TABULARA, TALANA, YALANA
BALTA

Bu bir bitki tohumudur!..
+
IRKÇILIĞA, SÖMÜRÜYE, ŞERİATA
HAYIR!..
+
Sorumlusu: Av. Hayri BALTA
+
e-posta: hayri@bilgebalta.com
Site adresi: www.bilgebalta.com
+
GÜNLÜKLER 1
Bu günlükler, yaşamımın en mutsuz ve huzursuz günlerinin notlarıdır.
“Yeniden Doğuş” çabalarının sancılarıdır.
Ham (cahil…) bir adamın fırında yanarken çıkardığı dumanlardır.
+
İÇİNDEKİLER:
|
A. Akıl Ermez Âlim oğlu Âlim Api’ye Arkadaş ve Harcama Askerlik Askerlik şubesinde B. Babama Bekçinin Dayağı Bence Bilmezdim Bir Çay'a Bir Deneme Borç Bu da Benim Vecizelerim Bu dere Bu Gün Ç. Çok Şükür Çok Yazık Bize D. Demiş - Dedim E. Eşime Eşime Mektupla İlanı Aşk Evim Olsaydı G. Gece Gurbette Akşam Güzel Gördüm H. Haber Gelmeyince Hayat Bu Ya Huyum İ. İcabat İçemem İçmişim, İçelim İhtirasım |
İşsizlik K. Kabahat Kimde Kaptan’a Karşılık Kavaklık'ta Aşk Kitaplarım Kütük L. Latife N. Neneme O. Oğlancılar Arasında Ok Spor Olmaz İse Ö. Özeleştiri R. Rızk Darlığı S. Sabah Sabaha Karşı Sarhoşum Sevgi Sıkıntı Cenderesi Sır Sohbet Son Yolcum Sözüm Devrimcilere T. Tımar Y. Yalnızlık Yavru Serçeye Yetmez Yine Hoşum Z. Zayıflığım Zenginim |
X
BİRİNCİ BÖLÜM
Giriş
Sevgili Fevzi,
Aşağıdakiler beni 20 yaşlarında iken yazdıklarımdır. Bu günlükler, o tarihteki duygularımı, kültürümü ve nereden nereye geldiğimi göstermesi bakımından ilginçtir.
Bunları, büyük bir zarfla gönderdiğim dosyanın altındaki boşluğa koymanı rica ederim.
Sevgiler...
30.1.2005
x
Bu köşede benim en bunalımlı günlerimde yazdığım günlüklerimi okuyacaksınız. Günlüklerim; aynı zamanda gençliğimde yaşadığım yoksunluklarımı, ruhsal durumumu ve o zaman ki kültür durumumu gösterecektir.
ANILARIMLA ilgilenen dostlar için bu köşe çok önemli bir kaynak olacaktır.
Aşağıdaki satırlar o zamanki bilgi ve kültürümle nasıl yazmışsam öylece aktarılmıştır…
Şurasını da belirteyim ki benim bunalımlarım 18 yaşında başlamış tam 68 yaşında sona ermiştir. Bu bunalımlı günlerim çoğu yazıya geçirilmiştir.
Demek istiyorum ki yaşamı yaşarken yakalamışım...
Yaşamla tam 50 yıllık bir kavga...
Bu dile kolay, yaşamayan bilmez. İşte kanıtları...
+
BABAMA
Zamanla baba sen çalışanı görürsün
Çalışıp kazanmak nasıl olur bilirsin
Allah verir de bir kere başlarsam işe
İşte o zaman beni çok seversin baba
Hey Baba, zamanında bana “deli” dedin
Para vermedin, aç koydun, halime güldün
Bir zamanlar evlatlık defterinden de sildin
Beni evden kovdun “saçmasın” dedin Baba
İş vermezdin, çalışmazsın derdin daima
Çalışmak zevkini tattırmadın ki bana
“Tembeldir” diye bahsettin şu “avcı” halka
“Ahlaksız” biliyor beni onlar da Baba
Sana ve başkalarına fenalık yapmadım
Zevkim için bir malını alıp satmadım
Daha ben gençlik zevki ne imiş tatmadım
Niçin ahlaksız dersin bilmem ki Baba
Yine var sen hoş ol , hürmet ve salam sana
Seni memnun etmek ahtım olsun ey Baba,
28.12.1950
+
NOT:
Babamın mesleği olan Debbağlık’tan hoşlanmadığım için çalışmak istemezdim. Babamla nenem çalışmadığım için beni hem aşağılar, hem de azarlarlardı.
X
NENEME
Hey nine çekmediğim kalmadı senin elinden
Küçük bir kabahatimle kurtulamam dilinden
Açlık, parasızlık biraz da senin sert yüzünden
Usandım artık çıldıracağım elinden nene
Bir zamanlar sen de ben deliyi eve koymadın
Her an her şeyde babamdan geri kalmadın
Yüzüme gülerek bir babaannelik yapmadın
Sen de babam gibi beni sevmedin ah nene
İyiliğin de var, unutmak nankörlük sayılır
Fakat yaptığını da yazsan tarihe yazılır
Aklımda sensin, yine de kalbim sana acınır
Sen beni iyiliğim için azarlarsın nene
Ey yüce Tanrım sen kazanç ver kulun olan bana
Muhtaç etme beni böyle bilgisiz bir anaya
Eğer sen bir kazanç vermezsen isen bana Allah’ım
Her zaman deli demekte devam ederler bana...
29.12.1950
+
NOT. Tabakhane’de meslek olarak bir Debbağlık, bir kilimcilik ve bir de Kuşakçılık vardı. Bu arada Tabakhane çarşısında da; bakkal, helvacı, tellal, kahveci gibi esnaf vardı.
Babamın mesleği olan dericiliği ve kilimciliği sevmiyordum. Kaldı ki yeteri kadar da bilmiyordum. Beni iyi bir mesleğe de çırak olarak koymamışlardı. Bu yüzden de para kazanamadığım için beni aşağılayıp azarlarlardı... İşte Neneme başlıklı şiirim o günkü ruhsal durumumu yansıtmaktadır...
X
ÖZELEŞTİRİ
Ekmekçi, kebapçı, atar, bakkal v.s. gibi dükkanların önünde boşu boşuna durmak iyi değildir diyorum.
Neden? Günah mı, dinimize ziyanı mı var. Hayır ne günah ne de dinimize ziyanı var; ya niçin durmayacakmışız derseniz, çünkü siz ekmekçi vs dükkanın önünde dururken; bir fakir borca bir şey almak isterse, sizin de dükkanın önünde durduğunuzu görünce alacağını almaya utanır ve alamaz, sizin gitmeniz bekleyerek zaman yitirir…
Belki bir müddet zarfında evde yiyecek bekleyenler de bulunabilir. Bunlar yalnız fakirler için değil zenginler için de söz konusudur...
O sizin gitmeniz bekleyen adam da her kimse size karşı içinde kırıklık bile duyabilir...
1.2.1952
+
Not: O yaşlarda aylak aylak dolaşırdım. Babasının dükkanında çalışan arkadaşlarla dükkanda ya da dükkanın önünde durup çene çalardım.
Benim içerde olduğumu gören alıcılar ise beni görünce çekilip giderlerdi. Anladım ki veresiye bir şey alacak...
Görülüyor ki 20 yaşında iken bir iç muhasebesi (kendi kendimi eleştirme) başlamış bende... 13.1.2005
X
BİR DENEME
Geçen gün otuz kırk yaşlarında ehli kamil adamlarla oturmuş konuşuyorduk. Konuşmalarımız parti hakkında tartışmaya dönüştü. Ben CHP’liydim, o ise Demokrat Partili…
Soru: Sen niçin falan adama reyini verdin?
Cevap: Eh o adam bana filanca zaman yardım etti de...
Bunlar hep boş laflar değil mi… Ya Peki senin seçtiğin adam bir baş olursa senin ve milletinin bu seçtiğin adamdan ne gibi menfaati olabilir. Çünkü adam babasından kalanla zengin olmuştur. Mecliste söz söylemesini bilmez: Böyle bir adamın memleketin ve hadi senin kalkınmanda ne derece rolü olabilir? Vaziyet bu mertebede olursa sen başkasından da yardım istemeye kalkarsın
Senin seçtiğin adam mecliste; evet evet, hayır hayır demekten başka ne yapabilir? Eğer o senin gibilere yaptığı ufak bir yardım sayesinde seçilip milletvekili oldu ise…
2.2.1952
Not: Demek ki bu satırları yazdığım zaman yirmi yaşında imişim. Yukarıdaki satırlar benim bilgisizlik boyutunu göstermesi açısından önemlidir.
Zaman zaman Gaziantep’e gittiğimde yerel gazetelerde bu şekilde yazılar yazan yazarlar la karşılaşırım.
Böyle bir adamın 35 yaşına kadar ilkokul mezunu olarak sorumsuzca yaşadıktan sonra; ortaokulu, liseyi, hukuk fakültesini bitirip kendini yazarlığa ve aydınlanmacılığa adaması herkesin çocuklarına örnek olarak göstermesi gereken bir azimdir ve irade örneğidir.
X
OLMAZ İSE
Olmaz ise yardımın anana babana
İyi yaşıyorum diye övünme bana
Sıkılmıyor kimseye faydam yok diye
Az çok bir yardımım oluyor ya babama
Olsaydı bir salahiyet elimde benim
İmdat ederdim her canlı mahluka
İşte o zaman benim kalmazdı hiç derdim
Şu misafir olduğum fani dünyada
4.3.1952
Açıklama: Babam yine elindeki sermayeyi bitirmişti ve parasız kalmıştı. Ben ise, rençperlik ederek, günde üç dört beş her ne ise para kazanıyordum ve kazandığımdan gerektiği kadarını babama harçlık olarak verirdim ve dahası da masraflarını karşılardım
Gençliğimde hiç param olmadı. Babama para veremediğim için de üzülürdüm.
Yukarıdaki dörtlükler ise yaptığımla gurur duymamdandır. 4.3.1952
+
ARKADAŞ ve HARCAMA
Bence arkadaşlarımın bütün masraflarını sağlamak yersiz bir harekettir.
Çünkü sevdiğimiz bir arkadaşın saz, sinema, kahve ve herhangi bir yer de “Bırakınız, ödemeyi ben yapayım?” demekle iyi iş yapmış olmayız.
Bir arkadaş bana on harcarsa elimden gelirse ben de onun için onun için on bir harcamalıyım ki karşılıklı olsun ve birbirimize etkimiz eşit olsun.
Biri bana:
“Ben bir arkadaşla tanıştım bana hiç para harcatmıyor…”
Kendisini tecrübe için:
“İyi ya, seni seviyormuş.”
“Hayır, dedi, sevip sevmediğini pek o kadar bilmiyorum ama, onun bu davranışım beni şaşırtıyor… Acaba bir amacı mı var diye düşünüyorum…”
Sözünü kestim:
“O zaman sende istediğini yapar; siz de, kendisine karşı arkadaşlık görevinizi yapmış olursunuz…
Düşünmeden sözüne devam etti:
“Sorun o kadar basit değil; eğer kendisi bir çıkar için benimle arkadaşlık yapıyorsa bu arkadaşlık beş para etmez.”
“Doğru!”
Arkadaş sözlerini sürdürdü:
“Vallahi bana bu kadar iltifat göstermesi beni şaşırıyor. Beni kendisinden soğutuyor ve kendisini ile karşılaşmamaya çaba gösteriyorum.”
İşte bunun içindir ki;her zaman masrafları bizim karşılamamız doğru değildir. Böylece arkadaşımızı zor duruma düşürmüş oluruz ve de bizden kaçmasını sağlamış oluruz. Aklına kötü şeyler gelir ve araya soğukluk girer.
Özetle:
Arkadaşlık yapmak istersen biriyle
Hem sen harca hem de ona harcat
Meşgul olmak istiyorsan derdiyle
Sıkmadan canını hem dinle hem anlat
9.3.1952
x
APİ’YE
Kardeşim Api, neşelenirdik seninle
Şaka yapıp eğlenirdik birbirimizle
Seni çok severdim derin olan sevgimle
Korkma ortağım ben de senin derdine
Düşecek adam değildin ceza evine
Bilirim seni hiç karışmazdın kimseye
Bizlere neşe verirdin tebessümünle
Neyineydi senin densizlik neyine
Fakat bilmeyerek yaptın ben de bilirim
Başkasındadır suç, sana suçsuz derim
İnan ki Apiciğim seni çok severim
Hapse girince tükenmez oldu kederim
Merak etme ey sevgili kardeşim Api
Kalbinde koyma gam keder geçer hepisi
Gam, kederi bırak, kalbine sok neşeyi
Neşelen, hoş ol, bırak ne varsa hepsini
Zamanla yine aramıza girersin sen
Hapisteki gördüğünden, işittiğinden
Bahsedersin bize tatlı tatlı hepsinden
Çıkarsın elbet sen de bir güne gelmeden
9.3.1952
+
Açıklama:
Açıklama: Api, futbol arkadaşlarımızdandı.
Basit bir olaya karıştığından hapse atıldı.
Hapse girmeden önce çok saftı...
Hapse girip çıktıktan sonra değişti...
X
GÜZEL GÖRDÜM
Bu gün birkaç güzel gördüm bostanda
Üçü de ömrünün ilkbaharında...
Üçü de birbirinden genç, güzeldi
Gülücükler vardı yanaklarında...
İçlerinden birini çok beğendim
Kendini bilmem ama ben dertlendim....
Aklımı çeldi, bir şey diyemedim
Eridim, aktım böyle hal görmedim...
Dondum kaldım o an kısıldı sesim
Her şeyim gitti yalnız kaldı tenim
Ben kendimi böyle sever görmedim
Öyleyse bu en hoş günümdür benim...
Zaman zaman kendisini görseydim
Varsın gücüm gitsin vallah severdim
Onu böyle çayır çimen üstünde
Koşup oynar, gülüp gezer göreydim
Boyu uzun, beli ince güzelim
Gerdanı açık, kolu kısa güzelim
Peri melek, kısa etek güzelim
Ne olurdu beni sevse meleğim...
11.3.1952
+
Not:
Bir Pazar; stadyumun yanında, kır gezintisinde, Değirmen’e akan su arığının başında bir rastlamıştım ona.
Yeniden yaşamak için gitmek istedim o bostanalara, beton yığıntılar yapmışlar oralara...
X
LATİFE
Bir latife etsem ne dersin bana
Ben kaniim kanaatlerime fakat
Şu türlü halleri nadan insana
Açsam da şaşıyorum açmasam da
Hem şöyle ki, atalar demişler ki
Bu hali arz etmeyi bilmem ki
Anlayana sineğin kanadı saz
Anlamayana davul zurna az
Sakıp Okuducu
+
Bu yaşlarda arkadaşlık ettiğin benden 5-6 yaş büyük Sakıp Okuducu adlı atar arkadaşım Neyzen Tevfik’e özenir ve tasavvufla ilgilenirdi. Düşündüklerini anlatamamış olmasından dolayı da üzüntüsünü belirtirdi.
Sakıp Okuducu bu şiirini sinemaya giderken elime tutuşturmuştu. Film başlamadan okudum. Ve ben de film başlayıncaya kadar olan zaman aralığında aşağıdaki Karşılığı yazdım.
İşte budur benim 20 yaşındaki kültürüm ve kültürel çevrem…
x
KARŞILIK
Böyle şeyler anlayana verilir
Anlayanlar tarafından sevilir
Anlayana sinek sazdır diyorsun
Anlamayan bunları nerden bilir
Sizin dediğinizi çakmaz bunlar
Evliyayım desen de bakmaz bunlar
Evliyayım mevliyayım deme ha
Seni deli diye nara yakar bunlar
Bu insanlar bu dünya böyle bir hal
İyisi mi senin olan senle kal
Bağnazlarla, yobazlarla tartışma
Hakikatta hakikat var yoktur fal
4.4.1952
x
SABAH
İşte bak yine oldu sabah
Bak işte kuşlar ötüyor
Ne güzel sabahleyin erken kalkmak
Bak, kedi yavrusunu nasıl seviyor
Hisli olurum sabah olunca
Çalışmak için kalkan görünce
Hoş olur sabah ömür boyunca
Duygulanırım sabahları erken kalkınca…
4.4.1952
Açıklama: Bir Nisan sabahı yatağımdan kalktım ki güneş doğmuş, hafiften bir sis... Serçeler bizim evin dut ağacında ötüyor. Duygulandım, yukarıdaki yazdım.
Düşündüm; uykudan kalkıp işe koşanları gözlerimin önüne getirdim. Ben ise hala bilgisizim, işsizim, mesleksizim ve babamın eline bakmakta olan bir işsiz, güçsüz bir gencim...
Biliyorum, bu günlüklerimin edebi ve sanatsal bir değeri yok; önemi: Benim cehaletimin ölçüsü ve nereden nereye geldiğimin göstergesi olmasındadır…
H.B. G.T. 28.2.2005
X
ZENGİNİM
Zenginim ben diğer zenginler gibi
Hem de çok zenginin Harunlar gibi
Harun’dan sultanlardan da zenginim
Bendeki sıhhat nice sultanlar gibi
Zenginim diyorum gülmeyin bana
Benim gibi zenginler çoktur ama
Hiç fark etmezler zenginliklerini
Sağım, dincim, çok şükür ikramına
Bir sağlam sıhhatin var ise eğer
Dünyalar dolusu mücevher değer
Malın var da sıhhatin yoksa eğer
Bir nefes için hep vermeye değer
5.4.1952
+
Açıklama:
Yukarıda yazdığımı gerçek sanıp da beni soymaya kalkmayınız. Evet, zenginim ama manen.
Yukarıdaki yazıyı kendimi şöyle kuvvetli, sıhhatli hissettiğim zaman sıhhatimle gururlanarak yazmıştım.
5.4.1952
X
İÇMİŞİM, İÇELİM
İçmişim şarabı geçmişim kendi kendimden
Bir düğün evinde mestleri içerken gördüm
Ben dahi oturmuşum içlerine keyfimden
Kendimi bir alemli zevke dalarken gördüm
Ne eğlence ne keyifti nasıl da zevkti
Böyle âlem görmedim sanki dünyada tekti
Çalınan çalgı; davul, zurna bir de dümbelekti
Hoş bir alemdi, derdimiz içip eğelenmekti
Dedim ki hey içenler hep beraber içelim
İçin içelim de gamdan kederden geçelim
Oynayın gideceğiz hepimiz aynı yere
Darılmasın dünya giderken sarhoş gidelim
İçelim yolumuz bir, niçin edelim merak
Gideceğiz belki yarın belki de çok uzak
İçtikçe içelim şu güzelim badeyi hep birlikte
Elbette dünyanın derdinden kalırız uzak
İçelim meramımız her zaman mest olmak
Sarhoş olup da gördüklerimizden zevk almak
İsteyin içkiyi sakiye yalvararaktan
İstediğimiz dünyadan biraz uzak kalmak
İçin içelim yolcuyuz hepimiz dünyadan
Gitmeyelim buradan bir zevk safa almadan
Çal çalgıcı davulunu, zurnanı durmadan
Gitmeyiz şu dünyadan zevk safa almadan.
7.4.1952
x
İÇEMEM
İçemem sizinle ben ısrar etmeyin
Benim düşüncem ayrı sizinki ayrı
İster haklısın deyin ister sevmeyin
Sizin içtiğiniz benimkinden ayrı
İçeriz bir yerde hoşbeş ederek
Başlangıçtır sizin en hoş zamanınız
İçersiniz aman ne hoştur diyerek
Eksilmez ikram ile iltifatınız
İkramınız hürmetiniz fazla olur
Aşırı zevk ile devam eder fasıl
Dersiniz sakiye “Doldur, durmaksızın doldur!”
Keyfiniz böyle devam eder velhasıl
Bitti şişeler “Kalk gidelim!” dersiniz
“Nereye gideceğiz?” diye sormadan
Sallanaraktan kalkarsınız hepiniz
Sonra şarkı, türkü çıkar her kafadan
İster istemez bir sarhoş olursunuz
Başlarsanız durmadan sövüp saymaya
Bir ağlar, iki söyler, üç durursunuz
Başlarsınız bu sefer de hırlamaya
Ayakta yürüyemez yıkılırsınız
Yıkılanı alırsınız sırtınıza
Bazı güler, bazı sıkılırsınız
Götürüp yatırırsınız yatağına
Ben böyle içmeyi ister miyim ki hiç
İçersem içerim ben de tek başıma
Yıkılsam sarhoş olsam bilmez kimseler hiç
Siz gidin ben içeyim yalnız başıma...
1.5.1952
Açıklama:
Çevremdeki insanlar içip için kavga ederlerdi. Bense bundan hoşlanmazdım.
İçtiğim zamanlar kendimle meşgul olmak her nedense bana hoş gelirdi.
1.5.1952
+
Not: Görülüyor ki 20 yaşından iken yavaş yavaş toplumdan kopmaya başlamışım...
X
ÇOK ŞÜKÜR
Çok şükür Allah’a ben hasta değilim
Sağlamım el eline bakan değilim
Doktordan bir imdat uman değilim
Çok şükür sağlamım ben hasta değilim
Çok şükür Allah’a ben sakat değilim
Yardım ile ayağa kalkan değilim
Yatakta yatıp teşt’te sıçan değilim
Çok şükür sağlamım ben sakat değilim
Çok şükür Allah’a ben dinsiz değilim
Durmadan ibadet eden de değilim
Her zaman meyhanede içen değilim
Çok şükür Müslüman’ım kâfir değilim
Çok şükür Allah’a çalan çırpan değilim
Şefkatim sevgim de var insafsız değilim
Haramda gözüm yok çalağan değilim
Çok şükür Allah’a ben hırsız değilim
Çok şükür Allah’a ben sersem değilim
Kendini beğenmiş insan da değilim
Arkadaşım da var tek gezen değilim
Çok şükür Allah’a ben sersem değilim
Çok şükür Allah’a ben kârsız değilim
Az çok işten anlarım arsız değilim
Bu yetmez deyip de isteyen değilim
Çok şükür kârım var kârsız değilim
Çok şükür Allah’a ben tembel değilim
Boş durmam çalışırım gezen değilim
İş gördüğüm yerden tüyen de değilim
Çok şükür çalışkanım tembel değilim.
4.5.1952
X
HAYAT BU YA!
Hayat bu ya, bir gün deli olsam
her şeyi bırakıp sessiz kalsam
Bir gün başımı alıp gitsem
Bu çocuğa sebep Kimya derler
Hayat bu ya bir gün de şaşırsam
Saçmalayıp saçımı yolsam
Bazen gülüp de bazen ağlasam
Bunu şaşırtan Kimya’dır derler
Hayat bu ya biraz durgun olsam
Laflarına karışmadan dursam
İki üç topluluktan da kaçsam
Bunu böyle eden kimya’dır derler
Hayat bu ya bir gün hasta olsam
Evde değil hastanede yatsam
Yatarken de biraz sayıklasam
Bunu böyle eden Kimya derler
Hayat bu ya biraz çapkın olsam
Kazara birkaç adama çarpsam
Çattığım anda sövüp saysam
Bu çocuğa sebep Kimya derler
Hayat bu ya bir gün sarhoş olsam
Bazlarının yanında kussam
Kendi kendime de mırıldansam
Bunu böyle eden Kimya derler
Hayat bu ya bir gün sofu olsam
Her gün akşam sabah namaz kılsam
Yılda iki ay da oruç tutsam
Buna sebep de aklıdır derler
Hayat bu ya bir gün zengin olsam
Milyarlarca kağıt para saysam
Baskülde, kepçeyle altın tartsam
Kaderinde varmış gördü derler
Sözün kısası iyiyi bilirler Allah’tan
Gelen kötülük Şeytan’dan değil kimyadan
Hey biçareler kesin artık sesinizi
Bana gelen iyi kötü yalnız Allah’tan
8.5.1952
Açıklama ve özet: O tarihlerde Debbağ (derici) Hacı Kimya’nın yanında çalışırdım. Kendisi; iki kere Hac’ca gidip geldiği halde namaza gitmediği için dinden çıktığı söylenirdi.
Bir gün boşalan sürahiyi su ile doldurmak için giderken birisi “İçi boş mu!” dedi. Hacı Kimya’ya şarap alıp götürdüğümü sanıyordu.
Şaka yollu: “Hayır, dedim, içinde ayran var! Sen görmüyor musun?”
Sen misin böyle deyen; “Hacı kimyanın tesiri altına girmişsin. Hacı Kimya’nın koluna girmişsin. Zaten sende tuhaf bir hal seziliyor, çık onun yanından, çalışma... Böyle deyen benim yakınlarımdandı.
Hacı Kimya’nın yanında çalışırsam dinden imandan çıkacağımı söyleyen başka kişiler de vardı…
Ben de ne olur ne olmaz düşüncesiyle yukarıdaki satırları yazdım ustamı suçlamasınlar diye.
8.5.1952
x
KAPTAN’A
Ey Kale kulübünün takım kaptanı
Desem odur içimizde en aptalı
Neden alırsın takıma gereksizleri
Vakti geçmiş ahlaksız oyuncuları