

Yoktur arada terceman

Oradaki iş bana ayan

Odur bana veren lisan

O denize umman benim

 

Bu yeri göğü yaratan

Bu arş-ü kürsü durduran

Bir, bir adı vardır Yunus

Ol sahib-i kur'an benem

Rahman olan, rızıkları veren, ademi yaratan, ateşi, havayı, toprağı, rüzgarı
yaratan, dünyayı kuran, eti, deriyi, kemiği, teni yaratan, Bu dünyayı Kuran
benim diyor ve ekliyor ! Arada tercuman (Peygamber) yoktur yani Hz.
Muhammet'in peygamberliğini tanımıyor. Kur'an da benim diyor !!! Bu durumda
İslam ile Yunus Emre nasıl bağdaştırılabilir? Yunus Enel - Hak olmuştur.
Tanrı' nın bütün yansımasını evrenle ve kendiyle bütünleştirmiştir. Artık o Tanrıdır, insanı tanrı bilenlerdendir, Yunus ulu bir Alevi Türkmen önderidir.

Saygılarımla,

Bülent Ünver, 17.5.2007

Kaynak: Yunus Emre yaşamı ve bütün şiirleri, Cahit Öztelli

+

Sayın Öğreticim.

ADD yeni üye olmuş bir bayan var. Bu bayan bir şeyler öğrenmek istiyor.
Özellikle tasavvufu. Kafası çok karışık. Bakın size yazısını yolluyorum. Bu
kişi temiz insan ve saf. Bu kişiyi değerli yazılarınızla aydınlatırsanız sevinirim.

En derin saygılarımla

Bülent Ünver, 19.5.2007

X

NOT: Bu sırada kalp krizi geçirdiğim için hasta olduğumdan yazamadım…

26.8.2007

x

BYT

Değerli Üstadım, 

Bir kez daha BYT ailesine hoş geldiniz ve varlığınız ile bizleri onurlandırdınız diyorum. 

Sizden bir istirhamım olacak. 

Değerli yazılarınızı şu adrese : BelcikadayasayanTurkler@yahoogroups.com   yollarsanız kopyalayıp, yapıştırma işleminden ve elbet de posta adresinizi "byt" adresi üzerine eklemekten tabiri caizse "kurtulacağım" :) 

Kesinlikle işten kaçtığımı, bana ek bir yük getirdiğinizi lütfen sanmayın ve olumsuz yönde algılamayın !. 

Tamamen, BYT'e gerçekten katıldığınızı tüm millete gösterebilmek içindir. Yoksa, üstte isim ve adres aşağıda byt gördüğünüz her kişi BYT üyesi değildir ama yazılarının kullanılmasına da izin vermektedirler veyahut alıntı yapmaktayız. 

Eh biraz da biz sizin adınızdan yararlanıp "caka" satalım değil mi ?! :

Para kazanmıyoruz bari itibarımız artsın !  

Değerli yazılarınızı dört gözle beklemeye devam ederken, güzel bir hafta sonu ve başarılı çalışmalarınızın esenlik ve güzellik dolu günlerde devamını naçizane diliyorum. 

Dileğin adresi her ne kadar meçhul ise de... 

Yerine gelip gelmemesi konusunda sorumluluk da üstlenmiyorum  

Derin saygılarımla... 

Nusret Özgül: BYT'nin tek ve tüm yükü çeken ( ! ) moderatörü, kurucusu, temizlikçisi, kısacası katılımcı dostlarının manevî destekleriyle ayakta duran yegâne çalışanı...,

BYT, 26.8.2006

X

C. Y.

        Sayın Üstadım Hayri Bey, 

Gruplardan gelen bazı yazılarınızı izninizle ben de mütevazı sitemin sayfalarına ekliyorum.

Şimdi "Yazarlar" sıralamasında size de bir köşe açtım ve bundan böyle tüm yazılarınız orada toplanacak. 

Acaba istirham etsem yazılarınızı gruplara iletirken bana da gönderebilir misiniz? 

Saygılarımla, 

C. Y. 12.9.2006 

X

Sayın C. Y.

Olur mu sana yazılarımdan yollamamak…

Siteni inceledim, beğendim. Kendi kendime: “Bu arkadaş bu Site işini tek başına mı yapıyor?” dedim…

 Bundan böyle size, yazılarımdan göndereceğim. E-posta adresinizi de bu iletiden sonra adres defterime işleyeceğim.

Anlaşılan benim www.bilgebalta.com adresli sitemden haberiniz yok. Oysa Sitem de beğeneceğiz yazı çok.

ARTIK RAKİPLERİNİZDEN KORKMAYIN/EBYAZ GELİP HEPSİNİ HELÂK EDECEK başlıklı yazımın 1. bölümü yerleştirilmiş sitenize. Oysa bu yazım tamamı aşağıdaki biçimde.

Onun yerine aşağıdaki yazımı  yerleştirmeni rica ediyorum.

Bu arada kendiniz hakkında kısa bir bilgi verirseniz sevinirim…

Şimdi kal sağlıcakla, sevgiler sana…

hayri@bilgebalta.com – 12.9.2006

+

Muhterem Üstadım, 

İlginize, içtenliğinize ve candan yaklaşımınıza sonsuz teşekkürler ediyorum.

Yazınız sanırım gruplara bu kadarı ile gelmişti ve ben de olduğu gibi eklemiştim.

Şimdi gelen yazınızın:

Bak hele sen! Sanki kendisi iyi adammış gibi kötü adamların varlığından da söz edebiliyor...  satırı sonrasını aynı yazınızın altına ekledim. 

Umarım bir yanlışlık yapmadım.

Zira; tam beş aydır keşmekeş ve sefillik içinde bir yaşam sürüyorum, yok yok öyle sefillik değil.

Sadece restorasyonuna başladığım evim/kitaplığımın inşaatı yüzünden tüm bunlar.

Aylardır yarım bırakılan inşaat beni adeta perişan etti, toz-toprak içinde geçti aylarım.

Şimdi ise, her karanlığın bir aydınlığı olduğu gibi bende de bir ışık belirdi ve son rötuşlar yapılıyor.

Sanıyor ve umuyorum ki, bir hafta on gün içinde eski huzurumu tekrar bulacağım. 

Sayın Üstadım, her ne kadar Sitemin solunda TürkCelil simgesini tıkladığınızda orada hakkımda hemen her şeyi bulacak olsanız bile ben kendimden kısacık bahsedeyim.

Evet, bu Siteyi tek başıma sürdürüyorum, ki bu benim adeta yaşam pınarım oldu.

60 yaş içinde bir SSK işçi emeklisiyim.

1.5 yıl öncesine kadar yaşadığım İstanbul’u terk ettim ve Antalya'nın şirin bir sahil beldesi'nde yaşıyorum.

Bel kemiğim eriyor Osteoporoz hastasıyım, zaten bu yüzden buralara geldim ama, iyi ki de gelmişim.

Burada dünyalar kadar mutluyum. 

Bir Kitap Kurduyum deyim yerindeyse.

250 kadarı Almanca +/- 1700 kadar kitabım var.

Burada evimde: "C. Y.” Kitaplığı ve Kitap Kulübü" açmaktı düşüm.

Ama, dost, evlat, kardeş, arkadaş bildiklerimin hışmına uğradım ve... birazcık dolandırıldım!!!

Mayıs ayında başlayan inşaatım bugünlere kadar uzadı.

Eh kitaplığımın açılışı da seneye kaldı sanıyorum, zira; birçok Site sakini evlerine döndü ve dönmekteler.

Kışın buralar alabildiğine sessiz ve sakin. 

Tüm bu beş ayın yüreğime kan damlatan acısını, bedenime verdiği acı ve yorgunluğu atmak için önce evime yerleşebilmek sonra da kışı beklemek kalıyor geriye.

Sayın Üstadım, vakti zamanında 1956/57 yılı köyümün İlkokulundan mezun oldum sadece.

Ne yazık ki çok ama çok istediğim halde okutulmadım.

Yazı/imla hatalarım çoktur biliyorum, bu konuda da affınıza sığınıyorum.

Biraz doğru Türkçe yazabilmeyi word sayfasından öğrenmeye 1999 yılında başladım, noktalamalarım ise?..

Belki burada daha iyidir diyerek ekliyorum. 

Yani bu konularda çok cahilim ve öğrenmeye çalışıyorum.

Şu anda sizden yeni bir şey öğrendim. "(Site'nin) büyük harfle yazıldığını.:-)"

Zaten, köşemde "Bir Yaşamdan Kesitler" yazım beni olması gerektiği kadar anlatıyor.

Zamanınız olursa lütfen bir göz atınız derim.

Sitenize kısacık bir göz attım ve bu kısa sürede harika yazılarınızı da gördüm.

Ama önce sizden gelecek yanıtı beklemeliydim.

Bundan böyle arada bir o yazılarınızı da eklemeye çalışacağım. 

Saygı ve hürmetlerimle… 

C. Y.

x

Sayın Üstadım Hayri Bey, 

Gruplardan gelen bazı yazılarınızı izninizle ben de mütevazı sitemin sayfalarına ekliyorum.

Şimdi "Yazarlar" sıralamasında size de bir köşe açtım ve bundan böyle tüm yazılarınız orada toplanacak. 

Acaba istirham etsem yazılarınızı gruplara iletirken bana da gönderebilir misiniz? 

Saygı ve hürmetle 

C. Y. 2.9.2006

X

Sayın Üstadım,

İtiraf etmeliyim ki, yazınızı ilk okumaya başladığımda bir hayli şaşırdım(!) dersem hiç yalan olmaz.

İçinde Zeki Kentel'in olması konuyu açıklığa kavuşturdu ama ben yine de
defalarca okudum.

Anlaşılan Zeki Bey'le siz de tartışmaya girmişsiniz. Ki Zeki Beyle ben bu konularda az tartışmadım bir ara.

Yazınızı okudukça beni de ilgilendiren taraflarını gördüm yararlandım.
Teşekkürler ediyorum.

Saygı ile

C. Y. 12.9.2006

X

Sayın Hocam Üstadım,

Sitenizi bir odadan diğerine taşınmaktan fırsat buldukça dolaşıyor yazarlara göz atıyorum. Bu arada "Özgeçmiş"inizi okudum, daha doğrusu defalardır okuyorum. İmrendim, gıpta ettim. Sevindim, mutlu oldum sizi tanıma şansına eriştiğim için.

Muhterem Hocam, şayet izin verirseniz Özgeçmiş'inizi Siteme eklemek isterdim.

Ya da bir yazınızın altın eklemek gibi. Olur mu hocam? 

Saygı ve hürmetlerimle. 

C. Y. 13.9.2006

Not:

Sitenizi "Dost Öbekler" dizinine ekledim. Ayrıca, Zeki Bey'e yazdığınız yanıttan cesaret alarak bir ricada bulunacağım.

Muhterem hocam, dediğim gibi okumuş biri değilim. Yazım hatalarım oluyor, olacaktır. Lütfen arada bir beni de ikaz ediniz, hatalarımı düzeltmeme yardımcı olunuz. Teşekkürlerimle...

X

Değerli Dostum,

“Dostum!” dedim, boşa demedim. Çünkü seni sevdim.

İletine yanıt vermekte geciktim. Ne var ki bu günlerde yine kalbimden rahatsızlık çekmekteyim. Yazı yazmaya, gelen iletilere yanıt vermekte gecikmekteyim. Bu nedene sizden özür dilerim.

Yazılarında yanlış göremiyorum. Bir ilkokul mezunu ve işçi emeklisi olarak gösterdiğin aşamayı kutluyorum.

Yalnız şu konuda bilgi vermeden geçemeyeceğim. Çünkü sizin gibi “kaybolmuş koyun”un daha da gelişmesini istiyorum.

“Saygı ve hürmetlerimle.” diyorsun iletilerinde. Bu iki sözcük “Eşanlamlı” sözcüklerdendir. Yazılışları ayrı; ama, anlamları birdir. Ayrıca biri Türkçe biri Arapcadır. Bir Türk daima Türkçe olanını yeğlemelidir. Bu nedenle yalnız “Saygılarımla…” demeniz yeterlidir.

“Özgeçmiş”imi ve diğer yazılarımı istediğin gibi değerlendirebilir ve istediğin gibi kullanabilirsin. Bu konuda benden izin istemeye yok gereksinim…

Bundan sonra her yazdığım yazı size gönderilmektir, kaldı ki gönderilmektedir… Bundan böyle Hayri Balta seni sevecektir ve hastalıkların için sık sık peynir ve sıcak süt içmeyi önermektedir…

Şimdi kal sağlıcakla, sevgiler sana…

hayri@bilgebalta.com – 16.9.2006

x

Muhterem Üstadım,

Küçüklüğümden bu yana belki de en çok hasretini çektiğim bir sözcük kullandınız. (Ailem dahil)

"Çünkü seni sevdim."

İnsan yaşamında sanırım sevilmek kadar daha muhteşem bir şey olamaz.

Aynı duygular benim için de geçerli Hocam, size tüm yüreğimden teşekkürler ediyorum. 

Uyarınız içinse ayrıca teşekkür edeceğim, düşündüğümde gerçekten de her iki sözcüğün aynı anlamı taşıdığını ben de fark ettim.

Bundan böyle sadece Saygılarımla... ile yetineceğim.

Lütfen Sayın Hocam, beni her zaman yönlendiriniz çünkü; yaşamımda hep her şeyin en iyisini en doğrusunu yapmaya çalıştım, çalışıyorum.

Ne kadarını başarabildim? Bilemiyorum ama, çabalıyorum aralıksız.

Bu yoldaki uğraşlarım beni çok mutlu ediyor.

Saygılarımla, 

C. Y. 16.9.2006

X

Sayın Y.

Ben bir adama boşuna sevdim demem. Hele sevmesem, sevdim demem.