TABULARA, TALANA, YALANA 

 BALTA 

Bu bir bitki tohumudur!..

+

 IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA

 HAYIR!..

+

Sorumlusu: Av. Hayri BALTA

+

e-posta: hayri@bilgebalta.com

Site adresi: www.bilgebalta.com

+ 

GÜNLÜKLER 1

 

Bu günlükler, yaşamımın en mutsuz ve huzursuz günlerinin notlarıdır.

“Yeniden Doğuş” çabalarının sancılarıdır.

Ham (cahil…) bir adamın fırında yanarken çıkardığı dumanlardır.

+

İÇİNDEKİLER:

 

A.

Akıl Ermez

Âlim oğlu Âlim

Api’ye

Arkadaş ve Harcama

Askerlik

Askerlik şubesinde

B.

Babama

Bekçinin Dayağı

Bence

Bilmezdim

Bir Çay'a

Bir Deneme

Borç

Bu da Benim Vecizelerim

Bu dere

Bu Gün

Ç.

Çok Şükür

Çok Yazık Bize

D.

Demiş - Dedim

E.

Eşime  

Eşime Mektupla İlanı Aşk

Evim Olsaydı

G.

Gece

Gurbette Akşam

Güzel Gördüm

H.

Haber Gelmeyince

Hayat Bu Ya

Huyum

İ.

İcabat

İçemem

İçmişim, İçelim

İhtirasım

İşsizlik

K.

Kabahat Kimde

Kaptan’a

Karşılık

Kavaklık'ta Aşk

Kitaplarım

Kütük

L.

Latife

N.

Neneme

O.

Oğlancılar Arasında

Ok Spor

Olmaz İse

Ö.

Özeleştiri

R.

Rızk Darlığı

S.

Sabah

Sabaha Karşı

Sarhoşum

Sevgi

Sıkıntı Cenderesi

Sır

Sohbet

Son Yolcum

Sözüm Devrimcilere

T.

Tımar

Y.

Yalnızlık

Yavru Serçeye

Yetmez

Yine Hoşum

Z.

Zayıflığım

Zenginim

X

BİRİNCİ BÖLÜM

Giriş

Sevgili Fevzi,

Aşağıdakiler beni 20 yaşlarında iken yazdıklarımdır. Bu günlükler, o tarihteki duygularımı, kültürümü ve nereden nereye geldiğimi göstermesi bakımından ilginçtir.

Bunları, büyük bir zarfla gönderdiğim dosyanın altındaki boşluğa koymanı rica ederim.

Sevgiler...

30.1.2005

x 

 Bu köşede benim en bunalımlı günlerimde yazdığım günlüklerimi okuyacaksınız.  Günlüklerim; aynı zamanda gençliğimde yaşadığım yoksunluklarımı, ruhsal durumumu ve o zaman ki kültür durumumu gösterecektir.

ANILARIMLA ilgilenen dostlar için bu köşe çok önemli bir kaynak olacaktır.

Aşağıdaki satırlar o zamanki bilgi ve kültürümle nasıl yazmışsam öylece aktarılmıştır…

Şurasını da belirteyim ki benim bunalımlarım 18 yaşında başlamış tam 68 yaşında sona ermiştir. Bu bunalımlı günlerim çoğu yazıya geçirilmiştir.

Demek istiyorum ki yaşamı yaşarken yakalamışım...

Yaşamla tam 50 yıllık bir kavga...

Bu dile kolay, yaşamayan bilmez. İşte kanıtları... 

+

BABAMA

 

Zamanla baba sen çalışanı görürsün

Çalışıp kazanmak nasıl olur bilirsin

Allah verir de bir kere başlarsam işe

İşte o zaman beni çok seversin baba

 

Hey Baba, zamanında bana “deli” dedin

Para vermedin, aç koydun, halime güldün

Bir zamanlar evlatlık defterinden de sildin

Beni evden kovdun “saçmasın” dedin Baba

 

İş vermezdin, çalışmazsın derdin daima

Çalışmak zevkini tattırmadın ki bana

“Tembeldir” diye bahsettin şu “avcı” halka

“Ahlaksız” biliyor beni onlar da Baba

 

Sana ve başkalarına fenalık yapmadım

Zevkim için bir malını alıp satmadım

Daha ben gençlik zevki ne imiş tatmadım

Niçin ahlaksız dersin bilmem ki Baba

 

Yine var sen hoş ol , hürmet ve salam sana

Seni memnun etmek ahtım olsun ey Baba,

28.12.1950

+

NOT:

Babamın mesleği olan Debbağlık’tan hoşlanmadığım için çalışmak istemezdim.  Babamla nenem çalışmadığım için beni hem aşağılar, hem de azarlarlardı.  

X

NENEME

 

Hey nine çekmediğim kalmadı senin elinden

Küçük bir kabahatimle kurtulamam dilinden

Açlık, parasızlık biraz da senin sert yüzünden

Usandım artık çıldıracağım elinden nene

 

Bir zamanlar sen de ben deliyi eve koymadın

Her an her şeyde babamdan geri kalmadın

Yüzüme gülerek bir babaannelik yapmadın

Sen de babam gibi beni sevmedin ah nene

 

İyiliğin de var, unutmak nankörlük sayılır

Fakat yaptığını da yazsan tarihe yazılır

Aklımda sensin, yine de kalbim sana acınır

Sen beni iyiliğim için azarlarsın nene

 

Ey yüce Tanrım sen kazanç ver kulun olan bana

Muhtaç etme beni böyle bilgisiz bir anaya

Eğer sen bir kazanç vermezsen isen bana Allah’ım

Her zaman deli demekte devam ederler bana...

29.12.1950

+

NOT. Tabakhane’de meslek olarak bir Debbağlık, bir kilimcilik ve bir de Kuşakçılık vardı. Bu arada Tabakhane çarşısında da; bakkal, helvacı, tellal, kahveci gibi esnaf vardı.

Babamın mesleği olan dericiliği ve kilimciliği sevmiyordum.  Kaldı ki yeteri kadar da bilmiyordum. Beni iyi bir mesleğe de çırak olarak koymamışlardı. Bu yüzden de para kazanamadığım için beni aşağılayıp azarlarlardı... İşte Neneme başlıklı şiirim o günkü ruhsal durumumu yansıtmaktadır...

X

ÖZELEŞTİRİ

 

Ekmekçi, kebapçı, atar, bakkal v.s. gibi dükkanların önünde boşu boşuna durmak iyi değildir diyorum.

Neden? Günah mı, dinimize ziyanı mı var. Hayır ne günah ne de dinimize ziyanı var; ya niçin durmayacakmışız derseniz, çünkü siz ekmekçi vs dükkanın önünde dururken; bir fakir borca bir şey almak isterse, sizin de dükkanın önünde durduğunuzu görünce alacağını almaya utanır ve alamaz, sizin gitmeniz bekleyerek zaman yitirir…

Belki bir müddet zarfında evde yiyecek bekleyenler de bulunabilir. Bunlar yalnız fakirler için değil zenginler için de söz konusudur...

O sizin gitmeniz bekleyen adam da her kimse size karşı içinde kırıklık bile duyabilir...

1.2.1952

+

Not: O yaşlarda aylak aylak dolaşırdım. Babasının dükkanında çalışan arkadaşlarla dükkanda ya da dükkanın önünde durup çene çalardım.

Benim içerde olduğumu gören alıcılar ise beni görünce çekilip giderlerdi. Anladım ki veresiye bir şey alacak...

Görülüyor ki 20 yaşında iken bir iç muhasebesi (kendi kendimi eleştirme) başlamış bende... 13.1.2005

X

BİR DENEME

 

Geçen gün otuz kırk yaşlarında ehli kamil adamlarla oturmuş konuşuyorduk. Konuşmalarımız parti hakkında tartışmaya dönüştü.  Ben CHP’liydim, o ise Demokrat Partili…

Soru: Sen niçin falan adama reyini verdin?

Cevap: Eh o adam bana filanca zaman yardım etti de...

Bunlar hep boş laflar değil mi… Ya Peki senin seçtiğin adam bir baş olursa senin ve milletinin bu seçtiğin adamdan ne gibi menfaati olabilir. Çünkü adam babasından kalanla zengin olmuştur. Mecliste söz söylemesini bilmez: Böyle bir adamın memleketin ve hadi senin kalkınmanda ne derece rolü olabilir? Vaziyet bu mertebede olursa sen başkasından da yardım istemeye kalkarsın

Senin seçtiğin adam mecliste; evet evet, hayır hayır demekten  başka ne yapabilir? Eğer o senin gibilere yaptığı ufak bir yardım sayesinde seçilip milletvekili oldu ise…

2.2.1952

Not: Demek ki bu satırları yazdığım zaman yirmi yaşında imişim. Yukarıdaki satırlar benim bilgisizlik boyutunu göstermesi açısından önemlidir.

Zaman zaman Gaziantep’e gittiğimde yerel gazetelerde bu şekilde yazılar yazan yazarlar la karşılaşırım.

Böyle bir adamın 35 yaşına kadar ilkokul mezunu olarak sorumsuzca yaşadıktan sonra; ortaokulu, liseyi, hukuk fakültesini  bitirip kendini yazarlığa ve aydınlanmacılığa adaması herkesin çocuklarına örnek olarak göstermesi gereken bir azimdir ve irade örneğidir.

X

OLMAZ İSE

 

Olmaz ise yardımın anana babana

İyi yaşıyorum diye övünme bana

Sıkılmıyor kimseye faydam yok diye

Az çok bir yardımım oluyor ya babama

 

Olsaydı bir salahiyet elimde benim

İmdat ederdim her canlı mahluka

İşte o zaman benim kalmazdı hiç derdim

Şu misafir olduğum fani dünyada

4.3.1952

Açıklama: Babam yine elindeki sermayeyi bitirmişti ve parasız kalmıştı. Ben ise, rençperlik ederek, günde üç dört beş her ne ise para kazanıyordum ve kazandığımdan gerektiği kadarını babama harçlık olarak verirdim ve dahası da masraflarını karşılardım

Gençliğimde hiç param olmadı. Babama para veremediğim için de üzülürdüm.

Yukarıdaki dörtlükler ise yaptığımla gurur duymamdandır. 4.3.1952

+

ARKADAŞ ve HARCAMA

 

Bence arkadaşlarımın bütün masraflarını sağlamak yersiz bir harekettir.

Çünkü sevdiğimiz bir arkadaşın saz, sinema, kahve ve herhangi bir yer de “Bırakınız, ödemeyi ben yapayım?” demekle iyi iş yapmış olmayız.

Bir arkadaş bana on harcarsa elimden gelirse ben de onun için onun için  on bir harcamalıyım ki karşılıklı olsun ve birbirimize etkimiz eşit olsun.

Biri bana:

“Ben bir arkadaşla tanıştım bana hiç para harcatmıyor…”

Kendisini tecrübe için:

“İyi ya, seni seviyormuş.”

“Hayır, dedi, sevip sevmediğini pek o kadar bilmiyorum ama, onun bu davranışım  beni şaşırtıyor… Acaba bir amacı mı var diye düşünüyorum…”

Sözünü kestim:

“O zaman sende istediğini yapar; siz de, kendisine karşı arkadaşlık görevinizi yapmış olursunuz…

Düşünmeden sözüne devam etti:

“Sorun o kadar basit değil; eğer kendisi bir çıkar için benimle arkadaşlık yapıyorsa bu arkadaşlık  beş para etmez.”

“Doğru!”

Arkadaş sözlerini sürdürdü:

“Vallahi bana bu kadar iltifat göstermesi beni şaşırıyor. Beni kendisinden soğutuyor ve   kendisini ile karşılaşmamaya çaba gösteriyorum.”

İşte bunun içindir ki;her zaman  masrafları bizim karşılamamız doğru değildir. Böylece arkadaşımızı zor duruma düşürmüş oluruz ve de bizden kaçmasını sağlamış oluruz. Aklına kötü şeyler gelir ve araya soğukluk girer.

Özetle:

Arkadaşlık yapmak istersen biriyle

Hem sen harca hem de ona harcat

Meşgul olmak istiyorsan derdiyle

Sıkmadan canını hem dinle hem anlat

9.3.1952

x 

APİ’YE

 

Kardeşim Api, neşelenirdik seninle

Şaka yapıp eğlenirdik birbirimizle

Seni çok severdim derin olan sevgimle

Korkma ortağım ben de senin derdine

 

Düşecek adam değildin ceza evine  

Bilirim seni hiç karışmazdın kimseye

Bizlere neşe verirdin tebessümünle

Neyineydi senin densizlik neyine

 

Fakat bilmeyerek yaptın ben de bilirim

Başkasındadır suç, sana suçsuz derim

İnan ki Apiciğim seni çok severim

Hapse girince tükenmez oldu kederim

 

Merak etme ey sevgili kardeşim Api

Kalbinde koyma gam keder geçer hepisi

Gam, kederi bırak, kalbine sok neşeyi

Neşelen, hoş ol, bırak ne varsa hepsini

 

Zamanla yine aramıza girersin sen

Hapisteki gördüğünden, işittiğinden

Bahsedersin bize tatlı tatlı hepsinden

Çıkarsın elbet sen de bir güne gelmeden

9.3.1952

+

Açıklama:

Açıklama: Api, futbol arkadaşlarımızdandı.

Basit bir olaya karıştığından hapse atıldı.

Hapse girmeden önce çok saftı...

Hapse girip çıktıktan sonra değişti...

X

GÜZEL GÖRDÜM

 

Bu gün birkaç güzel gördüm bostanda

Üçü de ömrünün ilkbaharında...

Üçü de birbirinden genç, güzeldi

Gülücükler vardı yanaklarında...

 

İçlerinden birini çok beğendim

Kendini bilmem ama ben dertlendim....

Aklımı çeldi, bir şey diyemedim

Eridim, aktım böyle hal görmedim...

 

Dondum kaldım o an kısıldı sesim

Her şeyim gitti yalnız kaldı tenim

Ben kendimi böyle sever görmedim

Öyleyse bu en hoş günümdür  benim...

 

Zaman zaman kendisini görseydim

Varsın gücüm gitsin vallah severdim

Onu böyle çayır çimen üstünde

Koşup oynar, gülüp gezer göreydim

 

Boyu uzun, beli ince güzelim

Gerdanı açık, kolu kısa güzelim

Peri melek, kısa etek güzelim

Ne olurdu beni sevse meleğim...

11.3.1952

+

Not:

Bir Pazar; stadyumun yanında, kır gezintisinde, Değirmen’e akan su arığının başında bir rastlamıştım ona.

Yeniden yaşamak için gitmek istedim o bostanalara, beton yığıntılar yapmışlar oralara...

X

LATİFE

 

Bir latife etsem ne dersin bana

Ben kaniim kanaatlerime fakat

Şu türlü halleri nadan insana

Açsam da şaşıyorum açmasam da

 

Hem şöyle ki, atalar demişler ki

Bu hali arz etmeyi bilmem ki

Anlayana sineğin kanadı saz

Anlamayana davul zurna az

Sakıp Okuducu

+

Bu yaşlarda arkadaşlık ettiğin benden 5-6 yaş büyük Sakıp Okuducu adlı atar arkadaşım Neyzen Tevfik’e özenir ve tasavvufla ilgilenirdi. Düşündüklerini anlatamamış olmasından dolayı da üzüntüsünü belirtirdi.

Sakıp Okuducu bu şiirini sinemaya giderken elime tutuşturmuştu. Film başlamadan okudum. Ve ben de film başlayıncaya kadar olan zaman aralığında aşağıdaki  Karşılığı yazdım.

İşte budur benim 20 yaşındaki kültürüm ve kültürel çevrem…

KARŞILIK

 

Böyle şeyler anlayana verilir

Anlayanlar tarafından sevilir

Anlayana sinek sazdır diyorsun

Anlamayan bunları nerden bilir

 

Sizin dediğinizi çakmaz bunlar

Evliyayım desen de bakmaz bunlar

Evliyayım mevliyayım deme ha

Seni deli diye nara yakar bunlar

 

Bu insanlar bu dünya böyle bir hal

İyisi mi senin olan senle kal

Bağnazlarla, yobazlarla tartışma

Hakikatta hakikat var yoktur fal

4.4.1952

x

SABAH

 

İşte bak yine oldu sabah

Bak işte kuşlar ötüyor

Ne güzel sabahleyin erken kalkmak

Bak, kedi yavrusunu nasıl seviyor

 

Hisli olurum sabah olunca

Çalışmak için kalkan görünce

Hoş olur sabah ömür boyunca

Duygulanırım sabahları erken kalkınca…

4.4.1952

Açıklama: Bir Nisan sabahı yatağımdan kalktım ki güneş doğmuş, hafiften bir sis... Serçeler bizim evin dut ağacında ötüyor. Duygulandım, yukarıdaki yazdım.

Düşündüm; uykudan kalkıp işe koşanları gözlerimin önüne getirdim. Ben ise hala bilgisizim,  işsizim, mesleksizim ve babamın eline bakmakta olan bir işsiz, güçsüz bir gencim...

Biliyorum, bu günlüklerimin edebi ve sanatsal bir değeri yok; önemi: Benim cehaletimin ölçüsü ve nereden nereye geldiğimin göstergesi olmasındadır…

H.B. G.T. 28.2.2005

X

ZENGİNİM

 

Zenginim ben diğer zenginler gibi

Hem de çok zenginin Harunlar gibi

Harun’dan sultanlardan da zenginim

Bendeki sıhhat nice sultanlar gibi

 

Zenginim diyorum gülmeyin bana

Benim gibi zenginler çoktur ama

Hiç fark etmezler zenginliklerini

Sağım, dincim, çok şükür ikramına

 

Bir sağlam sıhhatin var ise eğer

Dünyalar dolusu mücevher değer

Malın var da sıhhatin yoksa eğer

Bir nefes için hep vermeye değer

5.4.1952

+

Açıklama:

Yukarıda yazdığımı gerçek sanıp da  beni soymaya  kalkmayınız. Evet, zenginim ama manen.

Yukarıdaki yazıyı kendimi şöyle kuvvetli, sıhhatli hissettiğim zaman sıhhatimle gururlanarak yazmıştım.

5.4.1952

X

İÇMİŞİM, İÇELİM

 

İçmişim şarabı geçmişim kendi kendimden

Bir düğün evinde mestleri içerken gördüm

Ben dahi oturmuşum içlerine keyfimden

Kendimi bir alemli zevke dalarken gördüm

 

Ne eğlence ne keyifti nasıl da zevkti

Böyle âlem görmedim sanki dünyada tekti

Çalınan çalgı; davul, zurna bir de dümbelekti

Hoş bir alemdi, derdimiz içip eğelenmekti

 

Dedim ki hey içenler hep beraber içelim

İçin içelim de gamdan kederden geçelim

Oynayın gideceğiz hepimiz aynı yere

Darılmasın dünya giderken sarhoş gidelim

 

İçelim yolumuz bir, niçin edelim merak

Gideceğiz belki yarın belki de çok uzak

İçtikçe içelim şu güzelim badeyi hep birlikte

Elbette dünyanın derdinden kalırız uzak

 

İçelim meramımız her zaman mest olmak

Sarhoş olup da gördüklerimizden zevk almak

İsteyin içkiyi sakiye yalvararaktan

İstediğimiz dünyadan biraz uzak kalmak

 

İçin içelim yolcuyuz hepimiz dünyadan

Gitmeyelim buradan bir zevk safa almadan

Çal çalgıcı davulunu, zurnanı durmadan

Gitmeyiz şu dünyadan zevk safa almadan.

7.4.1952

x

 İÇEMEM

 

İçemem sizinle ben ısrar etmeyin

Benim düşüncem ayrı sizinki ayrı

İster haklısın deyin ister sevmeyin

Sizin içtiğiniz benimkinden ayrı

 

İçeriz bir yerde hoşbeş ederek

Başlangıçtır sizin en hoş zamanınız

İçersiniz aman ne hoştur diyerek

Eksilmez ikram ile iltifatınız

 

İkramınız hürmetiniz fazla olur

Aşırı zevk ile devam eder fasıl

Dersiniz sakiye “Doldur, durmaksızın doldur!”

Keyfiniz böyle devam eder velhasıl

 

Bitti şişeler “Kalk gidelim!” dersiniz

“Nereye gideceğiz?” diye sormadan

Sallanaraktan kalkarsınız hepiniz

Sonra şarkı, türkü çıkar her kafadan

 

İster istemez bir sarhoş olursunuz

Başlarsanız durmadan sövüp saymaya

Bir ağlar, iki söyler, üç durursunuz

Başlarsınız bu sefer de hırlamaya

 

Ayakta yürüyemez yıkılırsınız

Yıkılanı alırsınız sırtınıza

Bazı güler, bazı sıkılırsınız

Götürüp yatırırsınız yatağına

 

Ben böyle içmeyi ister miyim ki hiç

İçersem içerim ben de tek başıma

Yıkılsam sarhoş olsam bilmez kimseler hiç

Siz gidin ben içeyim yalnız başıma...

1.5.1952

Açıklama:

Çevremdeki insanlar içip için kavga ederlerdi. Bense bundan hoşlanmazdım.

İçtiğim zamanlar kendimle meşgul olmak her nedense bana hoş gelirdi.

1.5.1952

+

Not: Görülüyor ki 20 yaşından iken yavaş yavaş toplumdan kopmaya başlamışım...

X

ÇOK ŞÜKÜR

 

Çok şükür Allah’a ben hasta değilim

Sağlamım el eline bakan değilim

Doktordan bir imdat uman değilim

Çok şükür sağlamım ben hasta değilim

 

Çok şükür Allah’a ben sakat değilim

Yardım ile ayağa kalkan değilim

Yatakta yatıp teşt’te sıçan değilim

Çok şükür sağlamım ben sakat değilim

 

Çok şükür Allah’a ben dinsiz değilim

Durmadan ibadet eden de değilim

Her zaman meyhanede içen değilim

Çok şükür Müslüman’ım kâfir değilim

 

Çok şükür Allah’a çalan çırpan değilim

Şefkatim sevgim de var insafsız değilim

Haramda gözüm yok çalağan değilim

Çok şükür Allah’a ben hırsız değilim

 

Çok şükür Allah’a ben sersem değilim

Kendini beğenmiş insan da değilim

Arkadaşım da var tek gezen değilim

Çok şükür Allah’a ben sersem değilim

 

Çok şükür Allah’a ben kârsız değilim

Az çok işten anlarım arsız değilim

Bu yetmez deyip de isteyen değilim

Çok şükür kârım var kârsız değilim

 

Çok şükür Allah’a ben tembel değilim

Boş durmam çalışırım gezen değilim

İş gördüğüm yerden tüyen de değilim

Çok şükür çalışkanım tembel değilim.

4.5.1952

X

HAYAT BU YA!

 

Hayat bu ya, bir gün deli olsam

her şeyi bırakıp sessiz kalsam

Bir gün başımı alıp gitsem

Bu çocuğa sebep Kimya derler

 

Hayat bu ya bir gün de şaşırsam

Saçmalayıp saçımı yolsam

Bazen gülüp de bazen ağlasam

Bunu şaşırtan Kimya’dır derler

 

Hayat bu ya biraz durgun olsam

Laflarına karışmadan dursam

İki üç topluluktan da kaçsam

Bunu böyle eden kimya’dır derler

 

Hayat bu ya bir gün hasta olsam

Evde değil hastanede yatsam

Yatarken de biraz sayıklasam

Bunu böyle eden Kimya derler

 

Hayat bu ya biraz çapkın olsam

Kazara birkaç adama çarpsam

Çattığım anda sövüp saysam

Bu çocuğa sebep Kimya derler

 

Hayat bu ya bir gün sarhoş olsam

Bazlarının yanında kussam

Kendi kendime de mırıldansam

Bunu böyle eden Kimya derler

 

Hayat bu ya bir gün sofu olsam

Her gün akşam sabah namaz kılsam

Yılda iki ay da oruç tutsam

Buna sebep de aklıdır derler

 

Hayat bu ya bir gün zengin olsam

Milyarlarca kağıt para saysam

Baskülde, kepçeyle altın tartsam

Kaderinde varmış gördü derler

 

Sözün kısası iyiyi bilirler Allah’tan

Gelen kötülük Şeytan’dan değil kimyadan

Hey biçareler kesin artık sesinizi

Bana gelen iyi kötü yalnız Allah’tan

8.5.1952

Açıklama ve özet: O  tarihlerde Debbağ (derici) Hacı Kimya’nın yanında çalışırdım. Kendisi; iki kere Hac’ca gidip geldiği halde namaza gitmediği için dinden çıktığı söylenirdi.

Bir gün boşalan sürahiyi su ile doldurmak için giderken birisi “İçi boş mu!” dedi. Hacı Kimya’ya şarap alıp götürdüğümü sanıyordu.

Şaka yollu: “Hayır, dedim, içinde ayran var! Sen görmüyor musun?”

Sen misin böyle deyen; “Hacı kimyanın tesiri altına girmişsin. Hacı Kimya’nın koluna girmişsin. Zaten sende tuhaf bir hal seziliyor, çık onun yanından, çalışma... Böyle deyen benim yakınlarımdandı.

Hacı Kimya’nın yanında çalışırsam dinden imandan çıkacağımı söyleyen başka kişiler de vardı…

Ben de ne olur ne olmaz düşüncesiyle yukarıdaki satırları yazdım ustamı suçlamasınlar diye.

8.5.1952

x

KAPTAN’A 

 

Ey Kale kulübünün takım kaptanı

Desem odur içimizde en aptalı

Neden alırsın takıma gereksizleri

Vakti geçmiş ahlaksız oyuncuları